• HZ. FÂTIMA GELMİŞ VE GELECEK KADINLARIN EN ÜSTÜNÜDÜR; CENNETLİK KADINLARIN EFENDİSİDİR (6)

    Hâkim sahih senetle Abdullah ibn Mes'ud'dan rivayet etmiştir. Allah Resulü şöyle buyurdu: "Fâtıma, iffetini kâmil olarak korudu. Bu yüzden Allah O'nun soyuna ateşi haram kılmıştır." 91 Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "... Ya Ali! Sen ümmetin imamı ve Benim vasimsin. Mü'minleri cennete doğru hidayet edeceksin. Kızım Fâtıma'nın kıyamet günü nurdan bir bineğe bindiğini, sağ tarafında yetmiş bin melek, sol tarafında yetmiş bin melek ve arkasında yetmiş bin melek olduğu halde hareket ettiğini ve ümmetimin mü'min kadınlarını cennete götürdüğünü görür gibiyim. Beş vakit namazlarını kılan, Ramazan ayında oruç tutan, Allah'ın evini ziyaret eden, malının zekatını veren, kocasına itaat eden ve Ali'yi seven her kadın, Fâtıma'nın şefaati ile cennete girecektir. Fâtıma dünya kadınlarının en üstünüdür." "Ya Resulallah! Fâtıma (a.s.) sadece kendi asrının mı en üstünüdür?" dediklerinde şöyle buyurdular: "Kendi asrının üstünü olan Meryem'dir. Kızım Fâtıma geçmiş ve gelecekteki bütün kadınların en üstünüdür." 92 El-Cüveynî olarak meşhur olan İbrahim İbn Muhammed El-Hadid, Feraidü's-Simteyn adlı eserinde İbn Abbas'dan şunu rivayet etmektedir: "Bir gün Resûlullah otururken Hasan (a.s.) çıkageldi. Resûlullah (s.a.v.) O'nu görünce ağladı. Ardından şöyle dedi: `Gel oğulcağızım! Gel yanıma, gel yanıma.' O'nu öyle yanına yaklaştırdı ki, sağ dizine oturttu. Ardından Hüseyin (a.s.) çıkageldi. Resûlullah (s.a.v.) O'nu görünce ağladı. Ardından şöyle dedi: `Ey oğulcağı91 Hâkim, Müstedrekü's-Sahihayn, Marifetü's-Sahabe Kitabı 92 Bihârü'l-Envâr, c. 43, s. 24
  • HZ. FÂTIMA GELMİŞ VE GELECEK KADINLARIN EN ÜSTÜNÜDÜR; CENNETLİK KADINLARIN EFENDİSİDİR (7)

    zım! Gel yanıma, gel yanıma.' O'nu öyle yanına yaklaştırdı ki, sol dizine oturttu. Ardından Zehra (a.s.) çıkageldi. Resûlullah (s.a.v.) O'nu da görünce ağladı. Ardından şöyle dedi: `Ey sevgili kızcağızım! Gel yanıma, gel yanıma.' O'nu önüne oturttu. Ardından Emirü'l-Mü'minîn Ali (a.s.) çıkageldi. `Bana doğru gel, Bana doğru gel ey kardeşim.' O'nu kendisine öyle yaklaştırdı ki sağ yanına oturttu. Ardından ashabı O'na, `Ya Resulallah, Sen bunlardan her birini gördüğünde ağladın. Onları gördüğünde onlarda Seni sevindirecek bir şey yok muydu?' dediler. Resûlullah (s.a.v.), `Beni nübüvvetle gönderen ve Beni bütün mahlukatın arasından seçip tertemiz kılan Allah'a kasem olsun ki, Ben ve onlar Allah katında yaratılmışların en keremlisidir. Yeryüzünden Bana onlardan daha sevimli hiçbir can bulunmamaktadır.' Ardından Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: `Kızım Fâtıma geçmiş gelecek bütün kadınlardan üstündür. O vücudumun bir parçasıdır, gözümün nuru ve kalbimin meyvesidir. O Benim ruhumdur. O insanlardan olan bir huridir. Rabbinin huzurunda ibadete durduğunda yıldızların yer ehli için parladığı gibi, O'nun nuru da gökteki melekler için parlar ve Allah Teala meleklerine şöyle hitap eder: `Ey melekler, bakın benim kulum Fâtıma'ya; O Benim huzurumda durmuştur, korkudan titriyor; kalbiyle Benim ibadetime yönelmiştir.' Sizleri şahit kılıyorum ki, Ben O'nun takipçilerini ateşten koruyacağım. Ben O'nu gördüğümde Benden sonra O'na yapılanları hatırlarım. Sanki onun evine zilletin girişini, evinin hürmetinin çiğnenmesini, hakkının gasp edilmesini, mirasının engellenmesini, kemiklerinin kırılışını, cenininin düşürülüşünü ve O'nun ya Muhammed yetiş feryatlarını ve bu feryatlarına icabet edilmemesini duyar gibiyim." 93 93 İbn Muhammed El-Hadid, Feraidü's-Simtayn, c. 2, s. 34-35
  • HZ. FÂTIMA GELMİŞ VE GELECEK KADINLARIN EN ÜSTÜNÜDÜR; CENNETLİK KADINLARIN EFENDİSİDİR (8)

    Hz. Fâtıma (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Ya Resûlallah! Selman Benim elbisemi görüp şaşırdı. Seni hak üzere peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, Benim ve Ali'nin beş seneden beri bir koç postundan başka bir şeyimiz yoktur. Gündüzleri onun üzerinde devemize yemini veriyoruz. Geceleri de döşek yapıp, üstünde uyuyoruz. Yastığımız deridir ve içini hurma lifiyle doldurmuşuz." Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ey Selman! Hiç şüphesiz Benim kızım, en öndeki kafilenin içindedir." 94 Hz. Ali (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Allah'a and olsun ki, şimdi öyle bir söz diyeceğim ki, Benden başka kim o sözü söylerse yalancıdır: Ben âlemlere rahmet olan Peygamber (s.a.v.)'den miras aldım, eşim (Fâtıma) ümmetin kadınlarının en üstünüdür; Ben de vasilerin en üstünüyüm." 95 Resûlullah (s.a.v.)'den şöyle rivayet edilmiştir: "Sizin erkekleriniz arasında en üstün olan Ali; gençleriniz arasında en üstün olan Hasan ve Hüseyin ve kadınlarınız arasında en üstün olan Fâtıma'dır". 96   94 Avâlimu'l-Maarif, c. 11, s. 130 95 Bihârü'l-Envâr, c. 43, s. 143 96 Muttaki, Kenzü'l-Ummal, c. 6, s. 217
  • HZ. FÂTIMA EHL-İ BEYT’İNDEN RESÛLULLAH’A İLK ULAŞACAK KİMSEDİR

    Hz. Peygamber buyurdu ki: "Cebrail (a.s.) her yıl Ramazan-ı Şerif'te muhakkak gelip Kur'an-ı Kerim'i Bana bir defa okutur, kendisi dinlerdi. Bu yıl ise iki defa okutup dinledi. Ben bunu ecelimin pek yaklaştığına işaret sayıyorum. Bunun için kızım Fâtıma! Ben vefat ettikten sonra Bana Ehl-i Beyt'imden ilkin Sen kavuşup geleceksin. İşte Allah'tan kork da şu kısa ayrılığa dayan! Zira Ben Senin için en güzel bir konakçıyım." 97 Resûlullah buyurdu ki: "Ey kızım Fâtıma! Ben vefat ettikten sonra Ehl-i Beyt'im içinde Bana ilk kavuşacak, yani vefat edecek olan Sensin. Kadınların içinde de Bana ilk olarak Zeyneb bint-i Cahş kavuşacaktır. O, fakirlere hayır ve iyilik, sadaka için elini uzatmak bakımından herkesten daha çok uzun ele sahiptir." 98 97 Muhtasar-ü Kenzü'l-Ummal, c. 5, s. 97 98 İbn Asakir, Vasile'den
  • HZ. FÂTIMA KADINLARA İSLAM’I ANLATAN BİR MÜREBBİYE İDİ

    İmam Hasan Askerî (a.s.)'dan şöyle nakledilmiştir: "Bir gün bir kadın Hz. Fâtıma (a.s.)'ın huzuruna varıp şöyle dedi: `Güçsüz bir annem vardır, namazında zor bir mesele ile karşılaştı ve o meseleyi Sana sormam için beni huzurunuza gönderdi.' Hz. Fâtıma (a.s.) o meselenin cevabını verdi. O kadın, ikinci kez başka bir mesele sordu. Hz. Fâtıma (a.s.) yine cevabını verdi. Daha sonra üçüncü bir mesele sordu, böylece sorduğu soruların sayısı on'u buldu. Hz. Fâtıma (a.s.) da hepsine cevap verdi. Sonra o kadın soruların çokluğundan dolayı utanınca da kendisine şöyle dedi: `Karşılaştığın her soruyu utanmadan gel, sor, Ben senin sorularından yorulmam. Eğer bir kimse ağır bir yükü dama çıkarmak için ecir olur ve karşılığında yüz bin dinar alırsa, acaba o iş ona ağır gelir mi?'
  • HZ. FÂTIMA KADINLARA İSLAM’I ANLATAN BİR MÜREBBİYE İDİ (2)

    Kadın: `Hayır ağır gelmez ve o işten yorulmaz' dedi. Hz. Fâtıma (a.s.) ona şöyle buyurdular: `Her meselenin cevabına karşılık bana verilen sevap, arası incilerle dolu olan yer ile göklerden daha fazladır. Öyleyse meselelere cevap vermekten hiç yorulur muyum? Babamdan şöyle buyurduğunu duydum: `Taraftarlarımızdan âlim olanlar, kıyamet günü haşir olduklarında onlara, çaba, ilim ve halkı hidayet ettikleri miktarınca sevap ve mükafat verilir; hatta ondan birine nurdan bir milyon süslü elbiseler verilir. Sonra Rabbimizin münadisi şöyle nida eder: Ey imamlarından ayrı kaldıkları vakit Âl-i Muhammed yetimlerini düşünenler, onların sorumluluğunu üstlenenler! İşte bunlar sizin öğrencileriniz ve ilminiz sayesinde dinlerini koruyan ve hidayeti bulan yetimlerdir. Dünyada ilminizden yararlandıkları miktarca onlara hediye verin. Bunun üzerine ümmetin âlimleri, yetimlerine (takipçilerine) hediye verirler. Hatta onlardan bazılarına yüz bin hediye verecekler. Daha sonra o yetimler de kendi öğrencilerine hediye verecekler. Hediyeler taksim edildikten sonra Allah-u Teala şöyle buyuracak: `Yetimleri düşünen âlimlerin hediyelerini bir kat daha arttırın.' Sonra da: `İki kat daha arttırın, onların takipçilerine de aynı şekilde arttırın' diye buyurur. Daha sonra Hz. Fâtıma (a.s.) şöyle buyurdu: Bu hediyelerden bir iplik güneşin kendine doğduğu her şeyden bir milyon kez daha üstündür. Çünkü dünyada üstün sayılan şey, gam ve kederle karışmıştır. Ama ahiret nimetlerinin hiçbir noksanı ve lekesi yoktur." 99 Fâtımatü'z-Zehra (a.s.) nübüvvetin 8. yılında Mekke-i Mükerreme'de Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimizin yanında bulunuyordu. 99 Bihârü'l-Envâr, c. 2, s. 3
  • HZ. FÂTIMA KADINLARA İSLAM’I ANLATAN BİR MÜREBBİYE İDİ (3)

    Hz. Peygamber (s.a.v.), bir gün Mescid-i Haram'da duvara dayanmış, oturuyordu. Arap hatunlarından süslü elbiseler giymiş bir güruh geldi: "Ya Muhammed! Her ne kadar kabilemiz sizin kabileye yabancı ise de, biz de bu şehirdeyiz, sizinle aynı yerdeyiz. Bugün bir toplantımız var. Arap kadın-kızları bir araya geleceğiz. Sizden ricamız, topluluğumuzu şereflendirmesi için Fâtıma-i Zehra'ya müsaade etmenizdir. Kesilmiş olan ülfet bağımız yeniden birleşmiş olsun!" Hz. Peygamber (s.a.v.) bu dileği reddetmeyi uygun görmedi; ricaları kabul etti. "Siz gidin, Ben Fâtıma'yı gönderirim" buyurdu. Fâtıma-i Zehra (a.s.), Hz. Peygamberin (s.a.v.)'in huzuruna gelince: "Ey gözümün nuru! Cefa gördükçe vefalı davranmamız, yabancılık gördükçe aşinalık etmemiz için bize kaza divanından emir gelmiştir. Ey Fâtıma! Arap hatunları Benden, topluluklarına gitmekle feyiz ve şeref vermeni istediler. Şimdi ahde vefa şartının yerine getirilmesi Senin şerefli rızana kaldı. " Fâtıma-i Zehra (a.s.) dedi ki: "Ey sevgili babacığım! Senin ahde vefanı Ben de isterim. Yalnız oraya hangi kıyafetle gidebileceğimden dolayı hayretteyim. Şimdi, orada Utbe'nin, Şeybe'nin ve Ebu Cehil'in kızları ve kadınları renkli elbiselerle yüksek mevkilere oturmuşlardır. Ben dört peşli entari ve çadır bezinden yapılmış önlükle orada hazır bulununca, `hammalete'l-hatab' bir yandan Bana saldıracak, ciğer yiyici Hind öte yandan ağır sözler söyleyecektir. " Hz. Peygamber (s.a.v.): "Ey gözümün nuru! Onların nazarları kısadır. Mânâ âlemini görmezler. Bu sûret âleminden başka âlem olduğunu bilmezler."
  • HZ. FÂTIMA KADINLARA İSLAM’I ANLATAN BİR MÜREBBİYE İDİ (4)

    Bunları söylerken mübarek gözlerinden yaşlar dökülüyordu. Hz. Peygamber (a.s.) devamla: "Ey ciğerparem! Üzülme ki bizim süslü elbisemiz takva libasıdır. Mücevherli tacımız ise ilim ve rızadır. Madem ki madde hazan kasırgasının hücumu ile darmadağın olacaktır. İlkbahar gelininin, cemâlindeki fâni parlaklığa itibarı nedir?" Bu konuşma esnasında Cebrail zuhur edip şunları bildirdi: "Ya Resulallah! Hüküm odur ki, Fâtıma'yı o topluluğa gönderesin. O'nun o toplantıya ayak basışındaki meymenet sayesinde bazı gizli sırlar açığa vurulacaktır." Hz. Peygamber (s.a.v.) bunun üzerine: "Ey Fâtıma! Cebrail Senin oraya gitmekliğin için ferman getirdi" buyurdu. Fâtıma (a.s.) dedi ki: "Ya Resulallah, canım Babam! Benden Sana muhalefet yoktur. (Size oraya gitmeyeceğim demedim). Ancak düşünüyorum ki, dünya, ahiretin matem sarayıdır. Bu matem sarayında düğün-derneğe benzeyen toplantılarda hazır bulunmak münasip değildir. Ancak madem ki, Cenab-ı Allah'ın hükm-ü fermanına dayanan mübarek arzunuz erişti... Başka ne çare, gideceğim." Bunları söylerken örtüsünü başına aldı ve çarşafına sarınarak o topluluğa gitmek üzere evden çıktı. Arap hatunları mağrurane gözlerini açmış O'nu bekliyorlar ve kendi kendilerine: "Fâtıma şimdi parça parça olmuş örtüsü ve yama yama üstüne dikilmiş elbisesi ile, bizim yüksek sedirlerimizi ve şefkatli taçlarımızı görünce hasret ateşi vücudunu kim bilir nasıl yakacak ve gözyaşı, hayatı mamuresini nasıl yıkayacak" diyorlardı.
  • HZ. FÂTIMA KADINLARA İSLAM’I ANLATAN BİR MÜREBBİYE İDİ (5)

    Bir de ne görsünler! İlahi lütuflara mazhar Fâtıma (a.s.), bütün heybeti ile bu muazzam kadın topluluğuna öyle bir saadet gölgesi bıraktı ki; güzelliğinin parıltısından gözler kamaşıyor, haşmetinin debdebesinden akıl hayretlere dalıyordu. Mübarek başı mücevherli bir taş ile süslenmiş, latif vücudu renkli kumaşlarla ziynetlenmiş, ayın ondördüne benzeyen alnı, inci dizileri ile parıldamakta, serviyi andıran boyu sırmalı hamaylılarla kaplıdır. Sağında, solunda yıldıza benzeyen cariyeler ve gül yakı hizmetçiler, kimi ismet örtüsünün eteğini tutmuş ki, dünya toprağına değip kirlenmesin, kimi dikenler vücudunu incitmesin diye eteğine sarılmış, kimi gideceği yola gül suyu döküp öd ağaçları yakar, kimi önüne geçip ışık tutardı. Bu ilahi şevketle toplantıya ayak bastığında, bu hali gören haris Kureyş kadınları, bu ihtişam ziynet karşısında hayrete düştüler ve meclisin baş sedirini O'na teslim ettiler. Kureyş kadınlarının gururu kalktı, düşünceleri darmadağın oldu. Birbirlerine: "Bu hangi şahsın kızıdır ki, hâli, tavrı, güzelliği eşsizdir!" Öğrendiler ki, bu Resûlullah (s.a.v.)'in kızı Fâtıma-i Zehra'dır. Nasibi olanlar O'na sokuldular, "hoş geldin safâ geldin" dediler ve ikramda bulundular. Nasibi olmayanlar hasetlerinden çatladılar, meclisi terk edip gittiler. Kalanlara Hz. Fâtıma-i Zehra (a.s.): "Ey Kureyş'in sevgilileri! Bizim manevi gıdamız tesbih ve tehlildir. Bundan Hakk'a ta'zim ve tesbih doğar. Babamın getirdikleri dünya ve ahiret saadetini sağlar. Bize yakın olmak isterseniz, gönlünüzde iman ışığı yakın" buyurdu ve oradakilerin hepsi Müslüman oldular. 100 Yezid bin Abdülmelik şöyle diyor: "İmam Bâkır (a.s.) şöyle buyurdu: Hz. Fâtıma (a.s.) doğduğunda Allah ­azze ve cellebir me100 Fuzuli, Hadikatü's-Süada, s. 180
  • HZ. FÂTIMA KADINLARA İSLAM’I ANLATAN BİR MÜREBBİYE İDİ (6)

    leğe, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) mübarek diline O'nun ismini söyletmesi için vahyetti. (Yani Resûlullah'a, O'nun ismini söyletti). O da O'na Fâtıma adını verdi. Daha sonra da şöyle buyurdu: `Seni ilimle (bilgisizlikten) ayırdım ve kadınların müptela olduklarından da münezzeh kıldım.' Daha sonra İmam Bâkır (a.s.) şöyle buyurdu: Allah'a and olsun, Allah Tebarek ve Teala O'nu daha ezelî misakta ilimle ayırdı ve kadınların müptela olduklarından münezzeh kıldı." 101 Fizze, Hz. Fâtıma'nın (a.s.) cariyesi idi. O'nun yanında eğitilmişti, uzun bir zamandan itibaren sözlerini Kur'an ayetleriyle karşı tarafa anlatıyordu. Ebu'l-Kâsım Kuşeyrî bir şahıstan şöyle naklediyor: "Mekke'den hareket eden bir kafileden ayrılmıştım ve çölde (şaşkınlık ve üzüntü içerisinde olan) bir kadınla karşılaştım. Ondan ne sordumsa, Kur'an ayetleriyle cevabımı veriyordu. `Sen kimsin' diye sordum. Cevaben dedi ki: `Kul selamun, fe sevfe ta'lemûn.' (Selam de. Artık onlar bilecekler). Ben selam verip dedim ki: `Burada ne yapıyorsun?' Cevaben dedi ki: 101 Bihârü'l-Envâr, c. 43, s. 13, 9