• HZ. FÂTIMA RESÛLULLAH’I, KENDİ NEFSİNE VE ÇOCUKLARINA HER ZAMAN TERCİH EDERDİ

    Abdullah ibn-i Hamid, Câbir ibn-i Abdullah'dan rivayet etmiştir ki: "Resûlullah (s.a.v.) birkaç gün yemek yemeden geçirdi. Bu durumdan meşakkate düşen Resûlullah (s.a.v.) (bir şey bulmak için) hanımlarının evlerinde yiyecek bir şey aradı ama bir şey bulamadı. Bunun üzerine Fâtıma'nın (a.s.) yanına gelip, `Kızım yiyecek bir şeyin varsa getir yiyelim, ben açım' dedi. Fâtıma (a.s.): "Allah'a and olsun ki, bizde hiçbir şey yoktur' diye cevap verdi. Hz. Resûlullah (s.a.v.) oradan ayrıldığında, Hz. Fâtıma'nın komşusu iki tane ekmek ve biraz da eti Fâtıma'ya (a.s.) gönderdi. O da onları alıp bir kabın içerisine bırakıp üzerini örttü. Kendisi ve çocukları günlerce yemeğe muhtaç olmasına rağmen, `Resûlullah'ı (s.a.v.) kendim ve yanımdakilere tercih edeceğim' dedi.
  • HZ. FÂTIMA RESÛLULLAH’I, KENDİ NEFSİNE VE ÇOCUKLARINA HER ZAMAN TERCİH EDERDİ (2)

    Sonra Hasan (a.s.) ve Hüseyin'i (a.s.) dedeleri Resûlullah'ın (s.a.v.) peşi sıra gönderdi ve Resûlullah (s.a.v.) geri döndü. Fâtıma (a.s.): `Çocuklarım Sana feda olsun, Allah bize bir şey verdi ve Ben onu Senin için ayırdım' dedi. Peygamber de (s.a.v.): `Getir' diye buyurdu. Onu getirip üzerini açtığında kabın (ekmek ve et ile) dolu olduğunu gördü. Gördüğüne şaşırdı ve bunun Allah'ın bereketi olduğunu anladı. Bunun için Allah'a hamd edip, Peygambere salavat getirdi. Peygamber (s.a.v.): `Bunu nereden elde ettin' diye sorunca Fâtıma (a.s.): `Bu Allah'ın indinden (gelen) bir nimettir, Allah dilediğine hesapsız rızık verir' dedi. Resûlullah (s.a.v.) de Allah'a hamd ederek şöyle buyurdu: `Hamd olsun Allah'a ki, Seni, Ben-i İsrail'in kadınlarının en üstününe benzetmiştir. Ona da Allah güzel bir rızık verince eğer o rızıktan sorulsaydı; bu Allah'ın indindendir; gerçekten Allah dilediğine hesapsız rızık verir, derdi.' Sonra Resûlullah (s.a.v.) Ali (a.s.)'ı çağırdı. O da geldi. Resûlullah (s.a.v.) Ali (a.s.), Fâtıma (a.s.), Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.) ve Peygamberin bütün hanımları o yemekten doyuncaya kadar yediler. Ama kap yine olduğu gibi dolu kalmıştı. Fâtıma (a.s.) demiştir ki: Ben o yemekten bütün komşularıma da verdim. Allah ona bereket ve kalıcı bir hayır vermişti. Kaptaki yemeğin aslı iki tane ekmek ve bir parça etten ibaretti, geri kalanı ise Allah'ın verdiği bereket idi." 80 Resûlullah (s.a.v.) vefatı ile neticelenen hastalığının son dönemlerinde minberden şöyle buyurmuştur: 80 Bu rivayet, "Zekeriya, O'nun yanına mabede her girişinde orada bir rızık bulur..." ayetinin tefsirinde yer alır. Sa'lebi, Kısasü'l-Enbiya, s. 513; Suyûti, ed-Durrü'l-Mensur
  • HZ. FÂTIMA RESÛLULLAH’I, KENDİ NEFSİNE VE ÇOCUKLARINA HER ZAMAN TERCİH EDERDİ (3)

    "Ey kavmim! Size hükümleri bildirdim. Islahınıza çalıştım. Ve belalara uğradım. Artık sohbetinizden ilgi kesmek ve sizden uzaklaşmak zamanı geldi. Kimin bende hakkı varsa alsın. Kimin müşkülü varsa sorsun. Ki Allah'ın yanına bütün davalardan el etek çekmiş olarak gideyim ve Allah'a yüz tutan eteğime hiçbir asılı el kalmasın, haksızlığımdan şikayet eden hiçbir el onu tutmasın." Bunu söyledikten sonra minberden indi. Cemaatle öğle namazını kıldı, yeniden minbere çıktı. Önceki söylediği şeyleri tekrarladı. Orada bulunanlardan birisi ayağa kalkarak dedi ki: "Ya Resûlallah! Senin zimmetinde benim alacağım üç dirhem var." Hz. Muhammed (s.a.v.) üç dirhem borcunun alacaklıya ödenmesi işini Hz. Ali (a.s.)'a buyurdu, o da ödedi. Bundan sonra ashabdan Ukkaşe adında biri ayağa kalktı, dedi ki: "Ya Resûlallah! Tebük gazâsından dönerken deveye bir kamçı vurmuştun, kamçı deveye vurmadı, bana erişti. O vuruştan son derece acı duydum. Şimdi kısas isterim. Hz. Peygamber (s.a.v.), "Allah sana hayrı rahmet kılsın ki, bu kısası ahrete bırakmadın, dünyada diledin" buyurdu. Sonra Ukkaşe'ye sordu: "O kamçıyı tanır mısın?" Ukkaşe cevap verdi: "Deri terbiyesinden tutulmuş bir kamçı idi." Hz. Peygamber (s.a.v.), "O kamçı Fâtıma-i Zehra'nın evindedir. Hemen getirsinler" diye emir buyurdu. Selman aldığı bu emir üzerine Fâtıma'nın (a.s.) evine koştu. Kapısının önüne gelince: "Esselamualeyküm ya Ehle'l-Beyt!" diye seslendi. Hz. Fâtıma (a.s.) Selman'ın sesini işitince:
  • HZ. FÂTIMA RESÛLULLAH’I, KENDİ NEFSİNE VE ÇOCUKLARINA HER ZAMAN TERCİH EDERDİ (4)

    "Ey Selman! Ne hacetin var?" diye sordu. Selman cevap verdi: "Hz. Resul filan kamçıyı istiyor." Fâtıma (a.s.) sordu: "Ey Selman, hasta halinde bu kamçıyı niçin istiyor?" Selman olanı biteni anlattı. Hz. Fâtıma (a.s.): "Hz. Resul hasta yatmaktadır. O'nda kamçıya dayanacak güç ihtimali yoktur" dedi. Hemen Hasan'la (a.s.) Hüseyin'i (a.s.) çağırdı: "Ey ciğer köşelerim" dedi. "Dedenizden bir hak isteniyor. Adaletin yerine gelmesi lazım. Yürüyün, O'nun yerine kamçılanmayı kabul edin." Selman, Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.) ile kamçıyı aldı. Mescidi Şerif'e geldi. Mescidde bulunan cemaatin velvelesi gökkubbeye çıktı. Herkes Ukkaşe'den kısastan vazgeçmesini söylüyordu. Birazdan Ukkaşe'nin gerçek niyeti ortaya çıktı. Ukkaşe, "Ey Allah'ın Resulü! Benim bu ısrarımda iki muradım vardı. Biri buydu ki, Senin insaflı olduğunu halka göstermekti. Biri de mübarek vücuduna yüz sürmek, cehennem ateşinden kurtulmaktı." Eğer Ukkaşe gerçekten diyet istese idi, Hz. Fâtıma'nın (a.s.) yetiştirdiği Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.) hiç çekinmeden bu diyeti yerine getirecekti. 81   81 Fuzuli, Kerbela Şehitleri, s. 138-139
  • RESÛLULLAH DA HZ. FÂTIMA’YI KENDİ NEFSİNE TERCİH ETMİŞTİR

    `Nübüvvet Şahitleri' isimli eserde şöyle bir rivayet vardır: Bir gün Hz. Muhammed (s.a.v.) Hz. Hüseyin'i (a.s.) bir dizi üzerine ve İbrahim'i de öteki dizi üstüne almış okşamakta idi. Hz. Cebrail de orada bulunuyordu. "Ya Resulallah" dedi. "Hz. Allah bu iki inci tanesini bir ipliğe bu kadar düzgünce dizip biraraya getirmez. Birinin kaldırılmasına rıza göstermen gerek." Hz. Muhammed (s.a.v.) buyurdu ki: "Eğer İbrahim ölürse Beni büyük bir elem boğar. Fakat Hüseyin ölürse bana, Ali Murteza'ya ve Fâtıma-i Zehra'ya ıstırabı düşer. Bana has musibeti, herkese gelen musibet üzerine ihtiyar ederim." Bu olaydan üç gün geçmişti ki, İbrahim öldü (Allah rahmet eylesin.) Ondan sonra da Hz. Muhammed, ne zaman Hz. Hüseyin'i elinden tutup O'na güzel sözler söylese şöyle derdi: "Merhaba, ey kendisine sevgili oğlumu feda ettiğim ciğerparem!"
  • HZ. FÂTIMA GELMİŞ VE GELECEK KADINLARIN EN ÜSTÜNÜDÜR; CENNETLİK KADINLARIN EFENDİSİDİR

    "...Ya Ali! Sen ümmetin imamı ve Benim vasimsin. Mü'minleri cennete doğru hidayet edeceksin. Kızım Fâtıma'nın kıyamet günü nurdan bir bineğe bindiğini, sağ tarafında yetmiş bin melek, sol tarafında yetmiş bin melek ve arkasında yetmiş bin melek olduğu halde hareket ettiğini ve ümmetimin mü'min kadınlarını cennete götürdüğünü görür gibiyim. Beş vakit namazlarını kılan, Ramazan ayında oruç tutan, Allah'ın evini ziyaret eden, malının zekatını veren, kocasına itaat eden ve Ali'yi seven her kadın, Fâtıma'nın şefaati ile cennete girecektir. Fâtıma dünya kadınlarının en üstünüdür." "Ya Resûlallah! Fâtıma sadece kendi asrının mı en üstünüdür?" dediklerinde, şöyle buyurdular: "Kendi asrının üstünü olan Meryem'dir. Kızım Fâtıma geçmiş ve gelecekteki bütün kadınların en üstünüdür." 82 82 Bihârü'l-Envâr, c. 43, s. 24
  • HZ. FÂTIMA GELMİŞ VE GELECEK KADINLARIN EN ÜSTÜNÜDÜR; CENNETLİK KADINLARIN EFENDİSİDİR (2)

    Muhibbuddin Taberî, Hz. Ali'den (a.s.) Hz. Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Benim kızım Fâtıma, kıyamet günü mahşere gelir ve O'nun üzerinde hayat suyuyla yoğrulmuş bir keramet elbisesi olur; mahlukat O'na bakarak şaşkınlığa uğrarlar. Sonra O'na cennetin elbiselerinden bir elbise giydirilir ve bu elbisenin üzerinde yeşil yazıyla şu yazılıdır: `Hz. Muhammed (s.a.v.)'in kızı Fâtıma'yı en güzel sûrette ve en kâmil heybet ile ve tam bir kerametle cennete dahil eyleyin.' Böylece bir gelin gibi etrafında yetmiş bin cariye ile cennete uğurlanır." 83 Muttaki, Kenzü'l-Ummal'a şöyle rivayet etmiştir: "Cennete girecek olan ilk şahıs Muhammed'in (s.a.v.) kızı Fâtıma'dır. Fâtıma'nın bu ümmetteki yeri Ben-i İsrail'deki Meryem'in yeri gibidir." 84 Hâkim, Ebu Hureyre'den naklettiğine göre Hz. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kıyamet günü peygamberler kendi kavimlerinden olan mü'minlerle mülakat edebilmek için at üzerinde mahşere gelirler. Hz. Sâlih kendi devesine binerek mahşere gelir ve Ben Burak'ın üzerinde mahşere gelirim. Burak her bir adımıyla gözün görebildiği en son noktaya kadar yol alır ve Fâtıma Benim önümde hareket eder." 85 Hatib-i Bağdadî, İbn Abbas'tan rivayetle, Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu yazmıştır: 83 Taberî, Zehâirü'l-Ukba, Babun fi Fazl-i Ehl-i Beyt, Zikri Zifaf-i Fâtıma ile'l-Cenneti Ke'l-Arus, s. 48 84 Muttakî, Kenzü'l-Ummal, bab 5, fi Fazl-i Ehl-i Beyt, 2. Fasıl; fi Fezail-i Ehl-i Beyt Mufassalan, Fâtıma (a.s.) hadis. 34234 85 Hâkim, Müstedrekü's-Sahihayn, Kitab'u Marifetu's-Sahabe, Zikru Menakıb-ı Fâtıma bint-i Resulillah (s.a.v.) c. 3, s. 152
  • HZ. FÂTIMA GELMİŞ VE GELECEK KADINLARIN EN ÜSTÜNÜDÜR; CENNETLİK KADINLARIN EFENDİSİDİR (3)

    "Ben, Mirac gecesi cennetin kapısına şöyle yazılmış olduğunu gördüm: `La ilahe illallah, Muhammedun Resûlullah, Aliyyun habibullah, el-Hasanu ve'l Hüseynu safvetullah, Fatimetu hiyeretullah; ala bağizihim la'netullah...' (Allah'tan başka ilah yoktur, Muhammed Allah'ın Elçisi'dir, Ali Allah'ın Mahbubu'dur, Hasan ve Hüseyin Allah'ın seçkin kıldığı kimselerdir, Fâtıma Allah'ın beğendiği bir şahıstır, onlara düşmanlık yapana Allah'ın laneti olsun.) Ebu Hureyre anlatıyor: "Allah Resulü (s.a.v.) bir gün sabah yanımıza geç geldi. Akşam olunca içimizden birisi: `Ey Allah'ın Resulü! Bugün Seni göremediğimiz için bir hayli üzüldük' deyince, Allah'ın Resulü (s.a.v.) buyurdu ki: "Bugün Beni hiç ziyaret etmeyen bir melek, Allah'tan izin alıp Beni ziyarete geldi. Bana kızım Fâtıma'nın ümmetimin kadınlarının hanımefendisi olduğunu, Hasan ve Hüseyin'in de cennet gençlerinin efendileri olacağını haber vererek Beni müjdeledi." 86 Hz. Aişe anlatıyor: "Topluca Allah'ın Resulü'nün (s.a.v.) yanında bulunuyorduk. Hiç kimse bizden ayrı değildi. Tam o sırada Fâtıma (a.s.) yürüyerek geldi. Vallahi O'nun yürüyüşünün, Allah'ın Resulü'nün (s.a.v.) yürüyüşünden hiçbir farkı yoktu. O'nun yanına varınca `merhaba kızım' deyip O'nu sağ (ya da sol) yanına oturttu. Sonra O'na gizlice bir şey söyledi; Fâtıma hıçkırarak ağlamaya başladı. Ardından bir kez daha gizlice bir şey söyledi; bu sefer güldü. Allah'ın Resulü (s.a.v.) kalkıp çıkınca, "Allah'ın Resulü (s.a.v.) bizim aramızda Sana özel bir şey söyledi ve Sen ağladın. Söyle 86 İbn Hacer; Et-Tagrib, c. 2/215
  • HZ. FÂTIMA GELMİŞ VE GELECEK KADINLARIN EN ÜSTÜNÜDÜR; CENNETLİK KADINLARIN EFENDİSİDİR (4)

    bakalım O sana ne söyledi?" dedim. Dedi ki: `Allah'ın Resulü'nün (s.a.v.) sırrını hemen açığa vuracak değilim ya!' Allah'ın Resulü (s.a.v.) vefat edince tekrar, `Üzerinde olan hakkım için söyle; Allah'ın Resulü (s.a.v.) o gün Sana gizlice ne söylemişti?' diye sorunca anlatmaya başladı: "İşte şimdi anlatacağım: İlk önce Bana, `Cibril her yıl bir kez yanıma gelerek Kur'an'ı Benimle mukabele suretiyle okuyor; böylece karşılaştırma yapıyordu. Bu yıl ise bunu iki kez yaptı! Sanırım vaktim gelip çattı. Allah'tan kork ve sabırlı ol' demişti. O'nun için ağladım. İkinci seferde ise: `Ey Fâtıma! Bu ümmetin kadınlarının ve hatta dünya kadınlarının hanımefendisi olmak istemez misin?' deyince güldüm." 87 Tirmizi, Huzeyfe'den şöyle rivayet etmiştir: "Annem benden, `Son görüşmen ne zaman oldu?' diye sordu. Ben, `Falanca günden şimdiye kadar (kendisini ziyaret etmemişim)' dedim. Maksadı Peygamber ile görüşmemdi. Bu yüzden bana kızdı. Bunun üzerine ben, `Ben akşam Resûlullah'ın (s.a.v.) yanına gidip, akşam namazını O'nunla kılayım ve O'ndan bizim için mağfiret dilemesini isteyeyim' dedim. Gidip akşam namazını Peygamber (s.a.v.) ile kıldım; Resûlullah yatsı namazına dek namazla meşgul oldu. Yatsıdan sonra da yine nafile namazı kıldı. Ben de Peygambere (s.a.v.) bakarak namazla meşgul oldum. O benim sesimi duyunca, `Kimsin, Huzeyfe misin' dedi. `Evet' dedim. Buyurdu ki: `İstediğin nedir? Allah seni ve anneni bağışlasın' sonra sözlerine şöyle devam etti: "Bu (gördüğüm) melek, bu geceden önce yeryüzüne asla inmemiş olan bir melektir. O, Rabbinin selamını Bana ulaştırmak ve Fâ87 İbn Sa'd, 8/26, 27; et-Tahavi (51. htm); Buhari, Sahih, Menakıb 25, İstizan 43
  • HZ. FÂTIMA GELMİŞ VE GELECEK KADINLARIN EN ÜSTÜNÜDÜR; CENNETLİK KADINLARIN EFENDİSİDİR (5)

    tıma'nın cennet hanımlarının en üstünü, Hasan ve Hüseyin'in cennet gençlerinin efendileri olduğunu müjdelemek için gelmiştir." 88 Ebu Nuaym, Cabir İbn Semure'den şöyle naklediyor: "Resûlullah (s.a.v.) gelip bizim yanımızda oturdu ve şöyle buyurdu: `Fâtıma hastadır.' Orada bulunanlar: `Ziyaretine gidelim' dediler. Kalkıp Hz. Fâtıma'nın evine doğru hareket ettiler. Hz. Fâtıma'nın evinin kapısı açıktı. Hz. Peygamber yüksek bir sesle: `Kendini iyice ört, bir grup ziyaretine gelmiştir' buyurdu. Hz. Fâtıma: `Ya Resulallah üzerimde abadan başka bir örtü yoktur' dedi. Bunun üzerine Resûlullah abasını çıkarıp kapının arkasından Fâtıma'ya doğru uzattı ve `Bununla başını ört' dedi. Sonra Resûlullah içeri girdi ve O'nun arkasından da diğerleri girdiler. Biraz oturduktan sonra kalkıp gittiler; sonra ziyarete gelen adamlar, `Allah'a and olsun Peygamberimizin kızının bu durumu (bu kadar fakir olması) hayret verici' dediler. Resûlullah (s.a.v.) (bunu duyunca) şöyle buyurdu: "O kıyamet günü bütün hanımlardan daha üstün makama sahiptir." 89 Hâkim, İbn Abbas'tan naklediyor: "Resûlullah (s.a.v.) bir defasında dört çizgi çizerek (ashabına), `Bunların ne olduğunu biliyor musunuz?' diye sordu. Ashab, `Allah ve Resulü daha iyi bilir' diye cevap verdiler. Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: Cennet kadınlarının en faziletlileri Huveylid kızı Hatice, Muhammed (s.a.v.) kızı Fâtıma, İmran kızı Meryem ve Mezahim kızı Asiye'dirler..." 90 88 Tirmizi, Sünen, Kitabu'l-Menakıb, 31. bâb Menakıbu'l-Hasan ve'l-Hüseyn, Hadis. 3781, c. 2, s. 306 89 Hilyetü'l-Evliya, c. 2, s. 42 90 Müstedrekü's-Sahihayn, Kitabu't-Tefsir, Tefsir-u Sureti't-Tahrim, c. 2, s. 497