• CEMEL SAVAŞI’NDA HZ. HASAN (2)

    İmam Ali bunları duyunca oğlu İmam Hasan'ı Kûfe halkı önünde bir konuşma yaparak söz konusu iddiaları çürütmeye çağırdı. İmam Hasan da babasının bu davetini kabul etti. Ve Kûfe halkından oluşan bir kalabalık karşısında bir konuşma yaptı. Ve şunları söyledi: "Ey insanlar! Rabbinizden akıl öğrenin, "Yüce Allah Adem'i, Nuh'u, İbrahim oğullarını, İmran oğullarını, bütün insanlar üzerine önder olarak seçti. Bunlar birbirinden türemiş tek kuşaktır. Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir." 375 Bizler, Adem'den türeyen bir zürriyet, Nuh'tan gelen bir aile, İbrahim'e dayanan seçkinler topluluğu, İsmail'den gelen bir soyun mensupları ve Muhammed'in Ehl-i Beyt'iyiz. Bizler sizin aranızda yükseltilmiş gök, düzleştirilmiş yeryüzü, ışık saçan güneş, yağı kutsanmış, ne doğuya ve ne batıya bakan zeytin ağacı gibiyiz. Peygamber bu ağacın kökü, Ali dalı ve Allah'a yemin ederim ki, bizler de meyveleriyiz. Kim bu ağacın dallarından birine tutunursa, kurtulmuş olur. Kim de bu ağacın dallarından ayrı düşerse ateşe yuvarlanır..." İmam Hasan konuşmasını bitirdikten sonra İmam Ali minbere çıktı. Ve halka şöyle dedi. "Ey Allah Resulü'nün oğlu! Bu insanlara karşı hüccetini ortaya koydun. Sana itaat etmelerinin gerekliliğini ortaya koydun. Sana karşı çıkanların vay haline!" 376 375 Âl-i İmran, 34 376 Biharu'l Envar, c. 43, s. 358
  • HZ. ALİ’NİN MUAVİYE İLE SAVAŞA HAZIRLANMASI

    Muaviye, Sıffin'e doğru ilerleyerek Fırat'ı ele geçirdi. Bunun üzerine barışa yönelik bütün girişimleri sonuçsuz kalan Hz. Ali savaş hazırlıklarına girişti. Muhacirler'i ve Ensar'ı bir toplantıya çağırarak onlara şöyle dedi: "Sizler, görüşleri hayırlı, yumuşaklığı tercih eden, hakla sözleşmiş, işi ve davranışı bereketli kimselersiniz. Biz düşmanımız üzerine yürümeyi istedik. Görüşünüzü bildirin." Aralarında Ammar b. Yâsir, Sehl b. Hüneyf, Mâlik Eşter, Kays b. Sa'd, Adiyy b. Hatem, Haşim b. Utbe gibi büyük şahsiyetlerin bulunduğu çok sayıda sahabe hemen öne atılarak İmam Ali'nin düşman üzerine yürüyerek onunla karşılaşma yolundaki kararını hararetle desteklediler." 377 O esnada İmam Hasan önemli bir konuşma yaptı: "Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a hamd ederim. O, tektir ve ortağı yoktur. O'nu layığı olduğu niteliklerle överim. Yüce Allah'ın üzerinizde 377 Hidayet Önderleri, s. 121
  • HZ. ALİ’NİN MUAVİYE İLE SAVAŞA HAZIRLANMASI (2)

    azametli kıldığı hakkı, size bol bol bağışladığı nimetleri, saymakla bitmez. Şükrü eda edilmez, hiçbir niteleme, hiçbir söz ona yetişemez. Bizim öfkemiz Allah ve sizin içindir. O'nun bize yönelik bir nimeti de nimetleri ve belaları karşısında O'na layık olduğu şekilde şükretmemizdir. Öyle bir sözdür ki, onda Allah'a hoşnutluk yükselir. Onda doğruluğun iyiliği yayılır. Böylece onun sayesinde yüce Allah sözümüzü tasdik eder ve Rabbimizden daha çoğunu almayı hak ederiz. Öyle bir söz ki artar ve asla tükenmez. Eğer bir topluluk bir iş üzerinde birleşirse, mutlaka o işe yönelik azimleri güçlenir. Düşmanınız Muaviye ve ordusu ile savaşmak için yığınak yapın çünkü o hazırlandı. (Size yaklaştı) destek ve yardımdan geri kalmayın zira geri kalıp yüzüstü bırakmak, kalbin damarlarını keser. Oklar üzerine yürümekte ise, kurtuluş ve korunma vardır. Çünkü eğer bir topluluk onurunu takınırsa, mutlaka Allah onlardan illeti ve güçsüzlüğü kaldırır. Zilletin şiddetlerinden onları uzak tutar. Onları hak yolun işaretlerini gösterir." Ardından İmam Hasan bu konuşmayı şu beyitle bitirdi: "Barıştan hoşnut olduğun kadarını alırsın. Savaşa gelince, onun nefeslerinin birkaç yudumu sana yeter." 378 Bilindiği gibi bu olayların ardından iki tarafın ordusu Sıffin'de karşı karşıya geldi. Altı ay süren Sıffin Savaşı iki taraftan da pek çok insanın ölümüne yol açtı. 378 Şerh-u Nehcü'l Belaga, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 3, s. 168
  • HZ. HASAN SIFFİN SAVAŞI’NDA

    İmam Hasan Sıffin'de bariz bir rol oynadı. Tarihî kaynakların ifadesine göre, Hz. Ali, Sıffın savaşında ordunun sağ kanat komutanlığına İmam Hasan'ı ve kardeşi İmam Hüseyin'i, sol kanat komutanlığına ise Abdullah b. Câfer'i ve Müslim b. Akil'i tayin etti. 379 Muaviye bu arada Hz. Hasan'ın nabzını kontrol etmek için Ubeydullah b. Ömer'i imama gönderdi. Ubeydullah Hz. Hasan'a, halifelik vaadiyle aldatıp babasını terk etmesini teklif edecekti. Ubeydullah imama geldi ve, "Benim senden bir isteğim var" dedi. İmam Hasan'ın, "Evet ne istiyorsun?" karşılığını vermesi üzerine Ubeydullah söze başladı: "Baban, öteden beri Kureyş kabilesini oklarına hedef seçti. Bu yüzden Kureyşliler ondan nefret ettiler. Acaba onun safını terk eder misin, ki o taktirde halifelik görevini sana verelim?" İmam Hasan şöyle dedi: "Asla, Allah'a yemin ederim ki olmaz, bugün veya yarın seni ölmüş olarak görüyor gibiyim. Şeytan gözü379 el-Menakıb, İbn-i Şehraşub, c. 3, s. 168
  • HZ. HASAN SIFFİN SAVAŞI’NDA (2)

    nü boyayarak seni aldattı ve korku sürünmüş olarak yola çıkardı. Sen, Şam kadınlarının senin durumunu görmelerini (sana aldanmalarını) istedin. Oysa Allah seni öldürecek ve ölü olarak yüz üstü yere serecektir." 380 Bunun üzerine Ubeydullah üzgün ve hayal kırıklığına uğramış olarak Muaviye'nin yanına geri döndü ve Hz. Hasan'ın sözlerini Muaviye'ye nakletti. Muaviye şöyle dedi: "O, babasının oğludur." 381 Ubeydullah, Muaviye ile birlikte savaşmak üzere savaş alanına çıktı. Ve savaşın hemen başında Hamedan kabilesine mensup bir savaşçı tarafından öldürüldü. İmam Hasan savaş meydanından geçerken bir savaşçının bir ölüye yaslandığını gördü. Savaşçı mızrağını ölünün gözüne sokmuş atını ayağına bağlamıştı. İmam Hasan yanındakilere "Bakın bakalım kimdir?" dedi. İmamın yakınları kısa bir araştırmadan sonra, ona savaşçının Hamedanlı ve ölünün de Ubeydullah b. Ömer olduğunu haber verdiler." 382 Bu olay Hz. Hasan'ın kerametlerinden biridir. Aynı olay farklı kaynaklarda şöyle anlatılır: "... O günlerde Muaviye Hz. Hasan'ı kandırması için Ubeydullah b. Ömer'le bir mesaj gönderdi. "Babanı desteklemekten vazgeç" dedi ve şunları ekledi: "Bunu yaparsan senin halife olmanı sağlayacağız. Bilirsin ki baban Kureyş'in önde gelenlerinin çoğunu öldüren kimsedir. Ve onların çocukları ve akrabaları aslında bu yüzden babana kin ve düşmanlık beslemektedirler ama sana karşı daha yumuşaktırlar." Hz. Hasan Muaviye'ye şu cevabı verdi: "Kureyş, İslam sancağını yıkıp ortadan kaldırmak istiyordu. Ancak babam Allah ve İslam için onların asilerini öldürdü. Ve dağıttı. Onlar işte bu nedenle öteden beri babama kin ve düşmanlık beslemektedir." 383 380 Hayatu'l İmam Hasan, c. 1, s. 492 381 Hayatu'l İmam Hasan, c. 1, s. 492, 493 382 Hayatu'l İmam Hasan, c. 1, s. 492 383 Hayatu'l İmami'l Hasan, c. 1, s. 444, 445
  • HZ. HASAN VE HAKEM OLAYI

    İmam Ali'nin ordusuyla Muaviye'nin ordusunun karşılaşmasının ardından birkaç ay geçtikten sonra Hz. Ali'nin ordusu savaşı kazanmak üzere iken Şamlıların fitnesi kendini gösterdi. Amr b. As, Muaviye'nin ordusunu Kur'an sayfalarını mızrak uçlarına asıp havaya kaldırarak iki taraf arasında Kur'an'ın hakem olmasını istemeye çağırmakla, Şam ordusunu büyük bir yenilgiden kurtardı. Hz. Ali ordudaki bazı kimselerin baskısı ile bu teklifi kabul etmek zorunda kaldı. Bu kişiler cahillikleri yüzünden Amr b. As'ın hilesinden etkilenmişlerdi. Neticede savaşın sonucunun her iki tarafın hakemlerinin vereceği karara göre belirlenmesine karar verildi. Ebu Musa el-Eşarî, Amr b. As'ın hilesi ile aldatıldı. Bunu gören insanlar düştükleri hatanın farkına vararak Hz. Ali'den imzaladığı anlaşmayı bozup, Muaviye ile yeniden savaşmaya başlamasını istediler. Bu kadarla da yetinmeyip Hz. Ali'yi Hakem Olayı'nı kabul etmekle büyük hata etmiş sayıp "hüküm sadece Allah'ındır" sloganını ortaya attılar. Bu durum Hz. Ali'nin ordusunun saflarında yeni bir kargaşa
  • HZ. HASAN VE HAKEM OLAYI (2)

    ve tartışmanın doğmasına sebep oldu. İmam Ali bunun önüne geçebilmek için herkesin güvenini ve saygısını kazanmış bir kişinin, Ebu Musa'nın verdiği hükmü açık delillere dayanarak iptal etmeyi içeren fakat hakem belirleme ilkesinin aslının meşru olduğunu açıklayan bir konuşma yapmasını uygun gördü. Bu iş için de oğlu Hasan'ı görevlendirdi. Bu görevi ona verirken, "Ey oğlum! Kalk ve bu iki kişi -yani Ebu Musa el-Eşarî ve Amr b. Ashakkında gerekenleri söyle" dedi. Hz. Hasan ayağa kalktı ve minberin basamaklarını çıkarken başladığı konuşmasında şunları söyledi: "Ey insanlar! Bu iki kişi hakkında çok konuştunuz. Onlar Kur'an'a göre hüküm vermekle görevlendirildikleri halde, Kur'an'a karşı keyfi arzulara uyarak hüküm verdiler. Böyle olana hakem denemez. O, hakkında hüküm verilmiş kimse olur. Abdullah b. Kays, Abdullah b. Ömer'i halifeliğe önerirken şu noktada hata etti. Birincisi, Abdullah'ın babasına ters düştü. Çünkü babası onun halife olmasını onaylamadı. Ve onu müşavere kuruluna (şûraya) almadı." İbn-i Kuteybe "el-İmame ve's-Siyase" adlı eserinde konuşmanın bu bölümünde şu rivayetin geçtiğini de yazmaktadır: "İkincisi, onun halife olup olamayacağını kendisine sormadı ve onun bu işi kabul veya reddedeceğini bilmedi). Üçüncüsü, halifeliğe karar veren ve bu kararları halka hüküm olarak koyan Muhacirler ile Ensar Abdullah b. Ömer üzerinde uzlaşmadı. Hakemliğin meşru olduğuna gelince, Resulüllah, Sa'd b. Muaz'ı Ben-i Kurayza kabilesi ile arasındaki anlaşmazlıkta hakem olarak belirledi. O da Allah'ın rızasına ters düşecek bir hüküm verseydi, Resulüllah bu hükmü onaylamazdı." 384 "Hz. Hasan Sıffin'de canla başla öyle çetin savaşıyordu ki Hz. Ali, adamlarından Hasan ve Hüseyin'i düşman içine dalmaktan alıkoymalarını istedi, ki Peygamberin soyu onların ölümüyle son bulmasın." 385 384 Hayatu'l İmami'l Hasan, c. 1, s. 530, 532 385 Vakiatü's-Sıffin, Nasr b. Mezahim, s. 113
  • HZ. HASAN VE HAKEM OLAYI (3)

    Hz. Hasan Sıffin'de babasını bir an olsun yalnız bırakmadı. Daima yanında oldu. Hakem Olayı'nın neticesinde hakemlerin ihanette bulunarak doğru hüküm vermemesi üzerine Hz. Hasan şu konuşmayı yaptı: "Bunlar Allah'ın Kitabı'nı kendi nefislerine tercih etmek için hakem seçildiler. Ancak bunun tam tersini yaptılar. Bu durumda böyle kimselere hakem değil, mahkum denir." 386 386 Hayatu'l İmami'l Hasan b. Ali, c. 1, s. 479
  • HZ. ALİ’NİN OĞLU HZ. HASAN’A VASİYETİ

    İmam Ali, Sıffin Savaşı dönüşünde Hadirin denen yerde oğlu İmam Hasan'a önemli bir vasiyet yaptı. Bu vasiyetin bazı bölümleri şöyledir: "Zamanın çetinliğini ikrar eden, geçici olduğunu bilen, ömrü sona yaklaşan, kadere boyun eğen, dünyayı kınayan, ölüler yerinde yurt tutan, yarın da şu dünyadan göçüp gidecek olan fâni babadan, dilediğini elde edemeyen, helak olup göçenlerin yoluna giden, hastalıklara hedef olan, zamana rehin edilmiş bulunan, musibetlere maruz kalan oğula.... İmdi, dünyanın benden yüz çevirdiğini kesin olarak anladım. Zamanenin bana karşı serkeşlik ettiğini bildim. Ahretin bana benden başkasını düşündürmeyecek, arkamda kalanları hatırlatmayacak, sadece dünyadan sonrası üzerine yoğunlaşmamı sağlayacak şekilde yöneldiğine kanaat getirdim. İnsanların dertlerini bir yana bırakarak sadece kendi derdime eğildiğim için görüşüm beni alıkoydu. Beni arzumdan başka tarafa çevirdi. Ve bana işimin özünü açıkça bildirdi. Böylece beni oyuna gelmez bir ciddiyete, yalanı olmayan bir gerçeğe (doğruluğa) sürükledi.
  • HZ. ALİ’NİN OĞLU HZ. HASAN’A VASİYETİ (2)

    Seni vücudumdan bir parça olarak gördüm, hatta seni benim bir bütünüm olarak buldum. Öyle ki sana bir musibet gelse bana gelmiş olur. Ölüm sana gelse, bana gelmiş gibidir. Senin durumunu kendi durumum gibi bildim. Ve sana, ölsem de, kalsam da tutman, kendisinden yardım alman dileği ile bu mektubu yazdım. Oğulcuğum! Allah'tan çekinmeni, emirlerine uymanı, kalbini O'nun zikri ile imar etmeni, O'nun ipine sarılmanı sana tavsiye ederim. Eğer O'nun ipine sarılırsan, seninle Allah arasında, ondan daha sağlam hangi sebep, hangi vesile bulunabilir? Kalbini öğüt ile dirilt, kesin inanç ile güçlendir, hikmet ile aydınlat. Ölümü hatırlamakla onu zelil kıl, fani olduğunu ikrar etmesini iste. Dünya facialarını görmesini sağla, onu zamanın saldırmasından, geceler ile gündüzlerin kötü geçişinden sakındır. Göçüp gidenlerin hallerini ona arz eyle. Senden öncekilerin başlarına gelenleri ona anlat, hatırlat. O gelip geçenlerin ülkelerini gez. Onlardan kalanları gör, neler yaptıklarını, nereden nereye göçtüklerini, nereye inip konakladıklarına bak, göreceksin ki onlar sevdiklerinin, dostlarının yanından göçüp gurbet diyarına yerleştiler. Kısa bir süre sonra sen de onlardan biri gibi olacaksın. Buna göre konacağın yeri düzelt, ahiretini dünyaya satma. Bilmediğin konu hakkında söz söylemekten ve yükümlü olmadığın konu hakkında konuşma yapmaktan sakın. Nerede olursa olsun, Hak uğruna zorluklara dayan. Din bilgini derinleştir. Kendini hoşa gitmez şeylere sabretmeye alıştır. Hak uğruna sabretmek ne güzel bir huydur! Her şeyde nefsini Rabbine sığınmaya ikna et, böylece sen onu korunaklı bir kaleye, üstün bir engelleyiciye sığındırmış olursun. Ey oğulcuğum! Vasiyetimi iyi anla ve bil ki ölümün sahibi, hayatın da sahibidir. Yaratan, öldürendir. Yok eden, tekrar diriltendir. Derdi veren, dermanı da tekrar ihsan edendir. Dünya, Allah'ın nimetler verdiği fakat sınavlara da tâbi tuttuğu, yaptıklarımıza ahirette karşılık olarak mükafat ve ceza biçtiği bir yurttur. Ya da O, senin