• MEZALİM MAHKEMELERİ

    Hz. Ali Kufe kadısı Şureyh'i tayin etmeden evvel bazı konularda imtihana tabi tutmuş ve başarılı olduğunu görünce onu Arapların en iyi kadısı ilan etmişti.1830 Ancak yine de Şureyh'in bazı kararlarını beğenmeyenler, Hz. Ali nezdinde tekrar dava açmışlar, o da bu hataları düzelterek şikâyet sahiplerini memnun etmiştir.1831 Hz. Ali döneminde temyiz yetkisinin devlet başkanına ait olduğunu görüyoruz. Bu maksada yönelik olarak bugünkü Yargıtay dediğimiz kuruma benzer bir yüksek mahkeme olan Mezalim Mahkemesi kurulmuştur. Hakkında dava açılan makam ve mevki sahibi kişi ya da kişilerin kadı tarafından verilen hükmü reddetmesi ya da bir davacının hakkında verilen hükmün doğruluğu konusunda şüpheye düşmesi durumunda adı geçen Mezalim Mahkemesi devreye girerdi.1832 1830 Veki, Ahbar c. 2, s. 195 1831 Veki, Ahbar c. 2, s. 395; İbn Kayyım, el-Turuk s. 48-49; el-Hindi, Kenz c. 3, s. 178 1832 El-Maverdi, el-Ahkam c. 2, s. 77; İbn Haldun, Mukaddime s. 222; en-Nevvavi, el-İlâkât s. 303
  • MEZALİM MAHKEMELERİ (2)

    Mezalim Mahkemesi'ne başkanlık eden yargıcın, ilim ve ahlak yönünden üstün meziyetlere, ayrıca otoriter ve güçlü bir kişiliğe sahip olması gerekirdi. Ayrıca dürüst ve takva sahibi birisi olmalıdır.1833 Mezalim Mahkemesi'ne başkanlık eden yargıcın ilmî ve ahlakî yönden üstün meziyetlere sahip olması yanında, kudretli, buyruklarında etkili ve otoriter bir kişiliğe de sahip olması gerekir. Yaşadığı toplum içinde dürüst ve takva sahibi bir kimse olmalıdır.1834 Mezalim Mahkemesi duruşmaları mescitte yapılırdı. Ve duruşmaların sağlıklı devam edebilmesi için şu görevliler hazır olmalıydı. Yardımcı polis ve bekçiler: Aşırı hareketleri önlemek cüretkâr kimseleri mahkemeye getirme işine bakarlardı. Hâkimler: İhtilafa düşülen davada hakkın tam olarak belirmesi ve meselenin çözümlenmesi için bulunurlardı. Fakihler ve bilirkişiler: Çözümü zor olan meselelerde onlara danışılırdı. Kâtipler: Bunlar, taraflar arasında cereyan eden hususları ve mahkeme zabıtlarını tutmak ve yazmak için bulunurlardı. Şahitler: İhtilaflı meseleler hakkında, bildiklerini ve gördüklerini söylerlerdi. Mezalim Mahkemeleri şu davalara bakardı: İdare edilenlerin (fert veya toplulukların) idareciler (vali, haraç, zekât ya da yüksek devlet memurları) hakkında açtıkları davalara bakmak: Sonuçta idarecilerin yanlış hareketleri önlenir. İnsafsız memurlar değiştirilir. Vergi memurlarının vergi toplarken gösterdiği zorlukları önlemek ve onların dini temelle ve halifelerin buyruklarına göre ölçülü 1833 İbn Haldun, Mukaddime s. 222; el-Maverdi, İslâm'da Hilafet ve Devlet Hukuku s. 85 1834 İbni Haldun, Mukaddime s. 222; Maverdi, İslam'da Hilafet ve Devlet Hukuku s. 85
  • MEZALİM MAHKEMELERİ (3)

    hareket etmelerini sağlamak: Alınması gereken vergi miktarı ne ise onu almak, fazla vergi alınmışsa, mükelleften o eksik kısmı tahsil etmek. Devlet mallarının ve mülklerinin kayıtlarını ihtiyaç anında kontrol etmek: Bu işle görevli memurlar, halkın devlet malından yararlanacağı miktarı, kimlere ait olduğunu, ne kadarını tekrar devlete iade etmesi gerektiğini esaslı bir şekilde yazmak zorundadırlar. Bu memurlar, malların kayıtlarını eksik tutarlarsa gerekli hükümlere göre bu yanlış hareketlerin, eksikliklerin önüne geçilir. Hazineden kendilerine yiyecek ve içecek yardımı yapılanların, erzaklarının geç ve noksan verilmesi, zarara maruz kalmaları halinde şikâyet üzerine duruma el koymak ve şikâyetlere bakmak: Bu konuda hâkim, kayıtları kontrol eder, daha önce verilenlerden daha eksik bir miktarda erzak verilmişse ve bu eksiklik memurdan kaynaklanmışsa, ona aradaki eksiklik ödettirilir. Yok, eğer kayıtlardan ve hazinenin almış olduğu tedbirden ileri gelmişse, bu durumda hâkim hazine aleyhine karar verir. Gasp edilen mal ve hakları geri vermek: Bu iş iki çeşittir. Birincisi, yüksek rütbeli devlet memurlarının halktan bazı kimseler ait mal ve mülkleri ya arzudan veya sahiplerine kötülük etmek maksadıyla zorla almalarıdır. Bu durumda Mezalim Mahkemesi başkanı durumu açıkça bilirse o malın geri verilmesini emreder. Durum açık olarak anlaşılmıyorsa duruşma yapar. İkincisi ise, bir kısım menkul malların ve hukuksal tasarrufların gaspı. Bu iş de ya idareciler yahut kuvvetli statüye sahip kişiler tarafından yapılır. Bu da mal sahibinin şikâyet ve isteği üzerine, mala el koyan kişinin ikrar ve itirafı, mezalim işlerine bakan hâkimin malın kime ait olduğunu bilmesi, mala el koyan kişinin onu gasbettiği ile ilgili bazı kanıtların bulunması veya aynı kişinin malı gasbettiğine dair bazı şahitlerin şahitliği ve haberlerin ulaşması gibi olaylardan birinin meydana gelmesi sonucunda mal gasıbın elinden alınır.
  • MEZALİM MAHKEMELERİ (4)

    Vakıf mallarını korumak: Genel vakıflardan yaralanmada kişi, vakfın şartlarına uyuyorsa yararlanmasına engel olunmaz. Önlenirse dava açabilir. Bir vakfın genel bir vakıf olup olmadığı, bu işle uğraşan memurların kayıtlarından, devletin bu konudaki izninden, çok önceden bu hususta geçmiş olan kayıt ve vakıfnamelerden öğrenilir. Özel vakıflardaki ihtilaflarda ise, vakfın sahipleri hakkın ispatı için hâkime başvururlar. Bu iş için mütevelli heyetinin özel vakıf olduğunu belirtmesi ve kaydettirmesi yeterlidir. Bir kadının yerine getiremediği bir hükmü uygulamak veya olayla ilgili yeni bir hüküm vermek: Zira Mezalim Mahkemelerine bakan kadılar yetki yönünden daha üstündürler, aynı zamanda kararları da daha geçerlidir. Devlet memurlarının, özellikle maliyecilerin görevlerini yerine getirirken karşılaştıkları güçlükleri yenmek: Böylece bu mahkeme, memurun aczinden yararlanan ve vergisini inkâr eden kimselerin bu davranışlarına engel olur. Allah'ın hakkına ait konularda yerine getirilmeyen hakları ve yapılmayan işleri yerine getirir. İbadetlerin yerine getirilmesini kontrol etmek: Cumaların, bayramların, haccın ve savaşların denetimini yapar. Varsa eğer ihlalleri önlemeye çalışır. İhtilafa düşmüş kimselerin davalarına bakmak: Dolayısıyla bu mahkemenin başkanı, diğer kadılar gibi gerekli duruşmayı yaptıktan sonra adaletin uygun gördüğü ne ise ona göre karar verir.1835 Mezalim Mahkemesi başkanı ile normal mahkeme kadısı arasındaki farklar ise şöyle sıralanabilir: Mezalim başkanı heybetli ve kuvvetli olmalıdır ki, bu suretle güçlü statüye sahip kişilerden hakkı alabilsin, yaptığı kötülükleri önlesin ve husûmetlerin önüne geçsin. Bu şart normal kadıda aranmaz. 1835 El-Maverdi, İslam'da Hilafet s. 89-91; Hasan İbrahim Hasan, en-Nuzum, s. 353-354
  • MEZALİM MAHKEMELERİ (5)

    Mezalim Mahkemesi kadısı dar olan hususları imkân nispetinde genişletir. Sözleri açık seçik olur, kısa konuşma, özlü karar verme yerine geniş anlaşılabilir şekilde konuşur ve karar verir. Mezalim Mahkemesi kadısı anlaşılması güç gelen hususlarda, yanlış ve doğruyu bilmek ve bulmak maksadıyla gerçeğin ortaya çıkmasında durumları, şahitleri, kanıtları ve sebepleri araştırmak için, tarafları korkutma ve baskı altında tutmak yönünden bazı tedbirler kullanabilir. Bu mahkeme kadısı kararlardan kaçınan ve dinlemeyenlere karşılıkta bulunur. Kötülüğün önüne geçmek için gerekli tedbiri alır. Bu mahkeme kadısı şüpheli, tereddütlü işlerde yavaş hareket etmek, gerçeğin aydınlanmasında şüphenin giderilmesinde işi geciktirebilir. Bölgenin en büyük idare makamı olan valiye gönderebilir. Oysa normal mahkeme kadısı böyle bir şey yapamaz, davaları yersiz geciktiremez. Taraflar davayı karışık bir hale soktuklarında, Mezalim Mahkemesi kadısı rıza ve sulha gerek duymadan, hal için davayı hakemlere gönderebilir. Normal mahkeme kadısı ise, ancak taraflar anlaşırsa davayı hakeme havale eder. İnkâr işaretleri gözükürse, taraflar ile hiç konuşmaz, arkadaşlık edemez. Kefalet verilmesi mümkün olan yerlerde kefil ister. Yalan ve inkârdan tarafları uzaklaştırır, kendi de uzak olur. Yanlış ve karışık şahitlikte bulunanların yanında diğer şahitleri de bulundurur, bilirkişilerin fikirlerini dinler. Şahitler bilerek yeminlerini değiştirirlerse, yeniden yemin verir. Şüpheyi gidermek için yemin ve şahit sayısını arttırır. Normal mahkeme kadısı ise, böyle bir şey yapamaz. Dava konusunda ise önce şahitleri çağırtıp, ifadelerini aldıktan sonra tarafları dinler. Normal mahkeme kadıları ise, davacı ve da-
  • MEZALİM MAHKEMELERİ (6)

    valılar kanıtlarını getirip açıkladıktan sonra şahide başvurur.1836 Peygamberimizin bu konudaki uygulamaları: İslam öncesi dönemde Mekke'de "Hilfu'l-Fudûl" adında Mezalim mahkemesine benzer bir adli kurumun var olduğunu biliyoruz.1837 Hatta Hz. Peygamber bu mahkemenin kuruluş toplantısına katılmıştır.1838 Medine'de İslâm Devleti kurulduktan sonra, Hz. Zübeyr ile Ensar'dan bir kişi arasında sulama yüzünden çıkan bir anlaşmazlığa Hz. Peygamber'in baktığını görmekteyiz. Hz. Peygamber bu meseleyi çözmek için şöyle demişti: "Ey Zübeyr, önce sen sula sonra da Ensarî!" Bu söze memnun olmayan Ensarî, "Şüphesiz ki, o amcanın oğludur ya Resulallah" deyince, O da Zübeyr'e hitaben, "Ey Zübeyr, suyu iki topuklarına ulaşıncaya kadar akıt" şeklinde talimat vermişti.1839 İlk üç halife dönemlerinde Mezalim Mahkemesi'nden söz edilmediği gibi o devrilerde cereyan etmiş bu çeşit olaylara da vâkıf değiliz.1840 Hz. Ali döneminde yaşanan şu olay bu mahkemelerin ve temyiz konusunda başvurulan bir mecra olarak devlet başkanının fonksiyonunu daha iyi anlamamızı sağlar. Bir genç Hz. Ali'ye şikâyette bulunarak babasının bazı kişilerle sefere çıktığını bir daha evine dönmediğini, durumunu arkadaşları1836 El-Maverdi, İslam'da Hilafet s. 91-92 1837 İbn Hişam, es-Sire c. 1, s. 122-123; el-Maverdi, el-Ahkâm c. 22, s. 78; en-Nevvavi, elİlakat s. 182-183 1838 İbn Hişam, es-Sire c. 1, s. 123-124; el-Maverdi, el-Ahkâm c. 2, s. 79 1839 El-Maverdi, el-Ahkâm c. 2, s. 79 1840 Prof. Dr. Abdülhalık Bakır, Hz. Ali ve Dönemi s. 405; İbn Bekkâr, Ahbar'ul Vafıdat Mine'n-Nisa ala Muaviye b. Ebu Süfyan s. 69-70; el-Yâkubi, Tarih c. 2, s. 179-180; İbnu'l-Esir el-Kâmil c. 3, s. 147
  • MEZALİM MAHKEMELERİ (7)

    na sorunca yolculukta vefat ettiğini anlattıklarını, giderken yanında götürdüğü bol miktardaki mal ve para hakkında bilgi istendiğinde, onlardan "bir şey bırakmadı" şeklinde bir cevap aldığını, bu konuda Kûfe Kadısı Şureyh'e dava açıldığını, fakat bu kadının bahsi geçen kişileri yemin ettirerek serbest bıraktığını bildirdi. Ve Halifeden bu haksızlığı gidermesini istedi. Bu durum karşısında Halife, birkaç polisi görevlendirerek şikâyet edilen kişilerin birbiri ile görüştürülmemelerini emretti. Sonra kâtibini yanına aldı. Suçluların birini çağırdı ve şöyle dedi: "Bana bu gencin babası hakkında bilgi ver. Hangi gün sizinle sefere çıktı, nerede kaldınız, yolculuğunuz nasıl geçti, arkadaşınız hangi hastalıktan öldü ve malına ne oldu?" Hz. Ali şöyle devam etti: "Onu kim yıkadı, kim defnetti, namazını kim kıldırdı ve nerede gömüldü?" Halifenin kâtibi bu bilgileri kaydederken Hz. Ali de tekbir getiriyor, onun gerisinde duruşmayı izleyen âlimler ve fakihler de aynı şeyi yapıyordu. Bu esnada diğer suçlular arkadaşlarının suçu kabullenerek kendilerini ele verdiğin zannettiler. Hz. Ali birinci suçluyu yerine gönderdikten sonra sırasıyla ikinci ve üçüncü sanığı da aynı şekilde sorguya çekti. Ve böylece tüm suçluların ifadesini almış oldu. Halife, kâtibi tarafından kaydedilen ifadelerin çelişkili olduğunu gördü. Hz. Ali duruşmanın bu safhasından sonra birinci sanığın tekrar getirilmesini emretti. Ve ona şöyle dedi: "Ey Allah'ın düşmanı, arkadaşlarının sorgulamasından sonra senin inadını ve yalan söylediğini tespit ettim. Bilmiş ol ki, seni cezadan ancak doğru konuşman kurtarabilir." Arkasından da onu hapishaneye gönderdi. Ve tekbir getirdi. Yanında bulunanlar da aynı şeyi yaptılar. Bu durumu uzaktan izleyen diğer sanıklar yine arkadaşlarının kendilerini ele verdiğini zannettiler. Hz. Ali bu sefer sonuncu sanığı çağırdı ve onu tehdit etti. Nihayet bu kişi şu itirafta bulundu: "Ey Mü'minlerin Emiri, yemin ederim ki ben işledikleri suça taraftar değildim." Bu söz üzerine Hz. Ali tüm sanıkları mahkemeye topladı. Ve onlara da
  • MEZALİM MAHKEMELERİ (8)

    suçlarını itiraf ettirdi. Sonra da hapishanede bulunan sanığı istedi ve durumu ona bildirdi. Onun da ifadesi alınınca gerçek ortaya çıkmış oldu.1841 Bu olay, Hz. Ali döneminde Mezalim Mahkemesi'nin halifenin şahsında kuruluş gayesinde uygun bir çalışma içinde olduğunu göstermektedir. Hz. Ali haksızlığa uğrayan insanların dertlerine çare bulmak, gerçeği ortaya çıkararak, adaleti tesis etmek için devlet başkanı olarak zaman ayırmış ve mükemmel bir idarecilik örneği sergilemiştir. Hz. Ali'nin, Mezalim Mahkemesi'nin başkanı sıfatıyla görev yaptıkları vilayetlerin insanlarına karşı adalete aykırı davranan veya adları çeşitli yolsuzluklara karışan bazı valileri de bu mahkemede yargılamış ve çeşitli cezalara çaptırmıştır.1842 Hz. Ali, Rabia kabilesine mensup insanların maaşlarını ödemeyen vali Munzir b. Carûd'u, Kûfe'de yapılan bir mahkemeden sonra otuz bin dirhem ceza ödemeye zorlamıştı.1843 Ancak vali bu miktarı ödemeyince, halife onu gözaltına aldı. Ancak araya girenler ve valinin yemin etmesi neticesi serbest bıraktı.1844 Hz. Ali halifeliği döneminde, bir vatandaş herhangi bir vali hakkında şikâyette bulunsa şunu söylerdi: "Allah'ım! Ben onlara kullarına karşı kötü muamelede bulunmaları veya hakkını bırakmaları için izin vermedim."1845 1841 İbn Kayyım, el-Turuk s. 48-49 1842 El-Yâkubi, Tarih c. 2, s. 179-180; el-Belazuri, Fütûh s. 315; İbnu'l-Esir, el-Kâmil c. 3, s. 147 1843 El-Yâkubi, Tarih c. 2, s. 179-180 1844 El-Yâkubi, Tarih c. 2, s. 180; eş-Şerifu'r-Radıyy, Nehcü'l-Belağa s. 462 1845 İbn Bekâr, Ahbar s. 69; İbn Abdirrabbih, el-İkd c. 2 s. 103
  • MEZALİM MAHKEMELERİ (9)

    Şu söz de yine Hz Ali'ye aittir: "Mazlumun zâlime çektirdiği acı, zâlimin mazluma çektirdiği acıdan daha şiddetli olur."1846 Birisi Hz. Ali'ye, "Yer ile gök arasında mesafe ne kadardır?" diye sormuş. Hz. Ali, "Mazlumun duası kadardır" diye cevap vermiştir.1847 1846 El-İbşihi, el-Müstatraf min kulli Fennin Müstaztaf c. 1, s. 127 1847 El-Yâkubi, Tarih c. 2, s. 185
  • ÇARŞI ESNAFLARININ VE TÜCCARLARIN DENETLENMESİ

    Hz. Ali çarşı ve pazarları sıkı bir kontrole tâbi tutardı. Bir defasında polis teşkilatı başkanı El-Esbuğ b. Nebate ile birlikte Kûfe çarşısını kontrole çıkmıştı. Esnafların daha önceden bazı yerleri işgal ettiklerini görünce bunun doğru olmadığını belirtti ve şöyle dedi: "Müslümanların pazarı onların mabedi gibidir. Kim bir yere daha önce yetişirse, orası ancak satışını bitireceği âna kadar onundur."1848 Hz. Ali'nin bir tüccara öğüdü de şöyledir: "Önce ticaret hakkında geniş kültüre sahip ol. Sonra bu işle uğraş. Zira dürüstçe alıp, dürüstçe satmayan tacir günahkâr sayılır."1849 Kadı Şureyh, Hz. Ali'nin çarşı, pazar kontrolleri hakkında şunları söyledi: 1848 Ebu Ubeyd, el-Emval s. 92 1849 El-Makdisi, ez-Zeraif ve'l-Letaif Fi'l Mehasin ve'l Ezdad s. 50