• HZ. FÂTIMA KADINLARA İSLAM’I ANLATAN BİR MÜREBBİYE İDİ (7)

    `Men yehdillah fema lehu min mudill.' (Allah kimi hidayete eriştirirse, onun için bir saptırıcı yoktur). Onun bu sözünden yolu kaybettiğini anladım. `Cinlerden misin, insanlardan mısın?' diye sordum. Cevaben dedi ki: `Yâ ben-i Adem huzû zîynetekum.' (Ey Adem oğulları, her mescid yanında ziynetleriniz takının). Bu sözüyle insanlardanım demek istedi. `Nereden geliyorsun?' diye sordum. Cevaben dedi ki: `Yunadevne min mekanin beid.' (Uzak bir yerlerden seslenirlerdi). Bu sözüyle uzak bir yerden geldiğini anladım. `Nereye gidiyorsun?' diye sordum. Cevaben dedi ki: `Ve lillahi ale'n-nasi hiccu'l-beyt.' (Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır). Mekke'ye gitmek istediğini anladım. `Yol yürüyemediğine göre seni devemin sırtına alayım mı?' dedim. Dedi ki: `Lev kane fî hima alihetün illellahu lefesedeta.' (Eğer her ikisinde (gökte ve yerde) Allah'ın dışında ilahları olsaydı, hiç tartışmasız ikisi de bozulup giderdi). Yani erkekle mahrem kadının bir deveye binmesi bozgunculuğa yol açar. Bu sözünden dolayı ben deveden inerek onun binmesini istedim. Bu duruma karşılık şöyle dedi:
  • HZ. FÂTIMA KADINLARA İSLAM’I ANLATAN BİR MÜREBBİYE İDİ (8)

    `Subhanellezi sehhare lena haza.' (Bunu bize râm eden Allah münezzehtir). Bu sözüyle Allah'ı tenzih ve ona şükretti. Kafileye ulaşınca, `Kafilede akrabalarından bir kimse var mıdır?' diye sordum. Dedi ki: `Ya Davudu inna cealnake halifeten fi'l-arzi' `Ve ma Muhammedun illa resul' "Ya Yahya huzil kitabe bikuvvetin' `Ya Musa inni ene rebbuk.' Kafilede dört kişinin onun akrabalarından olduğunu ve isimlerinin de; Davud, Muhammed, Yahya, Musa olduğunu anladım. Bu esnada onları çağırdı, onlar da koşarak ona doğru geldiler. `Bunlar senin neyin oluyorlar' diye sordum. Cevaben dedi ki: `El-malu ve'l-benûne ziynetu'l-hayati'd-dünya.' Bu dört kişinin onun oğulları olduğunu anlamış oldum. Onlar annelerinin yanına geldiklerinde anneleri şöyle dedi: `Ya ebeti iste'cirhu inne hayre meniste'certe'l-kaviyyu'l-emin.' Bu ayeti okumakla bana ücret vermelerini onlara anlatmış oldu, onlar da bana bir miktar para verdiler. Daha sonra şöyle dedi: `Vallahu yuzaifu limen yeşau.' Bu ayeti okumakla ücretimi arttırmalarını istemiş olduğunu anlamış oldum; onlar da arttırdılar. Onlara, `Bu kadın kimdir?' diye sordum. Dediler ki: Bu kadın, Hz. Fâtıma'nın (a.s.) cariyesi olan an-
  • HZ. FÂTIMA KADINLARA İSLAM’I ANLATAN BİR MÜREBBİYE İDİ (9)

    nemiz Fizze'dir; o yirmi yıldır, Kur'an ayetleri dışında bir söz söylememiştir." İmam Hasan Askerî'den (a.s.) şöyle nakledilmiştir: "Biri inatçı düşman, diğeri ise mü'min olan iki kadın, bir dinî meselede ihtilaf edince, ihtilafın çözümü için Hz. Fâtıma'nın (a.s.) huzuruna gelip, meseleyi O'na anlattılar. Hak mü'min kadınla olduğu için Hz. Fâtıma (a.s.) delil ve burhan ile O'nu teyid etti. Ve böylece inatçı düşman kadın yenilgiye uğradı. Mü'min kadın buna çok sevindi. Hz. Fâtıma (a.s.) şöyle buyurdu: `Allah'ın melekleri, bu galibiyetten dolayı senden daha çok sevindiler. Şeytanın (ve takipçilerinin) üzüntüsü de düşman olan kadının üzüntüsünden daha çok oldu.' İmam Hasan Askerî (a.s.) daha sonra şöyle buyurdu: İşte bundan dolayı Allah-u Teala meleklerine; `Fâtıma'nın bu hizmeti karşılığında O'na cennet ve nimetlerini, önce verilenden bir milyon kat daha arttırın ve bu işi, ilmiyle mü'min bir kimseyi düşmana galip kıldıran her âlim ve bilgin hakkında da yapın; onun da sevabını bir milyon kat arttırın' buyurdu." 102 Resûlullah (s.a.v.)'in kızı Fâtıma (a.s.) şöyle der: "Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: Ümmetimin en kötüleri türlü nimetlerle beslenenlerdir. Bunlar türlü yiyecekler yerler, çeşitli elbiseler giyerler ve avurtlarını çatlatarak çekinmeden konuşurlar." 103 Fâtıma bint-i Hüseyin (a.s.) büyük annesi Fâtımatü'z-Zehra'dan (a.s.) şöyle rivayet eder: "Resûlullah (s.a.v.) mescide girdiği zaman, Muhammed'e salat 102 Bihârü'l-Envâr, c. 2, s. 8 103 Tevfik Ebu İlm, Ehlu'l-Beyt, s. 131
  • HZ. FÂTIMA KADINLARA İSLAM’I ANLATAN BİR MÜREBBİYE İDİ (10)

    ve selam getirir ve şöyle derdi: `Allah'ım! Günahlarımı bağışla. Rahmetinin kapılarını üzerime aç.' Mescitten çıktığı zaman da şöyle derdi: Allah'ım! Günahlarımı bağışla ve lütuf ve kereminin kapılarını üzerime aç." 104 Hz. Fâtıma (a.s.) şöyle demiştir: "Kim yüce Allah'ın katına ihlaslı ibadetini gönderirse, Allah, katından ona en yararlı olan şeyi indirir." 105   104 Tevfik Ebu İlm, age., s. 129-131 105 Bihârü'l-Envâr, c. 71, s. 184
  • HZ. FÂTIMA ÖRNEK BİR EŞ İDİ

    Hz. Fâtıma (a.s.)'ın örnek eş olması; aile hayatında eşine destek olmasının yanında, yeri geldiğinde eşinin koruyucusu veya bir öğretmeni gibi hareket ederek ona yardım etmesindendir. Hz. Ali (a.s.) şöyle buyuruyor: "Yorgun bir koşuşturmanın ardından, eve gelip Fâtıma'ya baktığımda bütün gam ve üzüntülerim gidiyordu." 106 Hz. Fâtıma (a.s.) kesinlikle Hz. Ali'nin (a.s.) müsaadesi olmadan dışarı çıkmaz ve hiçbir zaman O'nu öfkelendirmezdi. Çünkü O babasının, "Allah-u Teala, kocasını öfkelendiren kadının oruç ve namazını, kocasını kendisinden razı etmedikçe kabul etmez" buyurduğunu biliyordu. 107 Hz. Ali (a.s.), Hz. Fâtıma (a.s.) hakkında şunları söylemiştir: "And olsun Allah'a ki Ben, kesinlikle Fâtıma'yı öfkelendirecek bir iş yapmadım, Fâtıma da hiçbir zaman Beni öfkelendirmedi." 108 106 Menâkıb-i Harezmî, s. 256 107 Vafi, Kitab-ı Nikah, s. 114 108 Harezmî, Menâkıb, s. 256
  • HZ. FÂTIMA ÖRNEK BİR EŞ İDİ (2)

    Hz. Fâtıma (a.s.) ölüm döşeğindeyken, nasıl bir eş olduğu hakkında, Hz. Ali'ye şunları söylemişti: "Ey amcamın oğlu! Seninle beraber olduğum günden beri, bir ihanetimi gördün mü? Benimle beraber olduğun günden beri bir kere olsun Sana karşı çıktığıma şahit oldun mu?" Ali (a.s.) şu karşılığı verir: "Allah'a sığınırım. Sen, Allah'ı en iyi bilenlerden birisin. En çok iyilik eden, en fazla O'ndan korkan ve en çok O'ndan sakınansın. Allah'a yemin ederim ki, Resûlullah (s.a.v.)'in vefatıyla başıma gelen musibeti yeniden yaşattın Bana. Senin vefatın, Benim Seni yitirmem, büyük bir musibettir Benim için. Biz Allah'tan geldik ve O'na döneceğiz." 109 Ümmü Süleyman şöyle rivayet etmektedir: "Bir gün ben Hz. Aişe'nin evine gitmiştim. Kendisinden kurban etlerinin yenmesi caiz mi değil mi diye sordum. Hz. Aişe şöyle cevap verdi: `Hz. Peygamber (s.a.v.) bir zamanlar kurban etlerinin yenmesini yasak ettiği halde, daha sonra yemeğe müsaade etmiştir. Bak ey Ümmü Süleyman, sana Ben bunu bir olayla ispat edeyim: Hz. Ali (a.s.) bir defa bir seferden dönmüştü. Mübarek eşi Fâtıma-i Zehra (a.s.) sofrayı hazırlamış, kestiği kurban etinden yaptığı yemeklerden Hz. Ali'ye (a.s.) takdim etmişti. Hz. Ali (a.s.) dedi ki: `Ey Hz. Peygamberin (s.a.v.) kızı! Babanız Hz. Peygamber (s.a.v.) kurban etlerini bize yasak etmedi mi?' Hz. Fâtıma (a.s.), `Evet, fakat sonra yemeğe müsaade buyurdular' diye cevap verdi. Hz. Aişe buyuruyor ki: "Hz. Ali (a.s.) hemen kalkıp Hz. Peygamberin (s.a.v.) huzuruna vardı ve Hz. Fâtıma (a.s.)'ın dediğini arz etti." Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: Ya Ali! Kurban etini bu yılın Kurban ayı olan Zilhicce'den ta gelecek yılın Zilhicce'sine kadar yiyebilirsiniz." 110 109 Ravzatu'l-Vaizin, c. 1, s. 151 110 Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 282
  • HZ. FÂTIMA HER TÜRLÜ PİSLİKTEN KORUNMUŞTUR

    İmam Muhammed Bâkır (a.s.) babalarından şöyle nakletmiştir: "Resûlullah (s.a.v.)'in kızı Fâtıma'nın (a.s.) `tahire' lakabıyla adlandırılması, her denes ve refesden (kir, leke ve çirkin şeylerden) tertemiz olduğu içindir." 111 İmam Sâdık (a.s.) da şöyle buyurmuştur: "Fâtıma (a.s.) hayatta olduğu sürece Allah-u Teala diğer kadınları Hz. Ali (a.s.)'a haram kılmıştı, çünkü Hz. Fâtıma (a.s.) kadınların gördüğü âdetten pak idi." 112 Zehâirü'l-Ukba kitabının 44. sayfasında şunlar yazmaktadır: "İmam Hasan'ın (a.s.) doğumu hususunda, Hz. Fâtıma'ya (a.s.) hizmet eden Esma şunları demiştir: `Ben Resûlullah (s.a.v.)'e (bu doğumda) Fâtıma'dan (a.s.) nifas ve hayız kanı geldiğini görmedim' dedim. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Sen bilmiyor mu111 Bihârü'l-Envâr, c. 43, s. 19 112 Menâkıb-i İbn-i Şehrâşub, c. 3, s. 33
  • HZ. FÂTIMA HER TÜRLÜ PİSLİKTEN KORUNMUŞTUR (2)

    sun, Benim kızım Fâtıma tertemizdir. O asla hayız ve doğum kanı görmez." Tarih-i Bağdad'da Hatib, kendi senediyle İbn-i Abbas'dan Resûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu naklediyor: "Kızım Fâtıma, Hz. Adem soyundan bir huridir; ne hayız olur ve ne de nifas... O'nun Fâtıma diye adlandırılması, Allah'ın O'nu ve sevenlerini ateşten kestiği, ayırdığı içindir." 113   113 Tarih-i Bağdad, c. 12, s. 331; Es-Sevaiku'l-Muhrika, s. 96
  • HZ. FÂTIMA’NIN ÜSTÜN MÂNEVİYATI

    Muzaffel bin Hz. Ömer'in İmam Sâdık (a.s.)'dan naklettiği rivayet şöyledir: "Hz. Fâtıma (a.s.) doğduğunda şöyle buyurdu: `Allah'tan başka ilah olmadığına ve babam Resûlullah (s.a.v.)'in peygamberlerin efendisi olduğuna, eşim Ali'nin vasilerin efendisi ve evlatlarımın, esbatların (torunların) efendileri olduğuna şehadet ederim.' Sonra onları (etrafında bulunan hanımları) selamladı ve tek tek isimlerini söyledi." 114 Ammar'dan nakledilen hadisin bir kısmında şöyle geçer: "Hz. Fâtıma (a.s.) Ali'ye (a.s.) arz etti: Gel Sana geçmişten, şu anda olanlardan ve kıyametin kopacağı saate kadar olacaklardan haber vereyim" 115 Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Mirac'a gittiğimde cenne114 Bihârü'l-Envâr, c. 43, s. 3 115 Bihârü'l-Envâr, c. 43, s. 8
  • HZ. FÂTIMA’NIN ÜSTÜN MÂNEVİYATI (2)

    te girdim ve Fâtıma'nın kasrına ulaştım. Mercan ve inciden yapılan yetmiş köşk olduğunu gördüm." 116 Resûlullah (s.a.v.) Hz. Fâtıma (a.s.) hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala, kızım Fâtıma'nın kalp ve azalarını, imanla öyle doldurmuştur ki, Allah'ın itaati için kendisini bütün meşguliyetlerden uzak tutmaktadır." 117 Hz. Ali buyurmuştur ki: "Fâtıma (a.s.) Kadir Gecesi'nde hiç kimsenin yatmasına müsaade etmezdi; az yemek vermekle onların yatmamasını sağlıyor; kendisi de bu gecenin ihyası için hazırlanıyordu ve buyuruyordu ki: Mahrum, bu gecenin bereketlerinden mahrum kalan kimsedir." 118 Hz. Fâtıma (a.s.) buyurmuştur ki: "Ben Resûlullah'tan şöyle buyurduğunu duydum: `Cuma günü öyle bir saat vardır ki, kim onu gözetler de o anda Allah'tan hayır dilerse, Allah-u Teala istediği şeyi ona bağışlar. O vakit, güneşin yarısının battığı andır.' Hz. Fâtıma (a.s.) hizmetçisine şöyle buyuruyordu: Git, tepenin üzerine çık, güneşin yarısının battığını gördüğünde dua etmem için Bana haber ver." 119 Hz. Peygamberin (s.a.v.) değerli ashabından olan Câbir bin Abdullah-i Ensarî şöyle diyor: "İmam-ı Bâkır'a (a.s.) dedim ki: `Fedan olayım! Rica ediyorum, annen Hz. Fâtıma'nın (a.s.) azameti hakkında, yolundan gidenlere anlattığımda hoşnut olmaları için bana bir hadis söyleyin.' 116 Bihârü'l-Envâr, c. 43 s. 76 117 Bihârü'l-Envâr, c. 43, s. 46 118 Deaimu'l-İslam, c. 1, s. 282 119 Meani'l-Ahbar, s. 399