• HZ. ALİ’NİN MAHKEME USULÜNÜ DEĞİŞTİRMEMESİ

    Hz. Ali toplumda istikrarın bozulmasına ve fitneye yol açabilecek her türlü uygulamaya karşıydı. Kadılara hitaben şöyle dediği nakledilmiştir: "Daha önce hükmettiğiniz gibi hükmedin ki hükümleriniz bir olsun. Ben ihtilafa düşmenizden korkuyorum."1816 Aynı şekilde diğer halifeler döneminde verilen hükümlerin de değiştirilmesine taraftar değildi. Peygamber zamanında, Resulullah ile Necranlılar arasında bir antlaşma yapılmış ve anlaşma metnini Hz. Ali kaleme almıştı. Peygamberimiz vefat etmeden az evvel, yahudi ve hıristiyanların Arap Yarımadası'ndan sürülmesini vasiyet etti. Hz. Ömer halifeliği döneminde Necranlılar'ın malların satın almış ve onları Kufe yakınlarında bir yere sürmüştü. Hz. Ali halife olunca onlar kendisine gelerek şöyle dediler: 1816 Abdurrezzak, Musannef c. 11 s. 329
  • HZ. ALİ’NİN MAHKEME USULÜNÜ DEĞİŞTİRMEMESİ (2)

    "Ey Ali! Biz Senin elinle yazılan bir sulh yapmıştık. Ancak Ömer bizi yurdumuzdan sürdü. Şimdi yurdumuzu bize iade et." Ancak Hz. Ali bu teklifi reddetti.1817 Hz. Ali'nin Fedek'in asıl sahiplerine geri verilmesi konusunda da aynı yolu izlediğini görmekteyiz. Ki halifeliği döneminde Hz. Fatıma'nın mülkü olan Fedek'i evlatlarına geri vermediği için bazı âlimler Fedek'in zaten Ehl-i Beyt'in değil, tüm Müslümanların malı olduğunu iddia etmişlerdir. Ancak bu iddia tamamen mesnetsizdir. Bu şekilde bir düşünce tarzı bizi, Hz. Fatıma'nın -hâşâhakkı olmayan bir şeyi talep ettiği sonucuna götürür ki, bu mümkün değildir. Fedek bahsinde bunu ayrıntılı olarak izah etmiştik. Hz. Fatıma yaşadığı dönemde kendine ait olan bir mülkün elinden alınmasına karşı çıkmıştır ve bu gayet haklı bir davranıştır. Hz. Ali de bu konuda ona destek vermiştir. Daha sonra hilafet makamına geldiğinde ise Hz. Ali yıllar önce verilmiş bu hükmü, alınmış bu kararı bozmamış olduğu gibi bırakmıştır. Bu bir çelişki değildir. Aksine Hz. Ali'nin istikrara ve düzene ne kadar önem veren bir şahsiyet olduğunun göstergesidir. Bu konuda fitne çıkmasını, insanların ihtilafa düşmesini, eski anlaşmazlıkların tekrar gündeme gelmesini istemediği aşikârdır. 1817 Muğni c. 9, s. 57
  • İDARECİNİN YANINDA ÇALIŞANLARI DENETLEMESİ

    Hz. Ali şöyle diyor: "Yardımcılarının işlerini takip et. Onları iş bilen seçkin kişiler arasından seç. İltimasla seçme. İstişare etmek sizin keyfi hareketler yapmak ve iltimas geçmek zulüm ve hıyanetin şubeleridir. Bunlar insanlara zarar verir. İşler düzgün gitmez. İdare işleri de öyle... Bunlar, ancak o işlere bakan kişilerin ıslahıyla düzgün gider. O insanlar onları yapamadıkları işleri yapsınlar diye seçti. Dolayısıyla bu işinde ilim ehli, iffetli, vera sahibi ve siyaset bilen kişileri çalıştır. O kişileri akıl, tecrübe ve iffet sahibi dürüstü ailelerden ve İslâm'a ilk giren ailelerden seç. Zira onlar daha ahlaklı olurlar. Dürüstlüğe daha fazla riayet ederler. Ve israfa fazla yönelmezler. Onlarla yapılan işlerin akıbeti başkalarına nazaran daha iyi olur. Onların maaşlarını yüksek tut. Bu onları nefislerine karşı daha güçlü kılar, elleri altında bulunana el uzattırmaz. Senin emrine muhalefet ettiklerinde ya da emanete hıyanet ettiklerinde bu kendi aleyhlerinde delil olur. Sonra onların işlerini araştır. Onları dürüst ve vefakâr kişiler kontrol etsin. Senin bu gizli takibin onları emanete riayete ve halka yumuşak davranmaya daha çok teşvik eder. Onlardan biri ihanet eder de bunu sana gözcülerin haber verirse bu sana şahit olarak yeter.
  • İDARECİNİN YANINDA ÇALIŞANLARI DENETLEMESİ (2)

    Önce ona bir ceza verirsin. Sonra ihanet edip zimmetine geçirdiği malı ondan alırsın. Sonra da onu bir çöplüğe dökersin. Hıyanet ehli biri olduğunu açıklarsın ve işlediği suçun utancını onun boynuna geçirirsin."1818 Hz. Ali her idarecinin emri altındaki memurlarını denetlemesi gerektiğini söylemektedir. Bu denetim mekanizması düzenli işlerse, idari işlerde hata çok az olur. Dürüst, ahlaklı ve namuslu ailelerden seçilen idarecilerin maaşları yüksek tutulur ve düzenli olarak denetlenirlerse rüşvet, hırsızlık v.b. istenmeyen olaylar da en aza indirilebilir. Memurların denetleme işi de yine vefalı ve dürüst kimseler tarafından yapılmalıdır ki, yanlışlıklara fırsat verilmesin. Bütün bunlara rağmen vali, memurları içinde ihanet eden birine rastlarsa, o takdirde onu halka açıklayıp deşifre etmesinde bir sakınca yoktur. Bütün bunlar halkın zulme uğramaması malının haksız yere yenmemesi, Müslümanların ve tüm tebaanın huzur içinde yaşayabilmesi içindir. Hz. Osman döneminde yaşanan acı olayları, atanan valilerin nasıl ehliyetsiz kişiler olduklarını düşünürsek Hz. Ali'nin sözlerinin doğruluğu daha iyi anlaşılır. Ona göre idareciler, memurlarını iltimasla veya akrabalık, yakınlık bağını esas alarak seçmemelidir. Böyle davranmak Hz. Ali'ye göre "zulüm ve ihanetin şubeleridir." Kendisi halife olarak valileri atarken akrabalık bağını değil, İslâm'daki samimiyet ve dirayetlerini, ilim, takva, ihlâs ve dürüstlük gibi vasıflara sahip olmalarını esas almıştır. Valilerden de memurlarını tayin ederken aynı ölçüyü esas almalarını istemektedir. "İnsanlar içinde zâlime zulmünde, günahkâra cürümünde yardım etmeyen hayırlı kişiler bulmalısın. Allah şöyle buyurur: "İyilik ve takva üzere yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın."1819 1818 Ahdname: 29-30, Şerh-i Nehcü'l-Belağa s. 616 1819 Maide, 5; Ahdname:14
  • VALİ VE İDARECİLERİN ETRAFINDAKİ İNSANLAR

    Valilerin çıkar peşinde koşan özel dostları veya akrabalarının halka zulmetmesi durumunda idareci, bunun önüne geçmeli, böyle bir zulme asla müsamaha göstermemelidir. Hz. Osman döneminde yaşanan acı olayların yakın şahidi olan Hz. Ali, halkın başındaki kişilerin dost ve akrabalarına karşı ihtiyatlı olması gerektiğini ısrarla vurgulamıştır: "Valilerin sorumsuzca hareket eden öyle dostları vardır ki bunlar halka zulmeder, düşmanca davranır ve onları insafsızca ezmeye çalışırlar. Yapılan bu zulüm ve haksızlığı önlemek için, etrafta dolaşan özel dostlarına ve yakınlarına toprak vermemelisin. Zira halkın bazısına küçük de olsa farklı muamele yapmak tüm halkın tepkisine yol açabilir. (...)Bu yüzden uzak, yakın ayırımı yapmadan herkesi hakkı kabule zorlaman, her neye mal olursa olsun, özel ve yakın dostlarına da aynı hassasiyeti göstermen gerekir."1820 1820 Ahdname: 46
  • ORDU

    Hz. Ali, ülkenin savunmasında ve yapılan savaşların kazanılmasında ordunun ve komutanların önemine değinir ve şöyle der: "Ordu komutanlarını en hayırlı ve en yardım sever kişilerden seç. Onlara verdiğin imkânlar, onlara da, geride bıraktıkları kişilere de genişlik versin ki onların dikkatleri bir bütün halinde düşmana karşı cihad üzerinde toplansın. Sen onlara ihsankâr davranırsan onların da kalbi sana karşı muhabbet besler."1821 Hz. Ali'ye göre ordu komutanları hayırlı ve güvenilir kimseler olmalıdır ve onların maddi manevi her türlü imkânları temin edilmelidir. İdareciler askere bir anne babanın evladına sahip çıktığı gibi sahip çıkmalıdır. "Anne ve babanın çocuklarına kol kanat germesi gibi sen de askerin davranışlarını öyle takip etmelisin."1822 1821 Ahdname: 21, Nehcü'l-Belağa Şerhi s. 612 1822 Ahdname: 22
  • DIŞ SİYASET ANLAYIŞI

    Hz. Ali her zaman barış yanlısıdır. Savaşı en son çare olarak görmek, anlaşmaya çağrıldığında buna uymak ve yapılan anlaşmaya sonuna kadar sadık kalmak O'nun siyaset anlayışının temelleridir: "Düşman seni barışa davet ederse bunu reddetme. Çünkü bunda Allah'ın rızası vardır. Zira barış asker için rahatlıktır. Kaygıları giderir. Beldenin emniyetini sağlar. Ancak barışta da olsa düşmanından sakın. Zira düşman, gaflet anını gözetir. Tedbirini al, iyi niyete teslim olma. Düşmanla bir antlaşma yaptığında ya da ona bir söz verdiğinde ahdini gözet. Verdiğin sözü tut, hıyanet etme. Verdiğin sözü korumak için canını siper et. Zira Allah'ın insanlara farz kıldığı şeyler içinde insanları farklı görüşlerine ve farklı taleplerine rağmen ahde vefadan daha çok bir araya getiren hiçbir şey yoktur. Buna hıyanetin akıbetinden korkan müşrikler bile -Müslümanlara karşı olmasa dakendi aralarında riayet ederler. Binaenaleyh sen verdiğin sözde dur, hıyanet etme. Düşmanını aldatma. Zira Allah'a karşı şekavet ehli cahil kişi cüret gösterir. Allah ahdini ve zimmetini kullar arasında güven kılmıştır. Korumalı yerlerinde kalmaları için
  • DIŞ SİYASET ANLAYIŞI (2)

    harem kılmıştır. İnsanlar koşa koşa oraya sığınırlar. Binaenaleyh bu hususta ne ifsat, ne hıyanet, ne de aldatma olmaz. Sıkıntı olabilecek anlaşmalara girme. Güven verdikten sonra batıl söze uyup da haktan sapma, Allah adına yaptığın anlaşmayı zorda kalsan da haksız yere bozma. O zorluğa sabret, sonra da zorluğun kalkmasını gözle. Bunun akıbetinin üstünlüğü, akıbetinden korktuğun hıyanetten ve Allah'ın huzurunda sorumlu olmaktan daha hayırlıdır. Dolayısıyla ne dünyanı, ne de ahiretini kaybet."1823 Hz. Ali büyük bir gereklilik olmadıkça savaşmaktan yana değildir. Cemel, Sıffin, Nehrevan v.b. Hz. Ali'nin hayatı boyunca yaptığı savaşları incelersek, elçiler göndermek suretiyle karşı tarafı defalarca barışa davet ettiğini görürüz. Hz. Ali ancak barışa giden bütün yollar kapandığında savaş başlatmıştır. Hz. Ali bu yaklaşımı bizzat Allah Resulü'nden öğrenmiştir. Sehl b. Sa'd'ın verdiği bilgiye göre Hayber'in fethi esnasında Hz. Peygamber ile Hz. Ali arasında şöyle bir diyalog yaşanmıştır: Hz. Peygamber, "Yarın sancağı öyle birisine vereceğim ki Allah'ı ve Resulü'nü sever, Allah ve Resulü de O'nu sever" buyurdu. Ertesi gün sahabeler erkenden Resulüllah'ın yanına geldiler. Her biri sancağın kendisine verilmesini umuyordu... Nihayet Resulüllah sancağı Hz. Ali'ye verdi. Bunun üzerine Ali, "Ya Resulallah, bizim gibi oluncaya dek onlarla savaşayım mı?" diye sordu. Hz. Peygamber, "Onların bölgesine ininceye kadar acele etme, sakin ol, sonra onları İslam'a davet et ve vacip olan ilahi hak ve esasları onlara haber ver. Vallahi Senin vasıtanla Allah'ın bir adamı hidayete erdirmesi, Senin için kızıl develerden daha hayırlıdır" buyurdu.1824 Hayatı boyunca Peygamberden aldığı bu düsturla hareket eden Hz. Ali emri altındakilere de aynı şeyi tavsiye etmiştir. 1823 Nehcü'l-Belağa s. 627 1824 Buhari, Sahih, Rikak s. 18; Ahmed b. Hanbel c. 2, s. 194, c. 6, s. 450
  • DIŞ SİYASET ANLAYIŞI (3)

    Mâlik'e, barışa davet edildiğinde buna uymasını ve barış yaptıktan sonra da ahde vefa göstermesini tavsiye etmiştir. Zira Hz. Ali'ye göre barışta Allah'ın rızası vardır. Ve asker için bir rahatlık ve huzur dönemidir. Ahde vefa göstermek, yapılan anlaşmaya sadık kalmak ise çok önemlidir. Düşman bile olsa yapılan anlaşmaya, verilen söze sadık kalmak gereklidir. Hariciler'in baskısıyla hakem olayını kabul ettikten ve tahkim anlaşmasını yaptıktan sonra, Hz. Ali hakemlerin kararını beklemekteydi ki, hariciler hakem olayını kabul ettiği için Hz. Ali'yi küfürle itham ettiler ve kararından dönmesi için baskı yapmaya başladılar. Hz. Ali ise, karşılıklı bir anlaşma yapıldığını söz verildiğini, söz verdikten sonra dönmesinin mümkün olmadığını ifade etmiştir. Esasen Hz. Ali'nin söyledikleri ve yaptıkları arasında hayatının her döneminde tam bir uyum söz konusudur. En zor ve karışık zamanlarda bile hile, desise yolunu seçmemiş, verdiği sözden dönmemiş, ahde vefasızlıkta bulunmamıştır. Hz. Ali, "Allah adına yaptığın anlaşmayı zorda kalsan da haksız yere bozma. Zorluğa sabret ve kalkmasını gözle" der. Zira ona göre bu dünyada zorluklara sabretmek, Allah'ın huzurunda sorumlu olmaktan daha hayırlıdır. Böylece insan ne dünyasını, ne de ahiretini kaybetmiş olur.
  • HAPİSHANELER

    Halifelerin içinde, ilk kez bugünkü anlamda hapishane kuran Hz. Ali'dir.1825 Hz. Ali'nin Kûfe'de yaptırdığı ilk hapishaneye "Nafi" deniyordu.1826 Buranın yapımında kamış kullanıldığı için mahpuslar kolayca kaçmışlardır. Bu sebeple Hz. Ali kerpiçten yeni bir bina yaptırdı ve adını "Muhayyes" koydu.1827 Hapishanelerde bulunan tutukluların yiyecek ve içecek ihtiyaçları ile giyim masraflarının karşılanması devletin sorumluluğundadır. Ve bu uygulamayı ilk başlatan da yine Hz. Ali'dir. 1828 Hz. Ali bir kabilede, bir toplulukta huzursuzluk çıkaran kişileri hapishanelere kapatır, maddi durumu iyi ise harcamalarını kendi malından, değilse devlet hazinesinden karşılardı.1829 1825 İbnu't-Talha, Akdıya s. 5; İbnü'l-Esir, en-Nihaye c. 2, s. 8; İbn Manzur, Lisan c. 6, s. 74 1826 İbn Side, el-Muhassas c. 20, s. 88; İbn Manzur, Lisan c. 6, s. 74 1827 El-Cahız, el-Beyan c. 3, s. 86; İbn Side, el-Muhassas c.12, s. 93; İbnu't-Talha, Akdıya s. 5 1828 Ebu Yusuf, el-Harac s. 162; el-Kettani, et-Teratib c. 1, s. 300 1829 Ebu Yusuf, el-Harac s. 162