• RESULÜLLAH’IN (S.A.V.) EHL-İ BEYT’İNE MAHSUS ÖZELLİKLER

    Resulüllah (s.a.v.)'in Ehl-i Beyt'i olan Hz. Ali (a.s.), Hz. Fatıma (a.s.), Hz. Hasan (a.s.) ve Hz. Hüseyin (a.s.)'ı Cenab-ı Hak aşağıdaki konularda Hz. Peygamber (s.a.v.) ile beraber zikretmiştir: Kur'an-ı Kerim'de, "Âl-i Yâsin'e selam olsun" 32 yani, "Muhammed (s.a.v.)'in Ehl-i Beyt'ine selam olsun" buyurulmaktadır. "Şüphesiz ki şânı yüce olan Allah ve melekleri Peygambere (s.a.v.) salat ve selam ederler. Ey iman edenler! Siz de O'na (Resulüllah'a) salat ve selam edin" 33 Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kesik bir şekilde Bana salat etmeyiniz." Ashab sordular ki: 32 Saf, 130 33 Ahzab, 56
  • RESULÜLLAH’IN (S.A.V.) EHL-İ BEYT’İNE MAHSUS ÖZELLİKLER (2)

    "Ya Resulallah! Kesik salat etmek de ne demektir?" Resulüllah (s.a.v.) buyurdu: "Kesik salat, `Allahümme salli ala Muhammed'dir. Salatın tamamı ise şöyledir: Allahümme salli ala Muhammedin ve ala Âl-i Muhammed." "Âl-i Muhammed"den murad; İmam Ali (a.s.), Fatıma (a.s.), Hasan (a.s.), Hüseyin (a.s.)'dır." 34 Namazda ettahiyyatü'den sonra okunan Allahümme salli ve barik dualarında Hz. Peygambere (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt'ine salat edilmektedir. Yine Kur'an'da Allah-u Teala Tathir ayeti ile Ehl-i Beyt'in temizliğini bildiriyor: "Allah her çeşit kötülüğü siz (Ehl-i Beyt'ten) uzaklaştırmak ve sizi tertemiz kılmak istiyor." Bu ayet âl-i aba olan beş insan hakkında nâzil olmuştur. Ehl-i Beyt'e, Hz. Peygamber (s.a.v.) gibi sadaka haram kılınmıştır. "Yezid ibn-i Esam şöyle demiştir: Hurma devşirildiği zaman bir kişi, bir salkım hurma getirip caminin bir kenarına asardı. Fakir gelip bastonuyla ona vurur, düşenden yerdi. Bir kere Resulüllah (s.a.v.) Hasan veya Hüseyin (a.s.) yanındayken mescide girdiğinde torunu, düşen bir hurmayı ağzına atınca, hemen Resulüllah (s.a.v.) onu ağzından geri çıkarttı. Çünkü Resulüllah ve Ehl-i Beyt'i sadaka yemezdi." 35 Allah-u Teala Şûra Sûresi 23. ayette, "Ey Peygamber de ki: Ben buna karşılık, akrabalara (Ehl-i Beyt'ime) sevgi dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum" buyurmaktadır. Yani, Hz. Peygamber (s.a.v.)'e olan sevgi ile Ehl-i Beyt'e olan sevgi birdir. 34 el-Heytemî, Savaik'ul-Muhrika, s. 144 35 Taberî, Tarih, s. no: 14012-14014
  • EHL-İ BEYT VE HZ. HÜSEYİN (A.S.)

    "Yıldızlar, yeryüzü halkını boğulmaktan kurtaran güvencelerdir. Ehl-i Beyt'im ise, yeryüzü halkını ihtilaflardan koruyan güvencelerdir." 36 Onlar (Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin) kıyamet gününe kadar Kur'an'dan ayrılmayan Ehl-i Beyt'tendirler. Ümmet Kur'an'a ve Ehl-i Beyt'e sarıldıkça şaşırmaz." 37 "Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Yıldızlar gök ehline emanettir. Ehl-i Beyt'im ise ümmetime emanettir." 38 "Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: En hayırlınız, Benden sonra Ehl-i Beyt'ime hayırlı olandır." 39 Son olarak, Ehl-i Beyt'in ilim ve insanları irşad konusunda her Müslümandan daha ileri ve üstün olduğunu hatırlatan bir hadis verelim: 36 el-Müstedrek, Hakim, c. 3, s. 149 37 El-Müstedrek, Hakim, c. 3, s. 109 38 el-Heysemî, Mecma'uz-Zevaid, s. 174 39 a.g.e., s. 174
  • EHL-İ BEYT VE HZ. HÜSEYİN (A.S.) (2)

    İbn Hacer "Savaik" adlı eserinin 135. sayfasında Hz. Peygamber (s.a.v.)'den şu hadisi nakletmektedir: "Kur'an ve Ehl-i Beyt'ten ne ileriye geçin ne de geriye kalın; yoksa helak olursunuz ve onlara bir şey öğretmeye de kalkışmayın. Çünkü onlar sizden daha âlimdirler." Ebu'l-Carud şöyle rivayet etmiştir: "Ali bin Hüseyin (a.s.) (Zeynelâbidin) dedi ki: İnsanlar neden bizden öç alıyorlar? Allah'a yemin ederim ki, bizler nübüvvet ağacı, rahmet evi, ilim madeni ve meleklerin uğrak yerleriyiz." 40 40 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 391
  • İMAM HÜSEYİN’İN RESULÜLLAH (S.A.V.)’E OLAN BENZERLİĞİ

    Hz. Ali (a.s.) der ki: "Hasan Resulüllah (s.a.v.)'e göğsünden başına kadar olan kısmında, Hüseyin de bundan aşağı olan kısmında çok benzerdi." 41 "Hüseyin b. Ali başında imame (sarık) olduğu halde içeri girdi. Birden, Hz. Peygamberin (s.a.v.) dirildiğini sandım." 42 Enes bin Mâlik şöyle der: "Onların (Ehl-i Beyt'in) Resulüllah (s.a.v.)'e en çok benzeyeni oydu" 43 Abdullah el-Alayilî şöyle der: "Hüseyin (a.s.)'la ilgili haberlerde şu hususlara yer verilir: O yüce Dedesinin şemailini yansıtan bir görünüşe sahipti. Dedesi onun sûretinde zuhur etmişti sanki..." 44 "Hz. Hüseyin (a.s.) yüz ve davranışları bakımından halkın Resulüllah (s.a.v.)'e en çok benzeyeni idi. Karanlık gecelerde onun mübarek alnından nur yükselir ve halk onu o nur vesilesi ile tanırdı." 45 41 Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 108; Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 660 42 Bihar'ul Envar, c. 10, s. 82 43 A'ynu'ş-Şia, c. 1, s. 563 44 Tarihu'l-Hüseyn (a.s.), s. 226 45 Muhaddis el-Kummî, Muntehe'l-Amal eserinden
  • NURLU ÇEHRE

    Sehl Saidi'den şöyle rivayet edilmiştir: "Ben, Şam şehrinde, İmam Hüseyin (a.s.)'ın mübarek başını şu vasıflarla gördüm: O mukaddes baştan nur yayılıyordu, sakalları yuvarlak, kılları siyah, beyaz ve rastık ile boyanmıştı. Mübarek gözleri siyah, kaşları ve burnu ise çekikti." 46 Allame Meclisi'nden şöyle bir rivayet vardır: "İmam Hüseyin (a.s.), karanlık bir yerde oturduğunda, halk alnındaki ve boynundaki nur vasıtası ile ona doğru giderlerdi. Zira Peygamber-i Ekrem (s.a.v.) defalarca onun alnını, boynunu ve boğazını öpmüştü" 47 46 Behaî, el-Kâmil eserinden 47 Nasihu't-Tevarih
  • İLİM SAHİBİ OLMASI

    "Muhammed b. Hanefiyye şöyle demiştir: Hüseyin (a.s.) bizim en âlimimiz, içimizde en halim (ağır başlı) olanımız ve akrabalık olarak Resulüllah (s.a.v.)'e en yakın olanımızdır. O, dinde derin kavrayış sahibi (fakih) bir imamdı." 48 Hüseyin ibn-i Ali (a.s.) şöyle anlatmıştır: "Ben, kardeşim Muhammed ibn-i Hanefiyye ve amcaoğullarım Abdullah ibn-i Abbas, Kusem ve Fadl bir sofrada yemek yerken sofranın üzerine bir çekirge düştü. Hemen Abdullah ibn-i Abbas onu alınca Hüseyin (a.s.)'a, "Ey efendim! Çekirgenin kanadı üzerinde ne yazılı olduğunu biliyor musunuz?" dedi. O da: "Ben, babam Emir'ül-Mü'minine bunu sorduğumda o şöyle dedi: "Ben bunu senin Dedene (s.a.v.) sorduğumda O bana, "Çekirgenin kanadı üzerinde: Şüphesiz Allah Benim, ancak Ben! 48 Bihar'ul Envar, c. 10, s. 140
  • İLİM SAHİBİ OLMASI (2)

    Benden başka hiçbir ilah yoktur. Ben çekirgenin Rabbiyim ve rızkını gönderenim! Dilediğim zaman onu bir kavme rızık olarak gönderirim, dilersem de (onu) bir topluluğa bela (yaparım) diye yazılıdır" diye buyurdu" dedi. Bunu duyan Abdullah ibn-i Abbas kalkıp Hüseyin ibn-i Ali'yi kucakladı ve, "Vallahi bu gizli ilimdendir" dedi." 49 Allah'ın birliği ile ilgili şu engin bilgiler ona aittir: "... Vasfedenler, O'nun azametinin künhünü takdir edemezler. Ceberrutunun ulaştığı noktayı kalpler idrak edemez. Çünkü varlıklar içinde O'na denk bir şey yoktur. Âlimler akılları ile O'nu kavrayamazlar. Düşünce ehli düşünceleri ile O'nu idrak edemezler. Sadece gaybe iman olarak O'nun hakikat olduğunu anlarlar. Çünkü O, yaratılmışlara ait bir sıfatla vasfedilemez. O tektir, mutlak zengindir. Zihinlerde her ne tasavvur edilirse edilsin, O, başkadır. Yitiği var eder, varı yitik kılar. O'ndan başkası aynı anda iki sıfatı üzerinde taşıyamaz. Düşünmekle O'nun varlığına iman edilir, varlığı betimlenemez. Sıfatlar O'nunla vasfedilir; O sıfatlarla değil. Bilgiler O'nunla bilinir, O bilgilerle değil. İşte Allah budur, O'nun adaşı yoktur. O her türlü eksiklikten münezzehtir. O'na benzeyen bir şey yoktur. O işitendir, görendir." 50 Kader konusu ile ilgili bir soruya verdiği yanıt şöyledir: "Hayır ve şerriyle kadere inanmayan kâfir olur. Günahların sorumluluğunu Allah'a yıkan kimse, Allah'a büyük bir iftira atmış olur. 49 Beyhakî, Şu'abü'l-İman, no: 9658, 12/411-412; Suyutî, ed-Durrü'l-Mensur, c. 6, s. 514 50 Mevsuat-u Kelimati'l-İmam el-Hüseyn, s. 530
  • İLİM SAHİBİ OLMASI (3)

    İtaat edenler Allah'ın zorlaması ile itaat etmezler. Allah kullarını ihmal edip de helake sürüklemez. Bilakis, O, onları mâlik kıldığı şeylere de kâdirdir. Kullar emre uyup itaat ederlerse, Allah onlara engel olmaz, itaatlerini geciktirmez. Şayet günaha karar verirlerse, Allah eğer onlara lutfedip onları niyetlendikleri günahtan alıkoymayı dilerse bunu yapar. Şayet yapmazsa, onları zorla günaha sürüklemiş ve cebren günahı işletmiş olmaz. Bilakis, Allah onları uyardıktan, bilgilendirdikten, aleyhlerine olan kanıtları bütünüyle ortaya koyduktan sonra onları güç sahibi kılmış, onlara imkan vermiş, onları emrettiği şeyleri yapma, yasakladığı şeyleri yapmama serbestisi tanımıştır..." 51 İmam Hüseyin (a.s.) gerçek mânâda âlim olamayanların hâllerini şöyle anlatmıştır: "Sonra siz ey ilimle meşhur olup hayırla anılan, nasihatle tanınıp Allah'ın vesilesi ile gönüllerinde heybetli görünen âlimler topluluğu! (Bilin ki) şerefli insanlar sizden çekinir, zayıflar ise saygı gösterir, kendi düzeyinizde olan ve iyilikte bulunmadığınız kimseler sizi kendilerine tercih ederler. İnsanların ihtiyaçları karşılanmadığı zaman sizin arabuluculuğunuzla karşılanır. Yolda giderken padişahların heybeti ve büyüklerin de izzetiyle yürürsünüz. Acaba bunların hepsi, sizden beklenilen ilahi vazifeyi yerine getirmeniz (hakkı hâkim kılmanız) için değil midir? Ama siz vazifenizin çoğunu yapmıyor ve kusur gösteriyorsunuz. 51 Mevsuat-u Kelimati'l-İmam el-Hüseyin, s. 540-541
  • İLİM SAHİBİ OLMASI (4)

    İmamların hakkını küçümsüyor ve zayıfların hakkını çiğniyorsunuz. Fakat kendiniz için kurguladığınız hakka gelince; onu hemen talep ediyorsunuz. Siz Allah yolunda ne bir mal harcadınız, ne yarattığı nefsi O'nun için herhangi bir tehlikeye attınız ve ne de O'nun rızası için bir topluluğa düşman oldunuz. (Bununla birlikte) Allah'ın cennetine girmeyi, peygamberleriyle komşu olmayı ve azabından da kurtulmayı arzu ediyorsunuz." 52 52 Bihar'ul Envar, c. 78, s. 122