• ASHAB’DAN HZ. ALİ’NİN HİLAFETİNİ SAVUNANLAR (4)

    için O'nu ayağa kaldırdı.' Bu konuyla ilgili çok tartışma çıktı. Sonra aramızdan bir adamı Resulüllah'a gönderdik. Ve bunun ne anlama geldiğini sorduk. Buyurdu ki, `O, Benden sonra mü'minlerin velisidir. Ve insanlar içinde ümmetimin hayrını en fazla düşünen kimsedir.' Ben bizzat yaşadığım bu olaya şahitlik ederim. Dileyen inansın, dileyen inkar etsin. Şüphesiz hak ile bâtılın ayrılacağı hüküm günü vakit olarak belirlenmiştir." Ebuzer Gifari, Eyyub El-Ensari, Utbe b. Ebu Leheb, Nu'man b. Aclan, Selman-ı Farisi gibi değerli sahabeler de kalkıp konuştu ve Hz. Ali'nin hilafette hak sahibi olduğunu beyan ettiler. Böyle büyük sahabelerin, bu kadar açık kanıtlar öne sürmesi üzerine, Müslümanlar yavaş yavaş Hz. Ali'ye meyletmeye başladı.1036 Hz. Ebu Bekir'in Sakife'de tamamen bir oldu-bittiyle hilafete seçildiği açıktır. Hz. Ömer, Taberi, Buhari ve İbn Hişam'da beyan edildiğine göre bu konuda şunları söylüyor: "Allah'a yemin ederim ki, biz, Ebu Bekir'e biat meselesinde karşılaştığımız zorluk gibi bir zorlukla karşılaşmadık. Onlardan biat almadan toplantıyı terk edecek olsaydık, bizden sonra birine biat etmelerinden korkmuştuk. O zaman ya razı olmadığımız birine biat edecektik, ya da ona karşı çıkacaktık ve fesat baş gösterecekti..."1037 Hz. Ali cenaze merasimi, Sakife topluluğu ise hilafet seçimi ile meşgul iken, Ebu Süfyan Hz. Ali'nin evine gitti ve şöyle dedi: "Elini uzat ki, ben Sana biat edeyim ve Senin elini Müslümanların halifesi sıfatıyla sıkayım. Eğer ben Sana biat edersem Abdumenafoğulları'ndan hiç kimse Sana muhalefet etmeyecektir. Ve eğer Abdumenafoğulları Sana biat ederse, Kureyş'ten hiç kimse 1036 Tarih-i Ebi'l-Feda c. 1, s. 156/El-Hisal, Şeyh Sâduk s. 432/El-İhticac, Taberi c. 1, s. 186 1037 Sahih-i Buhari, Kitabu'l-Muharıbin c. 6, Hadis: 6442/Siret-ü İbn Hişam c. 4, s. 308/ Tarih-i Taberi c. 2, s. 447
  • ASHAB’DAN HZ. ALİ’NİN HİLAFETİNİ SAVUNANLAR (5)

    Sana muhalefet olmayacaktır. Ve sonuçta Araplar Senin halifeliğini kabul edeceklerdir." Hz. Ali Ebu Süfyan'ın niyetini bildiğinden bu sözlere hiç itibar etmedi. Ve kendisine şöyle dedi: "Ben şimdi Hz. Peygamberin cenazesi ile meşgulüm."1038 Siretu'l-Eimmeti'l-İsna'da rivayet ettiklerine göre, Emir'ülmü'minin (a.s.), Ebu Süfyan b. Harb'i itti ve ona şu karşılığı verdi: "Allah'a yemin ederim ki, senin tek amacın fitne çıkarmaktır. Sen, İslam için yeterince kötülük temin ettin. Senin yardımına ihtiyacımız yoktur." Ebu Süfyan'ın teklifi ile aynı zamanda (ya da daha önce) Hz. Abbas da yeğeni Ali'ye biat etmek istemiş, fakat imam onu da reddetmişti. El-İmame Ve's-Siyase adlı eserin 21. sayfasında bu durum şöyle anlatılıyor: "Sakife toplantısının haberi, Hz. Peygamber'in evine ulaştı. Ali ve Haşimoğulları ile beraber samimi bazı sahabeler Peygamber'in evindeydiler. Resulüllah'ın mübarek naaşının başında toplanmışlardı. Peygamberin amcası Abbas, Ali'ye şöyle dedi: `Ey kardeşimin oğlu, uzat elini Sana biat edeyim. İnsanlar Peygamberin amcası, Peygamberin amcasının oğluna biat etti diyecekler. O zaman Sana kimse karşı çıkamaz.' Hz. Ali, `Benden başka bu görevi isteyecek kimse çıkar mı' diye sordu. Abbas, `Yakında göreceksin' dedi. Kuşkusuz Hz. Ali de o sırada olup bitenleri biliyordu. Abbas'a şu net cevabı verdi: `Ben bu görevin kapalı kapılar ardında Bana verilmesini istemem." Çok geçmeden tekbir nidaları yükseldi. Hz. Ali bunun ne olduğunu sorunca Abbas şöyle dedi: Ben sana bazılarının senden önce biat almak istediklerini söy1038 Şeyh Müfid, El-İrşad s. 135
  • ASHAB’DAN HZ. ALİ’NİN HİLAFETİNİ SAVUNANLAR (6)

    lemedim mi? Ben sana biat için elini uzatmanı teklif etmedim mi? Sen kabul etmedin, şimdi başkaları senden önce davrandı." Hz. Ali, Sakife'de toplananların bu davranışını açık bir dille de eleştirmiştir. "Sen henüz gençsin ve hilafet için yeterli tecrübeye sahip değilsin" diyerek Ebu Bekir'i savunan Ebu Ubeyde'ye şu cevabı vermiştir: "Allah'tan korkun ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) İslamî yöneticilik makamını O'nun evinden alıp, kendi evinize taşımayın. Ve bu makamı ehlinden gasp etmeyin. Ey Muhacirler! And olsun Allah'a ki, biz Peygamber Ehl-i Beyt'i bu makama daha layığız. Allah'ın Kitabı'nın her detayına vâkıf, Allah'ın dininde derin ilme sahip, Peygamber sünnetine âlim ve Müslümanların işlerini çözümlemeye kâdir olan bizden başkası mıdır? And olsun Allah'a ki, bu makam bize aittir. Nefsinize uymayın. Yoksa hak ve hakikatten uzaklaşırsınız."1039   1039 Nehcü'l-Belağa Şerhi, İbn Ebi'l-Hadid c. 6, s. 11-13
  • HZ. EBUBEKİR’İN HALİFE SEÇİLMESİNİN YANKILARI

    Ebu Bekir'in Medine'de halife seçilmesi, Mekke'de ilk anda duyulmadı. Bunda Mekke'nin komutanı Attab ibn-i Useyd ibn'il As'ın Beni Ümeyye reisi olan Ebu Süfyan'ın tavrını öğrenmek istemesi gösterilmektedir. Ebu Süfyan ise başta Ebu Bekir'in halifeliğine karşı çıkmış, hatta Hz. Ali (a.s.) ve Abbas'a, "Ben Medine'yi süvari ve piyadelerle dolduracağım. Siz kalkıp kıyam edin ve idareyi ele geçirin" demiştir. Ancak Hz. Ebu Bekir, Ebu Süfyan'ı yanına almak masadıyla, yanında getirdiği malları ona bağışlamış ve Ebu Süfyan'ın oğlu Yezid'i Şam Valisi olarak atamıştır. O zamana kadar Ebu Bekir'i halife olarak istemeyen Ebu Süfyan bu valilik işinden sonra, "Ebu Bekir akraba bağlılığını sürdürdü" diyerek tavrını değiştirmiştir.1040 Aynı zamanda önemli bazı mevkilere Emeviler'den bazı kimseleri atayarak, iktidarda onlara pay vermiştir. 1040 Feth'ul-Buldan-i Belazuri, 31-34; Mecme'ul-Beyan, c. 5 s. 260
  • HZ. EBUBEKİR’İN HALİFE SEÇİLMESİNİN YANKILARI (2)

    Ehl-i Sünnet âlimlerinin beyanına göre; Kendisi de bir Muhacir olan Ebu Bekir, Hazrecliler'in kendisine biatı için de bazı yardımlarda bulunması gereğini anlamıştı. Ebu Bekir, kadınlardan da çeşitli hediyelerle biat almaya çalıştı. Zeyd ibn-i Sabit, Beni Adiyy kabilesinden olan bir hanıma Ebu Bekir'den bir bağış getirdiğini söyledi. Kadın bunun ne olduğunu sordu. Zeyd şöyle cevap verdi: "Bu halifenin kadınlar arasında taksim ettiği bir bağıştır." Bu kadın kendisine verilen bu bağışın bir tür rüşvet olduğunu fark edince Zeyd'e şöyle dedi: "Dinimi satın almak için mi bana rüşvet veriyorsunuz? Allah'a and olsun ki, ben onlardan bir şey kabul etmiyorum."1041 Ehl-i Beyt eserleri ise konuyla alakalı şunları yazmaktadır: "Ebu Bekir Emeviler'i ve Ensar kadınlarını maddi menfaatler ile kendine karşı pasif bir hale getirdi. Ama Haşimiler, Hz. Ali'ye (a.s.) karşı bu yolun işe yaramayacağını biliyordu." Bu noktada Resulüllah'ın vefatından az önce cereyan eden şu hadiseyi de aktarmakta fayda vardır: İmam Musa bin Câfer, babasından şöyle rivayet ediyor: "Hz. Peygamber (s.a.v.) vefat edeceği sabahın hemen öncesindeki gece Ali'yi (a.s.), Hasan (a.s.) ve Hüseyin'i (a.s.) çağırdı. Onlar gelince de kapıyı üzerlerine kapadı ve, `Ey Fâtımâ!' dedi. Fâtımâ'yı (a.s.) Kendisine yaklaştırdı. Gece boyunca gizli gizli bir şeyler konuştu. Konuşmaları uzun sürünce Ali (a.s.), Hasan (a.s.) ve Hüseyin'i (a.s.) alarak kapıda durdular. İnsanlar kapının önünde durmuşlardı. Peygamberin (s.a.v.) eşleri de Ali (a.s.) ve oğullarına bakıyorlardı. Aişe dedi ki, `Bu saatte Resulüllah (s.a.v.) ne tür bir iş için Seni dışarı çıkarıp, kızıyla baş başa kaldı?' 1041 Şerh-i Nehcü'l-Belağa, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 1, s. 133
  • HZ. EBUBEKİR’İN HALİFE SEÇİLMESİNİN YANKILARI (3)

    Hz. Ali (a.s.) ona dedi ki, `O'nunla niçin başbaşa kaldığını ve O'na neleri aktardığını biliyorsun. Bu senin, babanın ve iki arkadaşının da içinde bulunduğu bir meseledir. ` Aişe ne diyeceğini bilemez oldu, tek kelime etmedi."1042 Tarihçiler Hz. Ebu Bekir'in ölüm döşeğinde iken şunları söylediğini kaydediyor: Abdurrahman ibn-i Avf şöyle aktarıyor: "Ebu Bekir'in ölüm hastalığında onu ziyarete gittim. Evine girdim ve ona selam verdim, `Sende herhangi bir sıkıntı görmüyorum. Dünya için hüzünlenme. Allah'a yemin olsun ki, senin ancak sâlih bir kişi olduğunu biliriz' dedim. Bunun üzerine o, `Ben ancak kendi hayatım boyunca yaptığım üç şeye hüzünlenirim. Bunları yapmamayı çok isterdim. Keşke Fâtımâ'nın evini açmayıp bıraksaydım. Ve üzerime harp kapılarını örtseydim. Keşke Saideoğulları'nın sakifesinde halife seçimi için toplanıldığı gün ben bu işi Ömer veya Ebu Ubeyde'nin boynuna atsaydım. O mü'minlerin emiri olsa ben de yardımcısı olsaydım. Keşke Halid bin Velid'i dinden dönüp de harbe kalkan grup üzerine yolladığım vakit ben de otursam, Müslümanlar galip gelirse gelirler, galip gelemezlerse onlara destek ve yardımcı olsaydım' dedi."1043 Hz. Ebu Bekir'in bu ifadelerini pek çok âlim ve fâkih eserlerinde nakletmiştir.1044 Muhammed ibn Yezid İbn Abdü'l-Ekber El-Bağdadi, El-Kamil adlı eserinde Abdurrahman bin Avf'dan rivayetle şöyle demektedir: Kendisi Ebu Bekir'in vefat ettiği ölüm hastalığında Ebu Bekir'i ziyaret etmiştir. Abdurrahman der ki: "Vefat ettiği hastalığında ziyaret için Ebu Bekir'in huzuruna girip selam verdim ve `Nasıl sabahladın?' diye sordum. 1042 Bihar'ül Envar, c. 22, s. 490 1043 El-Emval, s. 193 1044 İbn Abdurabbih, İkdü'l Ferid/El-Mesudi, Murucu'z-Zeheb/İbn Ebi'l Hadid, Şerh-i Nehcü'l-Belağa/İbn Asakir, Muhtasar-u Tarih-i Dimeşk/Taberani, Mucemü'lKebir
  • HZ. EBUBEKİR’İN HALİFE SEÇİLMESİNİN YANKILARI (4)

    Ebu Bekir yerinden doğruldu ve şöyle dedi: Ben dünyada yaptığım üç şeye keşke yapmasaydım, yapmadığım üç şeyi de keşke yapsaydım, üç şeye de ne ola bunları Peygambere (s.a.v.) soraydım diye üzülüyorum. Keşke yapmayaydım dediğim üç şey: Keşke Fâtımâ'nın evini açmayıp bıraksaydım ve üzerime harp kapılarını örtseydim. Saideoğulları sakifesinde (gölgeliğinde) halife seçimi için toplanıldığı gün ben bu işi şu iki adamdan birinin Ömer veya Ebu Ubeyde'nin boynuna atsaydım. O mü'minlerin emiri olsa ben de yardımcısı olsaydım. Keşke Halid bin Velid'i, Ehl-i Ridde (dinden dönüp harbe kalkan grup) üzerine orduyla yolladığım vakit ben de Zü'l-Kassa mevkiinde otursam, Müslümanlar galip gelirse gelirler, gelmezlerse ben onlara destek ve yardımcı olaydım... Keşke yapaydım dediğim üç şey de şunlardır..."1045   1045 Şerh-u Nehcü'l-Belağa, c. 2, s. 45-47
  • FEDEK OLAYI

    Hayber yakınlarında, Medine'den 140 km uzaklıkta bulunan, Hayber'den sonra Hicaz yahudilerinin yeri sayılan bol verimli ve müreffeh köye "Fedek" deniliyordu. Peygamber, Hayber, el-Gurra ve Tiyma'daki yahudileri yendikten sonra Medine'nin kuzeyindeki bu geniş araziye İslam askerlerini yerleştirdi. Ve Fedek'in ileri gelenlerine bir elçi gönderdi. Çünkü buradakiler, İslam aleyhine bir tehlike unsuruydular. Köyün reisi Yuşa bin Nun savaşmayı değil, teslim olmayı seçti. Bu bölgenin sakinleri İslam bayrağı altında yaşamaya, her yıl mahsullerinin yarısını Peygambere vermeye, Müslümanların aleyhine faaliyet yapmamaya söz verdiler. (Yapılan antlaşma ile Fedek'in yarısını da Allah Resulü'ne bağışlamışlardı). Yani, Fedek, savaş yoluyla elde edilmiş bir bölge değildir. İslam'da savaşla alınan topraklar bütün Müslümanları ilgilendirir. Savaş yoluyla elde edilmeyen topraklar ise devlet reisini ilgilen-
  • FEDEK OLAYI (2)

    dirir. Buraların geliri bazı özel durumlarda da kullanılabilir. (Fedek bu sınıfa girmektedir). Bu özel durum Peygamber ve yakınlarının yasal ve meşru ihtiyaçlarını şerefli bir şekilde sağlamaları içindir. Kaldı ki, Fedek Allah Resulü'ne bağışlanmıştı. Cenab-ı Allah Haşr Sûresi'nde bu durumu şöyle anlatıyor: "... Ve Allah'ın onların mallarından, Peygamberine verdiği şeyler için siz, gerçekten de ne deve sürdünüz ne de at oynattınız ve fakat Allah, peygamberlerini dilediği kimselerin üstüne atıp, üstün eder. Ve Allah'ın her şeye gücü yeter. Allah'ın fethedilen köylerin mallarından Peygamberine verdiği ganimetler artık Allah'ındır. Ve peygamberin, yakınların, yetimlerin, yoksulların, yolda kalmışların bu da o malın sizin içinizdeki zenginlerin ellerinde devreden bir mal, bir sermaye olmaması içindir. Ve Peygamber size ne verirse alın ve neden vazgeçmenizi emrederse vazgeçin ve Allah'tan korkun, şüphesiz Allah'ın azabı çetindir."1046.
  • HZ. PEYGAMBERİN FEDEK’İ HZ. FÂTIMÂ’YA VERMESİ

    "Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver"1047 ayeti nâzil olunca, Peygamber Fâtımâ'yı yanına çağırdı ve O'na Fedek'i hediye etti.1048 Bu ayetin Hz. Fâtımâ ve O'nun evlatları hakkında nâzil olduğu konusunda bütün alimler hemfikirdirler. Peygamber yaşadığı müddetçe Fedek Hz. Fâtımâ'nın elindeydi. Kendisi kiraya veriyor, kirasını üç taksitle alıyordu. Aldığı bu kiradan Kendisine, evlatlarına bir gece yetecek kadarını ayırıyor, bir bölümünü Haşimoğulları'nın fakirlerine dağıtıyor, geri kalanını ise diğer yoksullar arasında bölüştürüyordu.1049 Fedek oldukça gelir getiren bir bölgeydi. Kutbeddin Ravendi bu 1047 İsra, 26 1048 Mecmeu'l-Beyan, c. 3, s. 411; Şerh-i İbn-i Ebi'l Hadid, c. 16, s. 268; Ed-Durrü'l Mensur, c. 4, s. 177; Celaluddin Suyuti, tefsirinin 4. cildinde 1049 Peşaver Geceleri, s. 434