• KUR’AN HAKKINDAKİ SÖZLERİ (2)

    sağlam ipine/ahdine sarılamazsınız. Kitabı tahrif edenleri tanımadıkça da onu hakkıyla okumazsınız. Bunları bildiğiniz zaman ancak bidatleri ve zorlamaları (din adına çıkarılan yersiz çetinlikleri) bilirsiniz, Allah'a yönelik iftiraları ve helak olanların nasıl helake dönüştüğünü görürsünüz. Bilmezler, sakın sizi cahilliğe sürüklemesinler. Bu bilgiye (Kur'an'ın ilmini, hak ve bâtılın teşhisini), ehil olanlar nezdinde arayın, ehlinden isteyin. Çünkü onlar aydınlatıcı nurlar ve uyulmaya layık olan önderlerdir. İlim onlarla yaşar ve hayat kazanır, cehalet de onların vasıtasıyla yok olup ortadan kalkar." 648 "Kur'an'da her şeyin ayrıntılı bilgisi vardır. Ona önünden veya arkasından bâtıl sokulamaz. O her şeyde dayanaktır. Biz onun tefsirinde yanılmayız. Tersine, onun gerçeklerini kesinliğe kavuştururuz. Buna göre, bize itaat edin. Çünkü bize itaat etmek, Allah'a, Peygamber'e ve ulu'l-emr'e itaatle bir arada mütalaa edildiği (ve bu üç itaat yan yana zikredildiği) için farzdır." 2- Tarihçiler, İmam Hasan'ın (a.s.) Kur'an tefsiri ile ilgili açıklamalarından örnekler rivayet etmişlerdir. Şimdi bu örneklerden birini sunuyoruz: "Bir gün adamın biri: "Şahitlik edene ve şahitlik edilene yemin olsun ki..." 649 ayetinin tefsirini öğrenmek için Peygamberimizin (s.a.v.) mescidine geldi. Etrafları kalabalık insanlar tarafından sarılan üç kişi gördü. Her biri, çevresindekilere Peygamberimizden (s.a.v.) işittiği sözleri naklediyordu. Adam bu üç kişiden birine ayetteki, "şahitlik eden" ile "şahitlik edilen"den ne kastedildiğini sordu. Bu kişi: "Şahitlik edenden maksat cuma günü, şahitlik edilenden maksat ise arefe günüdür" dedi. Aynı soruyu diğerine sordu. O da şahitlik edenden cuma gününün ve şahitlik edilenden Kurban Bayramı gününün kastedildiğini söyledi. Adam aynı soruyu üçüncü 648 Hayatu'l İmami'l Hasan, 1/360; Tuhefu'l-Ukul'dan naklen 649 Burûc, 3
  • KUR’AN HAKKINDAKİ SÖZLERİ (3)

    kişiye sorunca şu cevabı aldı: "Şahitlik edenden maksat Resulüllah (s.a.v.) ve şahitlik edilenden maksat kıyamet günüdür. Çünkü yüce Allah: `Ey Peygamber, biz seni şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.' 650 ve kıyametle ilgili olarak da, `Herkes o günün şahidi olacaktır' 651 buyuruyor." Soru sahibi adam, sorusunu sorduğu ilk kişinin kim olduğunu sordu. Kendisine, "Abdullah b. Abbas" cevabı verildi. Sorusunu yönelttiği ikinci kişinin kim olduğunu sordu. "Abdullah b. Ömer" karşılığını aldı. Üçüncü kişinin kim olduğu sorusuna ise, "Hasan b. Ali b. Ebi Tâlib" karşılığını aldı.652 İmam Hasan (a.s.), konuşmalarını ve vaazlarını inceleyenler, Kur'an ayetlerinin nasıl isabetli şekilde delil ve tanık gösterildiklerini somut olarak görürler. Bu da bize onun Kur'an ayetlerinin maksatlarını, sırlarını ve gizli anlamlarını ne kadar derinliğine kavradığını kanıtlar. İlerde aktaracağımız sözleri içindeki bu tür örnekleri göreceğiz. 650 Azhâb, 33 651 Hûd, 103 652 Hayatu'l-İmami'l-Hasan, 1/362; el-Fusulu'l-Mühimme, İbn Sabbağ el-Mâlikî, s. 160
  • PEYGAMBERİMİZİN HADİSLERİ VE DAVRANIŞLARIYLA İLGİLİ SÖZLERİ

    İmam Hasan (a.s.), Peygamberimizin (s.a.v.) hadislerini, uygulamalarını ve ahlakî erdemlerini yaymaya büyük bir önem verdi. Şimdi onun, dedesinden rivayet ettiği hadislerden bazı seçmeler sunuyoruz: "Mağfireti/Günahların bağışlanmasını gerektiren hususlardan biri, Müslüman kardeşinin kalbine sevinç aşılamandır." "Ey Müslüman, bana üç şeyi garanti et, sana cenneti garanti edeyim: Eğer sen Allah'ın sana Kur'an'da neleri farz ettiğini bilirsen, insanların en çok ibadet edeni olursun. Eğer payına düşen rızıkla yetinirsen insanların en zengini olursun. Eğer Allah'ın haram kıldığı şeylerden kaçınırsan, insanların en muttakisi olursun." "Kim sabah namazını kıldıktan sonra güneşin doğuşuna kadar namaz kıldığı yerde oturursa, Allah onu cehennem ateşinden korur."
  • PEYGAMBERİMİZİN HADİSLERİ VE DAVRANIŞLARIYLA İLGİLİ SÖZLERİ (2)

    "Nerede olursanız olun, bana salât ü selam getirin. Çünkü sizin salât ü selamlarınız Bana ulaşır." "Bir gün Peygamberimize (s.a.v.) bir kadın geldi. Yanında iki oğlu vardı. Resulüllah'tan yiyecek istedi. O da kadına üç hurma verdi. Kadın iki oğluna birer hurma verdi. Çocuklar hurmaları yedikten sonra annelerine baktılar. Bunun üzerine kadın elindeki hurmayı ikiye bölerek her bir parçayı bir oğluna verdi. Bunu gören Peygamber (s.a.v.): "Oğullarına gösterdiği merhametten dolayı Allah ona rahmet etsin" buyurdu." "Peygamberimiz dualarının birinde şöyle dedi: "Allah'ım, ayak sürçmelerimi bağışla. Korktuğumdan emin eyle. Bana karşı haddi aşanların hakkından gel. Bana zulmedene karşı yardımcım ve destekçim ol. Ondan intikam aldığını Bana göster." Hz. Peygamber'in (s.a.v.) uygulamalarına ve ahlakî erdemlerine gelince, İmam Hasan (a.s.) bunları yaymaya çok önem verirdi. Bu husustaki bilgilerin bir bölümünü, Peygamberimizin (s.a.v.) üvey oğlu, Fatıma'nın anadan kardeşi ve kendisinin dayısı olan Hind b. Ebu Hale et-Temimi'den ediniyordu. Çünkü bu zat Peygamberimizin (s.a.v.) kişisel özellikleri ile ahlakî erdemlerini bütün incelikleri ile tanımlıyordu. Peygamberimizin (s.a.v.) konuşma tarzını anlatırken söylediklerinin bazıları şöyledir: "Peygamber (s.a.v.) devamlı üzgündü. Sürekli düşünürdü. Hiç rahat halde olmazdı. Gereksiz yere konuşmazdı. Suskunluğu uzun sürerdi. Sözlerinin başlangıcı ve sonu çırpıcı ve net olurdu. Artığı, eksiği olmayan kapsamı geniş anlamlı cümlelerle konuşurdu. Kabalık ile gevşeklik arasında yer alan yumuşak bir tutuma sahipti. Az bile olsa minneti (nimeti) yüceltirdi. Hiçbir minneti (nimeti) kötülemezdi. Tadılacak (yenecek) bir şeyi ne kötüler, ne de överdi. Dünya ve dünya için olup bitenler onu öfkelendirmezdi. Ama hak çiğnendiği zaman O'nu hiç kimse tanıyamaz olurdu, hakkı zafere ulaştırıncaya kadar öfkesini hiçbir şey dindiremezdi. Eliyle bir şeye
  • PEYGAMBERİMİZİN HADİSLERİ VE DAVRANIŞLARIYLA İLGİLİ SÖZLERİ (3)

    işaret ederken, elinin tamamıyla işaret ederdi. Bir şeye şaşırdığı zaman elinin tersini çevirirdi. Konuşurken parmaklarını birleştirir ve sağ ayası ile sol elinin başparmağının içine vururdu. Kızdığında yüz çevirir ve ciddileşirdi. Sevindiğinde ise gözünü yumardı. Gülmesi çoğunlukla gülümseme, tebessüm şeklinde olurdu. Gülümserken inci gibi parıldayan dişleri görünürdü..." İmam Hasan (a.s.), Peygamberimizin (s.a.v.) uygulamalarını ve hayat tarzını tespit etmeye çok önem vermişti. Bu husustaki bilgileri, babası Aliyyül Murtaza'dan (a.s.) öğrenmeye çalıştı. Çünkü babası, Peygamberimizin (s.a.v.) evlâtlığı, öğrencisi, damadı, kardeşi, risalet yükünü taşıma işindeki ortağı idi. Resulüllah (s.a.v.) peygamber olmadan önce ve vefat edinceye kadar, İmam Ali (a.s.) hep onunla birlikte olmuştu. Bu yüzden İmam Hasan, babasından Peygamberimizin (s.a.v.) tutum ve davranışlarını kendisine tanıtmasını istedi. İmam Ali (a.s.) da ona, Peygamberimizi (s.a.v.) örnek almak isteyen Müslüman bir kimse için eksiksiz bir yol içeren bir cevap verdi. İmam Ali (a.s.) bu hususta şunları söyledi: "Peygamberimiz (s.a.v.), evine varınca zamanını üçe ayırırdı. Bir bölümünü Allah için, bir bölümünü ailesi için, bir bölümünü de kendisi için kullanırdı. Sonra kendisi için ayırdığı zaman dilimini kendisi ile insanlar arasındaki görüşmelerde değerlendirirdi. Bu zamanını seçkinler aracılığı ile halkın bütünü için harcardı, onlardan hiçbir şeyi esirgemezdi. Ümmete harcadığı zaman diliminde Peygamber'in (s.a.v.) izni ile fazilet ehli, diğerlerine tercih edilirdi. Bu zamanını ziyaretçilerinin fazilet derecelerine göre bölüştürürdü. Bu ziyaretçilerden kiminin bir, kiminin iki, kiminin ise çok sayıda ihtiyacı olurdu. Onlarla karşılıklı şekilde meşgul olurdu. Kendilerine, "Söylediklerimi burada olanlar, burada olmayanlara ulaştırsınlar. İhtiyacını ulaştırma gücünde olmayanların ihtiyaçlarını Bana ulaştırın. Kim ihtiyacını bir yetkiliye ulaştıramayanın ihtiyacını o yetkiliye iletirse, Allah kıyamet günü onun ayaklarını sabit kılar" derdi. Yanında sadece bu gibi şeylerden söz edilirdi, hiç kimseden
  • PEYGAMBERİMİZİN HADİSLERİ VE DAVRANIŞLARIYLA İLGİLİ SÖZLERİ (4)

    bundan başkasını kabul etmezdi. Ziyaretçiler yanına istek sahibi olarak girer, mutlaka memnun olarak dağılır ve başkalarına da yön verecek kimseler olarak çıkarlardı..." İmam Hasan (a.s.) diyor ki: "Babama Peygamberimizin (s.a.v.) konuşma tarzını sorduğumda, bana şöyle cevap verdi: "Resulüllah konuşmaktan kaçınırdı. Sadece insanlara yardım edecek, onları birleştirecek ve ayrılığa düşürmeyecek (bir rivayete göre de, nefretlerine yol açmayacak) sözler söylemek için konuşurdu. Her kavmin ileri gelenine saygı gösterir ve onu kavmine önder yapardı. İnsanları kötülüklerden sakındırır, kendisini onlardan korurdu. Bunu yaparken de hiç kimseye yüzünü ekşitmez ve kötü ahlak sergilemezdi. Sahabilerini araştırır, durumlarına göz atıp incelerdi. İnsanların durumunu sorardı. İyiyi över, destekler; kötüyü de kötüler, aşağılardı. Tutumu tutarlıydı, değişken değildi. İnsanlar gaflete düşecekler veya yanlışa meyledecekler korkusu ile gaflete düşmezdi. Haktan yana kusur etmez, hakkın ötesine geçmezdi. Peşinden gidenler, insanların en iyileri idi. O'nun nazarında en faziletlileri en yaygın şekilde iyiliği tavsiye edenleri idi. Onun nazarında insanların en üstün derecelileri, dayanışma ve destekleme bakımından en iyi derecede olanları idi." İmam Hasan (a.s.) devamla diyor ki: "Babama Peygamberimizin (s.a.v.) oturuşunu (ve sohbet meclisinde nasıl davrandığını) sorduğumda şöyle buyurdu: "Peygamberimiz her oturuşunda ve kalkışında mutlaka Allah'ı zikrederdi. Belirli oturma yeri edinmez, sürekli oturma yeri bellemekten başkalarını men ederdi. Bir topluluğun yanına girdiğinde, orda oturmakta olanların en sonunda otururdu. Böyle yapmayı herkese emrederdi. Birlikte oturduğu kişilerin her birine payını verirdi. O'nunla birlikte oturanların hiçbiri başkasının kendisinden üstün tutulduğu hissine kapılmazdı. Yanında oturana veya bir isteği için yanına gelene karşı sabırlı davranarak kalkıp gidenin o olmasını sağlardı. Kim
  • PEYGAMBERİMİZİN HADİSLERİ VE DAVRANIŞLARIYLA İLGİLİ SÖZLERİ (5)

    O'ndan bir şey isterse ya istediğini vererek veya tatlı bir sözle kendisine karşılık verirdi. İnsanlara yönelik sadeliği, rahatlığı ve ahlakı yüzünden herkese baba olmuştu. Herkes O'nun nazarında hak bakımından eşitti. O'nun meclisi yumuşak huyluluk, hayâ, sabır ve güven meclisiydi. O'nun yanında sesler yükseltilmez, yakınlar ayıplanmaz ve onların ayak sürçmeleri övülmezdi. Yakın sohbet arkadaşların birbirine karşı eşit olduklarını, orada takva sayesinde birbirlerine üstün saydıklarını, alçak gönüllü olduklarını, büyüklerini sayıp küçüklerine merhametli davrandıklarını, ihtiyaç sahibini kendilerine tercih ettiklerini, garipleri koruduklarını... görürsün." İmam Hasan (a.s.) diyor ki: "Babama Peygamberin (s.a.v.) sohbet arkadaşları arasında nasıl davrandığını sordum, şöyle buyurdu: "Resulüllah (s.a.v.), devamlı sevinçli, yumuşak huylu, cana yakın idi. Katı, sert, bağırıp çağıran, kaba sözlü, ayıplayıcı veya övücü değildi. Hoşlanmadığı şeyin farkında değilmiş gibi davranırdı. Ondan ümit kestirmez, hakkındaki soruları cevaplandırmazdı. İnsanlarla ilgili olarak şu üç şeyden uzak dururdu: Tartışma, çok konuşma ve yararsız sözler söyleme. Ayrıca insanlara şu üç şeyi yapmazdı: Hiç kimseyi kötülemez, ayıplamaz (kabahatini yüzüne vurmaz), tökezlemesini istemezdi (veya ayıbını dışa vurmazdı). Mutlaka sevap kazandıracağını umduğu konuları konuşurdu. O konuşurken, sohbetini dinleyenler başları üzerinde kuş varmış gibi başlarını eğik tutarlardı (pürdikkat O'nu dinlerlerdi). Ancak O susunca konuşurlardı. Dinleyicileri yanında tartışmazlardı. Kim söz alırsa, sözünü bitirinceye kadar onu dinlerlerdi. O'nun yanındaki konuşmalarının konusu, ilk konuşanların konusu idi. Onların güldüklerine güler, şaşırdıklarına şaşırırdı. Yabancı birinin konuşmasındaki ve sorusundaki kabalığa sabrederdi. Öyle ki, sahabileri böylelerinden rahatsız olurlardı da o: "İhtiyaçlı bir kimsenin ihtiyacının karşılanmasını istediğini gördüğünüzde ona yardımcı olun" derdi. Sadece teşekkür amaçlı yapılan övgüyü kabul ederdi. Hiç
  • PEYGAMBERİMİZİN HADİSLERİ VE DAVRANIŞLARIYLA İLGİLİ SÖZLERİ (6)

    kimsenin sözünü haddi aşmadıkça kesmezdi. Haddi aşanın sözünü de ya men ederek veya ayağa kalkarak keserdi..." İmam Hasan (a.s.) devamla şöyle buyuruyor: "Babama: "Peygamberimizin susması nasıldı?" diye sorduğumda buyurdu ki: "Resulüllah'ın (s.a.v.) susması şu dört şey üzerine idi: Yumuşak huyluluk, sakınmak ve tedbir almak, değer vermek, düşünmek... O'nun değer vermesi, insanlar arasındaki olaylara bakışını eşit tutması kaygısı ile onlara söylediklerini dinlemede görülürdü. (Herkese eşit gözle bakar, herkesi eşit şekilde dinlerdi.) Düşünmesi, kalıcı olan ile gelip geçici olan üzerine idi. O'nun şahsında yumuşak huyluluk, sabırda birleşmişti. Hiçbir şey O'nu kontrolden çıkaramaz ve metanetini yok edip kararsız düşürmezdi. Sakınma ve tedbirlilik O'nda şu dört şeyde birleşmişti: İyi işleri yapardı, ona uyulsun diye. Ümmet için en yararlı olan hakkında görüş edinmeye çalışırdı. İnsanlar için dünya ve ahretini birleştirecek işleri yapardı."653 653 Muvaffakiyyat, 354/359; Ensâbu'l-Eşrâf, 1/390, el-Muhtasaru Fi'ş Şemaili'lMuhammediyye, Tirmizî, 39
  • AKİDE İLE İLGİLİ SÖZLERİ

    İmam Ali (a.s.), oğlu Hasan'a (a.s.) Kûfe Mescidi'nde insanlara konuşma yapmasını emretti. O da minbere çıktı ve şöyle dedi: "Hamd Allah'a mahsustur. O benzetmesiz tek, yaratılmış olmaksızın sürekli var olan, sıkıntısız olarak duran ve işleri elinde tutan, çabasız yaratan, sonsuz sıfatlanan, sınırsız bilinen ve aziz olandır. Kadimlikte sürekli olan kadimdir. Heybetinden kalpler ürperir. İzzeti karşısında akıllar başlardan gider. Kudreti karşısında boyunlar eğilir. Ceberrutunun/Azametinin ulaştığı derece hiçbir insanın kalbinden geçmez. İnsanlar yüceliğinin künhüne varamazlar. Vasıf erbabı kimseler ululuğunun künhünü kapsayamazlar. Âlimler akılları ile O'na ulaşamazlar. Düşünce erbabı O'nun işlere yönelik tedbirlerinin sırlarına eremezler. O'nu en iyi bilen kulu, O'nu sınırlayarak tavsif etmeyen kimsedir. Gözleri idrak eder, O latif ve her şeyden haberdardır..." 654 Bir defasında İmam Hasan'a (a.s.) bir adam geldi ve kendisine: " 654 Biharu'l Envar 43/351
  • AKİDE İLE İLGİLİ SÖZLERİ (2)

    Ey Resulüllah'ın oğlu! Bana Rabbini öyle anlat ki, sanki O'nu görüyormuş gibi olayım" dedi. Bunun üzerine başını öne eğdi. Uzun müddet böyle kaldıktan sonra başını kaldırdı ve adama şu cevabı verdi: "Hamd O Allah'a mahsustur ki, O'nun bilinen bir evveli, nihayeti olan bir sonu, idrak edilen bir öncesi, sınırları olan bir sonrası ve belirlenecek şekilde bir nihayeti yoktur. Somut bir varlık değil ki, parçalara ayrılsın. O'nda sıfat farklılaşması yok ki, sona ermesi söz konusu olsun. İnsanların akılları, vehimleri, düşünceleri, duyguları, zekaları ve zihinleri O'nun niteliğini kavrayamazlar ki, O'nun hakkında "ne zaman, neden başladı, neye zâhir oldu, nede gizlendi, neden terk etti?" diyebilsinler. O, varlıkları yaratırken başlatıcı ve yoktan var edicidir. Yoktan var ettiğinde başlatıcı ve başlattığında yoktan var edendir. İstediğini yaptı ve arttırmayı istediğini murad etti. İşte âlemlerin Rabbi budur." 655 655 Hayatü'l İmami'l Hasan, 1/335