• İSLAM’DA HALİFENİN SEÇİM USULÜ (8)

    Ayrıca, Sünni Muhammed b. Yusuf Genci Eş-Şafii, "Kifayet'ut­ Tâlib" adlı kitabının 44. bâbında şu hadisi nakleder: "... O Ali, mü'minlerin sultanıdır; o ondan gelinecek olan kapımdır; O Benden sonra halifemdir." Sünni Süleyman Belhi, `Menakıb'dan rivayetle şu hadisi nakletmektedir: "Beni nübüvvete seçene ve Beni mahlukatın en üstünü kılan Allah'a and olsun ki, (Ey Ali) şüphesiz Sen, Allah'ın kullarına olan hücceti, O'nun sırrının emini ve O'nun kullarının halifesisin." Sünni eserlerden Tarih-i Bağdadi'de şu hadis rivayet edilmektedir: İmam-ı Ali bin Ebi Tâlib'den rivayetle Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ey Ali, Allah'tan Senin için beş şeyi sordum (istedim) dördünü verdi ve birini men etti. Sordum ve Senin için şunları istedim; kıyamet gününde yer ilk Senin üstünden yarılacak. Sen Benimle beraber ve Liva-i Hamd Senin elinde olacak, O'nu Sen taşıyacaksın. Senin Benden sonra mü'minlerin velisi olduğunu, Bana verdi."986 Sünni eserlerden Tarih-i Bağdadi'de şu hadis rivayet edilmektedir: İbn-i Abbas dedi ki, "Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde biz dört kişiden başka herkes yayandır. Bunun üzerine amcası Abbas ayağa kalkıp şöyle dedi: "Bu dört binici kimlerdir, ya Resulallah? "Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: "Ben Burak'ın üstünde olacağım. Yüzü insan yüzü gibi, yanakları ise at yanağı gibidir..." 986 Tarih-i Bağdadi, c. 4, s. 339
  • İSLAM’DA HALİFENİN SEÇİM USULÜ (9)

    Resulüllah (s.a.v.) Burak'ı vasfettikten sonra Abbas dedi ki: "Daha kimler ya Resulallah?" Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ve kardeşim Sâlih (a.s.) kavminin kestikleri devesi üzerinde olacak." Abbas dedi ki: "Daha kimler ya Resulallah?" Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ve amcam Hamza bin Abdülmuttalib. Allah ve Resulü'nün aslanı, şehitlerin seyyidi, Benim devemin üzerinde olacak." Abbas dedi ki: "Daha kimler ya Resulallah?" Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: "Ve kardeşim Ali (a.s.) cennet develerinin birinin üzerinde olacak. Devesinin ayağındaki aksaklık incidendir, devenin mahmeli ise kırmızı yakuttandır. Ali'nin elinde Liva-i Hamd olacak ve kendisi, Allah'tan başka ilah yok ve Muhammed O'nun Resulüdür, diye nida edecektir. Hazır bulunan halk diyeceklerdir ki: `Bu ancak mürsel bir nebi ya da Allah'a yakın olan bir melektir.' Bu sözler üzerine Arş'ın ortasından şöyle bir ses gelecek: Bu (İmam-ı Ali) ne yakın bir melek, ne de mürsel bir nebidir, ne de Arş'ı taşıyandır. Bu Ali bin Ebi Tâlib'dir. Rabbil Âleminin Resulü'nün vasisidir. Takva sahiplerinin imamı, elleri ve ayakları pak olanların önderidir."987 Sünni âlimlerden İbn Esir-i Cezri'nin eserinde Ebu Said ElHudri'den şu rivayet vardır: "Resulüllah (s.a.v.) ahdi bozanlara, adaletten sapıp zulmedenlere ve dinden çıkanlara karşı savaşmamızı emretti. Bizler sorduk ki, "Ya Resulallah, bizlerin bu toplumlara karşı savaşmamızı emrettin, hangi önder ile onlara karşı savaşalım?" 987 Tarih-i Bağdadi, s. 11, s. 112-113
  • İSLAM’DA HALİFENİN SEÇİM USULÜ (10)

    Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki, "Ali bin Ebi Tâlib ile beraber onlara karşı savaşacaksınız. Ammar bin Yâsir, Ali ile beraberken öldürülecek."988 Resulüllah (s.a.v.) buyurmuştur ki: "Mirac Gecesi Beni göğe götürdüklerinde peygamberleri topladılar, Ben de onlarla beraber oturdum. Bir melek gelerek Bana şöyle dedi: Allah-u Teâlâ buyuruyor ki, `Bu peygamberlerden ne üzere gönderildiklerini sor.' `Ne üzere gönderildiniz?' diye sorduğumda, `Senin velayetin ve Ali bin Ebi Tâlib'in velayeti üzere gönderildik' dediler."989 Sünni Muttaki Hind'in eserinden; Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Bana iman edip, Beni tasdik edene Ali bin Ebi Tâlib'in velayetini tavsiye ederim. Her kim O'nu veliy'ül-emr edinirse Beni edinmiş olur ve her kim Beni veliy'ül-emr edinirse Allah'ı edinmiş olur. Her kim Ali'yi severse Beni sevmiş olur, Beni seven ise Allah'ı sevmiştir. Her kim Ali'ye buğzederse Bana buğzetmiştir. Bana buğzeden ise, şanı yüce olan Allah'a buğzetmiştir."990 Sünni eserlerden Menakıb'da ifade edilmiş olduğu üzere Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: "Her peygamberin vasi ve vârisi vardır. Benim vasi ve vârisim ise Ebu Tâlib oğlu Ali'dir."991 Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Ey Ensar topluluğu! Sizleri sıkıca sarıldığınız takdirde asla sapmayacağınız bir kimseye hidayet edeyim mi? 988 Usd'ül-Gabe Fi Ma'firet El-Sahabe, s. 114 989 Tefsir'i Ebu'l Futuh, c. 10, s. 92 990 Muntahab'ul-Kenz, Muttakıyy-i Hind, s. 32 991 Menakıb-i İbn-i Meğazili, s. 201
  • İSLAM’DA HALİFENİN SEÇİM USULÜ (11)

    Ashab: "Evet ya Resulallah" deyince, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Sarılmış olduğunuz takdirde dalalete düşmeyeceğiniz o kimse (gördüğünüz) bu Ali'dir. Öyleyse Benim sevgimle O'nu seviniz; Benim kerametimle O'na ikramda bulununuz. Şüphesiz Cebrail, Allah tarafından size söylediklerimi Bana emretti."992 Sünni, İbn Esir-i Cezri'nin "Usd'ül-Gabe Fi Ma'rifet El-Sahabe" adlı eserinde Amran bin Hüseyin'den, şöyle rivayet edilmektedir: "Resulüllah, başında Ali bin Ebi Tâlib olmak üzere bir ordu göndermişti. Savaştıkları yerde aldıkları esirlerden Ali kendine de bir cariye aldı. Hz. Ali'nin etrafındakiler bunu Ali'ye (a.s.) fazla görüp istemediler. Ashabdan dört kişi birbiriyle anlaşıp şöyle dediler: "Resulüllah'ı (s.a.v.) gördüğümüzde Ali'nin yaptığını anlatacağız." Müslümanlar bir seferden döndüklerinde ilk önce Resulüllah'ın (s.a.v.) yanına uğrayıp selamlaştıktan sonra evlerine giderlerdi. Bu ordu da Medine'ye vardığında önce Resulüllah'a (s.a.v.) uğradı. Selamlaştıktan sonra o birbiriyle anlaşan dört sahabeden biri ayağa kalkıp şöyle dedi: "Ya Resulallah, bakmaz mısın, Ali bin Tâlib şöyle şöyle yaptı?" Resulüllah (s.a.v.) yüzünü o sahabeden çevirdi. İkincisi ayağa kalkıp birincinin dediğini söyledi, Resulüllah (s.a.v.) ondan da yüzünü çevirdi. Üçüncüsü de ayağa kalkıp aynı sözleri söyledi. Resulüllah (s.a.v.) bu sahabeden de yüzünü çevirdi. Sonra dördüncüsü ayağa kalkıp aynı şeyi söyledi, bunun üzerine Resulüllah'ın (s.a.v.) yüzünde öfke alametleri belli olduğu halde şöyle buyurdu: "Ali'den ne istiyorsunuz? Ali'den ne istiyorsunuz? Ali'den ne istiyorsunuz? Ali Benden, Ben de Ali'denim. Ali, Benden sonra tüm mü'minlerin velisidir."993 992 Sünni âlimlerden Hafız Ebu Nuaym Ahmed b. Abdullah İsfahani, Hilyetu'l-Evliya c. 1, s. 63 993 Usd'ül-Gabe Fi Ma'rifet El-Sahabe, El-Cezri, s. 107
  • İSLAM’DA HALİFENİN SEÇİM USULÜ (12)

    Bu arada Hz. Ömer'in "nübüvvet ve saltanat bir arada toplanmaz" sözünü de açmak gerekir. Acaba gerçekten nübüvvet ve saltanat bir arada bulunamaz mı? Bunun cevabı Kur'an-ı Kerim'de açıkça belirtilmiştir. Ayette bahsi geçtiği üzere nübüvvet ve hilafet, Hz. Musa (a.s.) ile kardeşi Harun (a.s.)'da bir araya toplanmıştır. Menzilet hadisi ile Resulüllah bu konuya işaret ediyor ve Hz. Ali'nin kendi nezdindeki durumunu Harun'la Musa'nın durumuyla ifade ediyor. Bu konudaki bir diğer iddia da, Hz. Ebu Bekir'in yaşı gereği bu makama daha layık olduğudur. Resulüllah (s.a.v.) Tebük Savaşı için hareket ederken, Medine'de yerine, genç olan Hz. Ali'yi (a.s.) bırakmıştır. O esnada da Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekir O'ndan yaşlıdır, onlar kalsın dememiştir.994 Öte yandan Allah Resulü'nün hayatının son günlerinde Hz. Ali hariç herkesi, bütün sahabeleri ısrarla Usame'nin ordusuna katılmaya davet etmesi de mânidardır. Bu hareket bir mânâda Medine'yi boşaltmak ve Hz. Ali'nin halifeliği için uygun ortam hazırlanmasını sağlamak maksadına yönelikti. Ancak hadiseler Allah Resulü'nün istediği şekilde gelişmedi.   994 Peşaver Geceleri, s. 331
  • HZ. ALİ’NİN HİLAFETLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ

    Bazı tarihçiler Hz. Ali'nin, bütün bu olaylara ve anlattığımız şekilde gerçekleşen hilafet seçimine razı olduğunu ve hiçbir itirazının olmadığını yazmışlardır. Bu iddia doğru mudur? Hz. Ali bu konuda şunları söylüyor: "... Allah'a and olsun ki, hiçbir zaman Arab'ın Peygamberden sonra imamet ve liderliği O'nun Ehl-i Beyt'inden alacağı, hilafeti Benden uzaklaştıracağı aklımın ucundan geçmezdi. Beni üzen halkın biat etmek için falancanın etrafında toplanmasıydı. Elimi çektim ta ki; gözlerimle gördüm, bir grup İslam'dan çıkmış Hz. Muhammed'in dinini yok etmek istiyorlardı. Eğer İslam ve ehline yardım etmezsem İslam'ın parçalanıp yok olmasına tanık olmaktan korktum. Bunun acısı benim için halifelik ve hükümetten mahrum olmaktan daha büyüktü. Çünkü birkaç günlük dünya kârıdır ki zelil olup son bulacaktır. Serabın sona erdiği veya bulutların birbirinden koptuğu gibi. Ama Ben bu gelişmelere karşı ayaklandım ve (savaşta) bâtıl ortadan kalkıp, yok oldu. Din ayakta kalıp sağlamlaştı."995 995 Nehcü'l-Belağa, Sufbhi Salih, 62. Mektup
  • HZ. ALİ’NİN HİLAFETLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ (2)

    İmam Ali (a.s.) buyurdu ki: "Resulüllah (s.a.v.) Bana hitaben buyurdu ki: Sen Kâbe'nin menzilindesin, Sana gelirler, Sen gitmezsin. Şayet bu toplum Sana gelip hilafeti teslim ederse kabul et, vermezler ise bırak yanlarına gitme ta ki onlar Sana gelsin."996 Hz. Ali'nin Şıkşıkiye997 hutbesi olarak bilinen meşhur konuşması edebî bir şaheser olmasının yanı sıra, hilafetle ilgili düşüncelerini ortaya koyması bakımından dikkat çekicidir. "Allah'a yemin ederim ki, filanca halifeliği bir gömlek olarak giydi. O Benim hilafete karşı konumumun, milin değirmen için olan konumu gibi olduğunu bilir. Sel Benden iner, kuş Bana yükselemez. (Burada Hz. Ali konumunun yüceliğine işaret ediyor). Hilafetle arama bir perde sarkıttım. Ve onun hakkındaki düşüncemi içimde sakladım. Kesik bir elle üzerine atlamayı ya da, büyüğü iyice ihtiyarlatan, küçüğü yaşlandıran, mü'minin Rabb'ine kavuşuncaya kadar içinde, çabaladığı kör bir karanlığa sabretmek zorunda kalmayı düşündüm. Buna karşı sabretmenin daha uygun oluğunu gördüğüm için üzülmeme, boğazımda düğüm olmasına ve mirasımın yağmalandığını görmeme rağmen, birincisi (Hz. Ebu Bekir) yoluna gidip hilafeti kendinden sonra falancaya (Hz. Ömer) arz edinceye kadar sabrettim." (Sonra El-Aşa'nın -Cahiliye devrinin şairlerinden birişu beyitini okudu: Devenin yükü üzerinde olduğum bugün ile Câbir'in kardeşi Hayyan'la beraber olduğum gün ne kadar farklıdır.) "Hayret! O, hayattayken hilafetten muaf tutulmayı istediği halde (Hz. Ebu Bekir'i kastediyor), vefatından sonra bir başkasının başa geçmesini sağladı. (Hz. Ebu Bekir'in, Hz. Ömer'i halife tayin etmesine işaret ediyor). Devenin memesini nasıl da ikiye böldü! Hi996 Usd'ül-Gabe Fi Ma'rifet El-Sahabe, El-Cezri, s. 112 997 Şıkşıke kelimesi devenin ağzından çıkan salya, köpük anlamındadır
  • HZ. ALİ’NİN HİLAFETLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ (3)

    lafeti, arazisi sert, kaba bir mülkiyet haline soktu. Ona dokunmak zorlaştı. Hilafet işlerinde tökezlemek ve özür beyan etmek çoğaldı. Hilafetin sahibi, huysuz devenin binicisi gibidir. Onu sıkarsa burnunu yarar, gevşetirse kendini tehlikeye atar. Allah'a yemin ederim ki, insanlar huysuz devenin yere yıkılmasıyla, renkten renge girmekle ve yolunu kaybetmekle imtihan edildi. Zamanın uzunluğuna ve imtihanın şiddetine sabrettim. Kendi yoluna gideceği sırada, hilafeti Beni de onlardan birisi zannettiği bir gruba bıraktı. (Hz. Ömer'in belirlediği altı kişilik gruba değiniliyor.) Aman Allah'ım, o ne şûra! Birincisinden daha faziletli olduğum, konusunda bir kuşku mu vardı ki, birbirlerine benzer kişilerle bir tutulur oldum? Fakat yere konduklarında Ben de kondum, uçtuklarında Ben de uçtum. (Her şeye rağmen onlara muhalefet etmediğini kast ediyor). Derken, onlardan bir adam kendi kinine (Sa'd b. Ebi Vakkas) diğeri ise hısımına (Abdurrahman İbn-i Avf) meyletti. Bu gruptan olup hayatı yemeğini yediği yerle, çıkardığı yer arasında, göğsünü kabartarak geçen üçüncüsü iktidara gelinceye kadar anlatmak istemediğim daha pek çok gelişme oldu. Sonra da babasının çocukları o öldürülünceye ve oburluğu onu yüzüstü düşürünceye kadar onunla birlikte olup, Allah'ın malını devenin ot yiyişi gibi hapur hapur yediler. Onun peşinden sırtlan yelesindeki kıllar kadar çok sayıda insanın, bana ilgi göstermesi beni şaşırttı. Her taraftan bana akın ettiler. Öyle ki Hasan ile Hüseyin'in üzerine basıldı. Ve iki tarafım yarıldı. Çökmüş koyun sürüsü gibi etrafımda toplandılar. Böyle yapmalarına karşılık işi üstlendiğimde bir bölük ahdini bozdu. (Cemel Savaşı'ndaki rakiplerini kastediyor) Bir grubu fırlayıp gitti. (Hariciler'i kastediyor). Bir grubu ise bölücülük yaptı. (Muaviye ve adamlarını kastediyor). Sanki Allah'ın, `İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) Akıbet, takva sahiplerinindir'998 dediğini duymamışlardı. 998 Kasas, 83
  • HZ. ALİ’NİN HİLAFETLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ (4)

    Evet! Allah'a yemin ederim ki, onu duydular ve ezberlediler. Ancak dünya onların gözüne süslü göründü; süsü hoşlarına gitti. Taneyi yaran ve ruhu yaratana yemin olsun ki; biat için hazır olan bir topluluğun hazır olması ve yardım edenin de varlığıyla, hüccetin kıyamı olmasaydı, ayrıca Allah âlimlere bir zâlimin karnını tıka basa doldurmasına ve mazlumun aç kalmasına (Zâlime karşı çıkıp, mazlumu desteklemekten söz ediliyor) karşı hareketsiz kalmamalarını şart koşmasaydı, hilafet devesinin ipini sırtına atar, sonuncusunu ilkinin kâsesiyle sulardım. Bulduğunuz bu dünyanız, Benim yanımda bir keçinin aksırmasından daha değersizdir." Hutbesinin burasına gelince, Iraklılar'dan biri ayağa kalkarak O'na bir mektup verdi. O da okumaya başladı. İbn-i Abbas dedi ki, "Ey Mü'minlerin Emiri! Konuşmana kaldığın yerden devam etsen!" Hz. Ali şöyle dedi: "Heyhat ey İbn-i Abbas! Bu bir salyadır (köpüktür). Önce ortaya çıktı, sonra yok oldu." İbn-i Abbas dedi ki, "Allah'a yemin ederim ki, Mü'minlerin Emiri'nin istediği gibi bitiremediği bu konuşması için hayıflandığım kadar hiçbir konuşma için hayıflanmadım."999 Hz. Ali kendi halifeliğinin ilk günlerinde bir camide yaptığı konuşma şöyledir: "Ey Cemaat! Biliniz ki Sevgili Peygamber aramızdan ayrılırken O'nun bıraktığı hükümet hakkında kimsenin bizimle kavga ve rekabet etmeyeceğini, hakkımıza göz dikmeyeceğini düşünüyorduk. Zira biz O'nun vârisi, velisi ve Ehl-i Beyt'i idik. Ama beklentimin aksine içimizden birileri hakkımıza tecavüz edip, hilafeti bizden aldılar ve hükümet başkasının eline geçti. Allah'a and olsun ki, eğer Müslümanların parçalanıp ihtilafa düşeceklerinden korkumuz olmasaydı, küfür ve putperestliğin yeniden İslam topraklarına dönmesinden ve İslam'ın yok olmasından çekinmeseydik onlara başka türlü davranırdık." 999 Nehcü'l-Belağa; s. 35-36-37-38
  • HZ. ALİ’NİN HİLAFETLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ (5)

    Bu ifadelerden anlıyoruz ki, Hz. Ali, Müslümanların ihtilafa düşmesinden, kan dökülmesinden ve putperestliğe dönülme ihtimalinden korktuğu için susmayı tercih etmiştir.1000 Sakife toplantısının haberi kendisine ulaştığında Hz. Ali, "Ensar ne dedi?" diye sordu. "Bizden bir emir, sizden bir emir olsun dediler" cevabını alınca, "Onlara karşı Resulüllah'ın (s.a.v.), Ensar'ın iyilerine iyilik yapılmasını kötülerinin ise bağışlanmasını vasiyet etmesini delil olarak getirmediniz mi?" diye sordu. "Bunda onların aleyhine nasıl bir delil var ki?" diye sordular. Hz. Ali, "Eğer emirlik onlarda olsaydı haklarında vasiyette bulunulmazdı" dedi. Ardından "Kureyş ne dedi?" diye sordu. "Kendilerinin Resulüllah'ın ağacı olmalarıyla delil getirdiler" dediklerinde Hz. Ali, şöyle cevap verdi: "Ağacı delil getirdiler ama meyveyi ihmal ettiler."1001 Burada Hz. Ali inkarı mümkün olmayan şu delilleri ortaya koymaktadır: 1- "Eğer hilafet Ensar'ın hakkı olsaydı, Hz. Peygamber onlar hakkında vasiyette bulunmazdı" diyor. Halbuki Allah Resulü Ensar'ın iyilerine iyilik yapılmasını, kötülerini ise affedilmesini vasiyet etmiştir. Demek ki liderlik Ensar'a ait olamaz. 2- Hz. Ebu Bekir, Sakife'de Ensar'a karşı Muhacirler'i ve Kureyş'i savunurken Hz. Peygamber'e yakınlıklarını bir delil olarak kullanmış ve Kureyş'in Hz. Peygamberin ağacı olduğunu ima etmişti. Hz. Ali, "Ağacı delil getirirken meyveyi ihmal ettiler" diyerek, Ehl-i Beyt'in uğradığı haksızlığı veciz bir tarzda ifade etmektedir. Demek ki Hz. Ali hilafetten gönül rızası ile vazgeçmiş değildir. İfadelerinden bunu açıkça görmek mümkündür. 1000 İbni Ebi'l-Hadid, Nehcü'l-Belağa Şerhi c. 1, s. 307 1001 Nehcü'l-Belağa, s. 73