• İMAM ALİ VE GADR-İ HUM OLAYI (23)

    Ey insanlar, biliniz ki Ben peygamberim, Ali ise Benim halifemdir. Ey insanlar, biliniz ki Ben peygamberim ve Ali de bundan sonra Benim vasîm ve imamdır. O'ndan sonra ki imamlar da O'nun evlatlarıdır. Biliniz ki Ben onların babasıyım, onlar da O'nun (Ali'nin) sulbünden vücuda gelecektir. Biliniz ki imamların sonuncusu, bizden kıyam edecek olan, Mehdi'dir. Dinlere galip gelecek olan, O'dur; zâlimlerden intikam alacak olan, O'dur; kaleleri fetheden ve onları yok eden kimse de O'dur; şirk ehlinden her kabileye üstün gelen ve onları hidâyet eden, O'dur. Biliniz ki Allah'ın veli kullarına ait her kanın intikamını alacak olan O'dur. Allah'ın dinine yardım edecek olan da O'dur. Biliniz ki derin denizden istifade eden O'dur; her fazilet sahibine fazileti miktarınca karşılık verecek olan O'dur. Allah'ın seçtiği ve seçkin kıldığı kimse O'dur. Her ilmin vârisi ve her anlayışı ihata eden O'dur. Biliniz ki Rabb'inden haber veren O'dur, ilahi ayetleri yukarı yükselten O'dur; hidâyete eren temeli sağlam kimse O'dur ve işlerin kendisine ısmarlandığı kimse de O'dur. Öncekilerin müjdelediği kimse O'dur. Hüccet olarak bâki kalacak olan O'dur ve O'ndan sonra hiçbir hüccet yoktur. Var olan her hak O'nunladır ve var olan her nur O'nun nezdindedir. Biliniz ki O galibi olmayan kimsedir. Hiç kimseye O'nun aleyhine yardım edilmez. Allah'ın yeryüzündeki velisi, kulları arasında hükmedicisi, gizli ve açık eminidir. Ey insanlar, Ben sizler için açıkladım ve sizlere anlattım. Benden sonra sizlere anlatacak olan da Ali'dir. Biliniz ki Ben, hutbemin sonunda sizleri biat etmek ve O'na ikrarda bulunmak için elinizi uzatmaya davet ediyorum ve Benden sonra sizleri kendisiyle biatleşmeye davet ediyorum.
  • İMAM ALİ VE GADR-İ HUM OLAYI (24)

    Biliniz ki Ben Allah'a biat ettim, Ali de Bana biat etti ve Ben de Allah tarafından O'nun için sizlerden biat alıyorum. Nitekim Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: Şüphesiz Sana baş eğerek ellerini verenler (biat edenler), Allah'a baş eğip el vermiş sayılırlar. Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir. Verdiği bu sözden dönen, ancak kendi aleyhine dönmüş olur ve kim Allah'a verdiği sözde vefalı davranırsa, Allah ona büyük bir ödül verecektir."734-735   734 Fetih, 10 735 1001 Hadis Işığında İmam Ali, A. Rıza Sabiri s. 205-224; Ravzatü'l-Muttakîn, c. 13, s. 247; el-İhticâc, c. 1, s. 68; Ravzatü'l-Vâizîn, c. 1, s. 89 bazı farklıklarla ayrıca; İbn-i Cebir Nebc'ül İman s. 91-112; el-Meclisi, Bihar'ül Envar c. 37, s. 201-217; Eş-Şeyh Câfer en-Nakdi Envarül Aleviyye s. 60-70; Faris Hüsün Kerim er-Revd'un Nadir s.19 38; et-Tıbrisi, el-İhticac c. l, s. 68-84; Es-Seyyid bin Tavus el-Hasani, el-Yakîn Fî İmret Emir'ül-Mü'minin s. 343-361; El-Fettal, en-Nisaburi Ravdat'ül Vaizin s. 89-99; Muhammed Bâkır el-Ansari, Hutbet'ül Gadir s. 25-58; 100 l Hadis Işığında İmam Ali s. 202-221 587. Hadis
  • HZ. ALİ’NİN DOĞUMU

    Mü'minlerin Emiri, vasilerin lideri İmam Ali'nin soyu şöyledir; Ali b. Ebu Tâlib b. Abdulmuttalib b. Haşim b. Abdumenaf b. Kusay, b. Kılab b. Murre b. Luey b. Galip b. Fihr b. Malik b. Nadir b. Kinane b. Huzeyme b. Mudrike b. Iyas b. Mudar b. Nizarb. Meadd b. Adnan'dır. Dedesi Şeybet'ul-Hamd olarak bilinen Abdulmuttalib'dir. Hz. Ali ile Hz. Peygamber'in soyu Abdulmuttalib'de birleşir.736 Hz. Ali'nin babası Ebu Tâlib b. Abdulmuttalib'dir Asıl adı Abdumenaf, bir görüşe göre İmran, bir diğer görüşe göre Şeybe'dir. Mekke'ye gelen heyetlerin su dağıtma görevini o yürütürdü. Puta tapmayı reddetmiş, Allah'ın birliğini kabul etmişti. Mahremlerin evlenmesini, kız çocukların diri diri gömülmesini, zinayı, şarap içmeyi ve Allah'ın evini çıplak olarak tavaf etmeyi yasaklamıştı.737 Hz. Ali'nin annesi Fâtımâ b. Esed b. Haşim'dir. Fâtımâ, Hz. 736 Tabakat, Muhammed b. Sa'd, s. 74 737 Ravzatü'l-Vaizin, El-Fettal, sy. 121-122, Ebu Tâlib'in Haşimoğulları'na Vasiyeti
  • HZ. ALİ’NİN DOĞUMU (2)

    Peygambere ilk iman eden hanımlardandır. Bi'set'ten önce Hz. İbrahim'in dinine tâbi idi. O, öyle iffetli bir kadındı ki, doğum sancıları geldiğinde o hâliyle, Mescid-ül Haram'a gitti ve Kâbe'nin duvarına yaslanarak şöyle dedi: "Allah'ım, Sana ve Senin Peygamberine ve Senin tarafından gönderilen tüm kitaplara ve Kâbe'yi inşa eden ceddim İbrahim'e sağlam bir imanım var. Allah'ım, Kâbe'yi inşa eden ceddimin ve karnımda taşıdığım çocuğumun hatırına benim doğumumu kolaylaştır." Fâtımâ, ardından bir mucize ile Kâbe'ye girdi ve orada doğum yaptı.738 Hakim Nişaburi şöyle demektedir: "Hz. Ali'nin Kâbe'deki doğumu bize sahih rivayetlerle ulaşmıştır."739 Âlusi Bağdadi şöyle yazıyor: "Hz. Ali'nin Kâbe'deki doğumu tüm dünyada meşhur ve maruftur. Ve şimdiye kadar hiç kimse bu fazilete nail olamamıştır."740 İbn-i Ga'neb bu olayı şöyle anlatıyor: "Abdulmuttalib'in oğlu Abbas ve diğer birkaç kişiyle Kâbe'nin tam karşısında oturmuş sohbet ediyorduk. Esed kızı Fâtımâ'nın Kâbe'ye doğru geldiğini gördük. Kâbe'nin karşısında durup şöyle dedi: `Ya Rabbi! Sana, peygamberlerine ve onların kitaplarına inanıyorum. Ceddim İbrahim'in hak ve söylediklerinin de dosdoğru olduğuna şahadet ederim. Bu evi Senin emrinle inşa etti. O'nun ve karnımda taşıdığım şu bebeğin aşkına. Şu doğumu bana kolaylaştır!' Bu sırada hepimizi hayretler içinde bırakan bir şey oldu. Hepi738 Keşfü'l-Gumme, c. 1, s. 90 739 Müstedrek-i Hakim, c. 3, s. 483 740 Şerh-i Kaside-i Abdülbaki Efendi, s. 15
  • HZ. ALİ’NİN DOĞUMU (3)

    mizin gözleri önünde Kâbe'nin duvarı yıkıldı. Ve o değerli kadın adımını atıp içeri girdi. Sonra da duvar bitişip eski haline geldi. Gözlerimize inanamıyorduk. İlk şaşkınlığımızı atlatınca, hepimiz telaşla yerimizden fırlayıp Kâbe'nin kapısına koştuk ama kapı bir türlü açılmıyordu. İşin içinde Kâbe'nin Rabbinin bir hikmeti olduğunu anladık. Dört gün sonra o yüce hanım, kucağına gururla tuttuğu nur topu gibi bir bebekle Kâbe'den çıktı... `Gaipten gelen bir ses bu bebeğin adını Ali koymamı istedi' dedi."741 "Fil Yılı'nın 30'u, Receb ayının 13'ü ve günlerden cumaydı o gün Hicret'ten tam 23 yıl önce..."742 İmam Ali, kardeşleri Tâlib, Akil ve Câfer'den küçüktür. Ebu Tâlib'in bu dört oğlunun her biri öbüründen on yaş büyüktür. Hepsinin annesi Esed kızı Fâtımâ'dır.743   741 Biharü'l Envar, c. 35, s. 8 742 El-İrşad, Şeyh Müfid, s. 3 743 Abdulbaki Gölpınarlı, Hz. Ali, s. 24
  • HZ. ALİ PEYGAMBERİN YANINDA

    Bir ara Mekke'de büyük bir kıtlık ve kuraklık baş gösterdi. O sırada Peygamberin amcası Ebu Tâlib ailesi kalabalık olduğu için geçim sıkıntısı çekiyordu. Peygamberimiz diğer amcası Abbas'a, "Ebu Tâlib'in yükünü azaltmak için oğullarından birini evimize götürüp, bakımını üstlenelim" teklifinde bulundu. Abbas, Haşimoğulları'nın zenginlerindendi. Birlikte Ebu Tâlib'in yanına gidip konuyu açtılar. Ebu Tâlib bu teklifi kabul etti. Sonuçta; Abbas Câfer'i, Hz. Muhammed de Ali'yi alıp evlerine götürdüler.744 İslam Peygamberi Hz. Ali'yi himayesine aldıktan sonra "Ben Muhammed, Allah'ın Benim için seçtiğini seçtim" buyurdu.745 Resulüllah, dedesi Abdulmuttalib'in vefatından sonra Ebu Tâlib'in evinde büyüdüğünden, onun evlatlarından birisini yetiştirmek suretiyle amcasının ve Esed kızı Fâtımâ'nın zahmetini telafi etmek istiyordu. 744 İbn-i Kesir, El-Kâmil-ü Fi't-Tarih, Dar-ı Sadır, c. 2, sy 58; İbn-i Hişam, Abdülmelik EsSiyretü'l Nebeviyye, c. 1, s. 262; Taberi, Muhammed b. Carir, Tarihü'l-Ümemi Ve'l Müluk; Darü'l-Kamus-ül-Hadis c. 2, s. 213; İbn-i Ebi'l-Hadid, Şerh-i Nehcü'l-Belağa, c. 13, s. 119 745 Ebu'l-Ferez İsfehani, Makailu't-Taliyn; Menşurati'l-Mektebet'il Hayderiyye s. 15
  • RESULÜLLAH VE FÂTIMÂ B. ESED

    Peygamberimiz Fâtımâ bint-i Esed'e, "Annemden sonraki annem" der kendisini çok severdi. O, Peygamber'in annesi konumundaydı.746 Fâtımâ bint-i Esed şöyle diyor: "Abdulmuttalib vefat edince, Ebu Tâlib Resulüllah'ın koruyuculuğunu üstlendi. Ben Resulüllah'a bakıyordum, O ise beni anne diye çağırıyordu."747 Fâtımâ bint-i Esed, Peygamberi kendi evinde büyütmüştü. Vefat ettiğinde Resulüllah yanına geldi, başucunda oturdu ve şöyle buyurdu: "Allah sana rahmet etsin anneciğim! Sen öz annemden sonraki annemdin. Aç kalır Beni doyururdun. Çıplak kalır, beni giydirirdin. Güzel yiyeceklerden kendini yoksun bırakır onları Bana yedirirdin. Bunu yaparken ahiret sevabını ve Allah rızasını isterdin." Ardından açık olan gözlerini kapattı, sonra üç kere su ile yıkama746 El-Fusûlü'l-Mühimme, İbn-i Sabbağ Maliki, s. 31 747 Harayic-i Ravendi, c. 1, s. 139
  • RESULÜLLAH VE FÂTIMÂ B. ESED (2)

    larını emretti. Kâfur karışımlı su döküleceği sırada Peygamberimiz kendi eliyle suyu döktü. Sonra gömleğini çıkarıp ona giydirdi. Ve kefeni de onun üzerine sardı. Resulüllah'ın azadlısı Zeyd'in oğlu Usame'yi, Ebu Eyyub el-Ensari'yi, Ömer b. Hattab'ı ve zenci bir köleyi çağırarak mezarını kazmalarını emretti. Mezarın lahit kısmına gelince burayı Peygamberimiz kendi elleriyle kazdı. Toprağını çıkardı. Resulüllah kabre girdi. Ve kabrin içine uzandı. Ardındın şöyle dedi: "Dirilten ve öldüren Allah'tır. Daima diri ve ölümsüz olan yine Allah'tır. Allah'ım! Peygamberin ve önceki peygamberlerin hakkı için annem Fâtımâ bint-i Esed b. Haşim'i bağışla. Ona kendini savunacağı kanıtları telkin et, gireceği yeri geniş kıl. Çünkü Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin." Resulüllah, Abbas ve Ebu Bekir birlikte onu kabre koydular.748 Orada bulunanlar dediler ki: "Bundan önce kimse için yapmadığın bir uygulamayı gerçekleştirdin. Bunun sebebi nedir?" Buyurdu ki: "Ona gömleğimi giydirdim ki, cennet giysilerinden giysin. Kabrine uzandım ki, kabrin sıkıştırması ona hafif gelsin. O, Ebu Tâlib'den sonra Allah'ın kulları arasında Bana karşı en iyi davranan kimseydi. Allah ikisinden de razı olsun ve onlara rahmet etsin."749 Ayrıca Fâtımâ bint-i Esed'in faziletlerini ve Peygamberimizin onun hakkındaki sözlerini şu müellifler eserlerine aktarmıştır: İbni Asakir, İbn Esir, Et-Taberi, Şeblenci, Muhammed b. Talha, İbn Sebbağ El-Belazuri. Hz. Peygamber, Hz. Hatice ile evlenmesine ve eşiyle beraber ayrı bir eve taşınmasına rağmen amcası Ebu Tâlib'in evine sık sık 748 Besairu'd-Derecat, s. 71; İmam Sâdık'tan 749 El-Fusulü'l-Mühimme, İbn Sabbağ, s. 32; Feraidü's-Simtayn, c. 1, s. 379
  • RESULÜLLAH VE FÂTIMÂ B. ESED (3)

    giderdi. Hz. Ali'yi göğsüne alır, sever, uyuyacağı zaman beşiğini sallardı. Bütün bunlar Hz. Ali'ye verdiği değerin ve O'na gösterdiği özenin işaretleriydi.750 Resulüllah Hz. Ali'yi kendi himayesine aldıktan sonra da O'nunla yakından ilgilendi. Emirü'l-mü'minin böylece Hz. Peygamber'in evinde büyüdü, O'nun tarafından yetiştirildi. Hz. Ali çocukluk yıllarını anlatırken şöyle der: "Çocukluğum Resulüllah'ın evinde geçti. Beni O büyüttü. Beni şefkatle kucağına alır, bağrına basar, lokmayı çiğneyip ağzıma koyardı. Onun o güzelim kokusu elvan elvan ruhumu okşardı. Sözlerimde yalana, davranışlarımda bir kusur ve cahilliğe asla rastlamadı. Yüce Allah, gece-gündüz O'nunla birlikte olup dünyanın yücelikleri ve iyilikleri konusunda O'nu eğitmesi için süt çağından hemen sonra büyük melekleri Resulüllah'ın yanına verdi. Ben de tıpkı süt çağındaki bir bebek gibi Peygamber'e uymakta ve O'nu izlemekteydim. Her gün yeni şeyler öğretiyordu Bana, O'nun yaptıklarını yapmamı emrediyordu. Her yıl Hira Dağı'na çıkar bu anlarında Benden başka hiç kimse görmezdi O'nu... İslam henüz hiçbir eve girmemişken, sadece Resulüllah'la Hatice'nin Müslüman olduğu zaman Ben üçüncü Müslüman'dım. Vahiy ve peygamberlik nurunu görebiliyor, peygamberliğin kokusunun alabiliyordum."751   750 Biharü'l Envar, c. 35, s. 43 751 Nehcü'l-Belağa, Feyz-i Kaşani, s. 802, 204
  • HZ. ALİ HİRA MAĞARASI’NDA

    İslam Peygamberi, Allah tarafından risalet için görevlendirilmeden önce her yıl bir ayını Hira Mağarası'nda ibadet ile geçirir ve sonra Mescid'ül Haram'a gidip, Allah'ın evini tavaf edip, evine dönerdi. Acaba Aziz Peygamber, Hira'ya Hz. Ali'yi de götürür müydü, yoksa O'nu evde mi bırakırdı? Tarihî gerçekler gösteriyor ki, Hz. Peygamber Hz. Ali'yi evine götürdüğü ilk günden beri, O'nu asla kendi başına bırakmamıştır. Tarihçiler şöyle yazıyor: "Hz. Ali, Hz. Peygamber ile her zaman beraberdi. Hz. Peygamber ibadet için şehir dışındaki dağlara ve çöllere gittiği vakit bile Hz. Ali'yi yanında götürürdü."752 Hz. Ali bu konuda şöyle diyor: "Her yıl Hira Dağı'na çekilir, kulluğa koyulurdu. O'nu Ben görürdüm başkası göremezdi."753 752 Şerh-i Nehcü'l-Belağa, c. 13, s. 208, İbn-i Ebi'l-Hadid 753 Nehcü'l-Belağa, 192. Hutbe