• HZ. OSMAN’IN MUHASARASI VE HZ. HASAN

    Birçok tarihçinin naklettiğine göre, Hz. Osman'ın evinin kuşatıldığı sırada Hz. Ali oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i halifeyi savunmak için gönderdi, hatta bu esnada Hazreti Hasan yaralandı. Ancak yine de isyancılar içeri girerek Hz. Osman'ı öldürdüler. Hz. Osman'ın şehadet haberini aldığında hemen olay mahalline gelen Hz. Ali çok üzüldü, Hz. Hasan'ı tokatladı, Hz. Hüseyin'in göğsüne vurdu. Ve orada bulunan diğer kimselere de ağır sözler söyledi. 312 Ancak bazı tarihçiler ise Hz. Ali'nin bu tutumu ile ilgili verilen bu bilgilerin zayıf olduğunu söylemektedirler. Bu tarihçilere göre, "Eğer İmam Hasan, Hz. Osman'ı isyancılara karşı savundu ise bunun tek sebebi kendisi ve babasını halifenin kanının dökülmesinde temize çıkarmak ve art niyetlilerin onu suçlamalarına bahane vermemekti." 313 312 es-Savaiku'l Muhrika, s. 115, 116; Müruc'uz-Zeheb, c. 2, s. 344, 345; el-İmamet'ul ve'sSiyase, s. 42, 44; Ensabu'l Eşraf, c. 5, s. 69, 70, 74, 93, 95; el-Bed-u ve't-Tarih, c. 5, s. 206; Tarih-u Muhtasari'd-Düvel, s. 105 313 Hayatu'l İmam Hasan, Kureşî c. 1, s. 115, 116
  • HZ. OSMAN’IN MUHASARASI VE HZ. HASAN (2)

    Öte yandan, Seyyid Murteza, İmam Ali'nin eğer oğullarını halifenin evine gönderdiği doğru ise, bunun sebebi şu olabilir demektedir: "İmam Ali iki oğlunu eğer halifenin kuşatma altındaki evine gönderdi ise, onun aile dokunulmazlığının çiğnenmesine, kasten öldürülmek istenmesine, eşlerinin ve çocuklarının yemekten, içmekten mahrum edilmesine engel olmak için gönderdi. Yoksa onları, Osman'ın görevden uzaklaştırılması yolundaki isteklerine karşı koymak için göndermedi." 314 Bu noktada Hz. Ali'nin İslam ahlakıyla yoğrulmuş, çok üstün bir şahsiyet olduğunun altını çizmemiz gerekmektedir. İslam'da bir insanın devamlı şahsına kötülük yapıldığı halde o insana iyilik yapmasına "ihsar" denir. Bir insanın da şahsına hem iyilik hem kötülük yapıldığı halde o şahsa iyilik yapmasının adına "ihsan" denir. Hz. Ali'nin katili İbn-i Mülcem'e bile iyi davranılması ve işkenceye tâbi tutulmaması konusundaki emir ve vasiyetleri olduğu bilinmektedir. Bu hakikatler ışığında deriz ki, her ne kadar bazı tarihçiler aksini iddia etse de, Hz. Ali, oğullarını halifenin korunması maksadıyla evinin önüne göndermiştir. Zira buradaki durum, şahsına kötülük yapıldığı halde Hz. Ali'nin karşısındakine devamlı surette iyilik yapma ahlakıdır ki bu çok büyük bir makam ve yüce bir hâldir. Belki çok nadir insanın sahip olabileceği bir ahlakî üstünlüktür. Kur'an'da temiz ve günahsız olarak vasfedilen, sayısız hadisle üstün bir şahsiyet olduğu beyan edlien Hz. Ali'den de bunun dışında bir davranış beklenemez. Burada Hz. Ali'nin halifenin korunması için oğullarını göndermesi halifenin ve Emevioğullarının yanlış uygulamalarına destek olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Burada Hz. Ali'nin maksadı, Hz. Osman'ın ve ailesinin en insanî ihtiyaçlarının ve can güvenliklerinin sağlanmasını temin etmek içindir. Hz. Ali'nin bu konudaki fikirlerine baktığımızda şunları görüyoruz: 314 Şerh-u Nehcü'l Belaga, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 3, s. 8
  • HZ. OSMAN’IN MUHASARASI VE HZ. HASAN (3)

    Kendisine Hz. Osman hakkında soru soranlara kimi zaman açıkça ve kimi zaman da kapalı beyanlarla cevap verir ve cevapları art niyetlilerin istismar edemeyeceği tarzda olurdu. 315 Hz. Osman'ın öldürülmesiyle ilgili Nehcü'l Belaga'da şu ifadeler yer almaktadır: "Bu işi emretmiş olsaydım, katil olurdum. Engellemiş olsaydım ona yardım eden olurdum. Bununla birlikte onu yardım eden "kendisinden daha hayırlı olduğum kimse onu yardımsız bıraktı" diyemez, onu yardımsız bırakan da, "Benden daha hayırlı kimse ona yardım etmiştir" diyemez. Size onun durumunu özetleyeyim. Eline yetki geçti ve kötü icraatta bulundu. Siz de kaygılandınız ancak kötü tepki verdiniz. Ortaya icraat koyan hakkında da, kötü tepki veren hakkında da Allah'ın bir hükmü vardır." 316 Öte yandan, İmam Ali halifenin ve yakın çevresinin yanlışlıklarının karşısında asla susmadı. Tersine sürekli şekilde ve defalarca gerçeği açıkça dile getirdi. Birçok münasebette Hz. Osman'a açık öğütler verdi. Sonunda halife ondan sıkıldı. Ve Yenbu denen yere gitmesini emretti. 317 Hz. Osman İmam Hasan'a açık bir dille babasının nasihatlerinden hoşlanmadığını ifade etti. Bu gerçek, bir rivayette şöyle anlatılır: "İnsanlar Osman ile ilgili şikayetlerini İmam Ali'ye yansıttıkça, İmam, oğlu Hasan'ı Osman'a gönderirdi. İmam Hasan'ın gidip gelmeleri çoğalınca halife ona şöyle dedi: "Baban kendisinin bildiğini başka hiç kimsenin bilmediğini düşünüyor. Biz ne yaptığımızı biliyoruz. Bırak yakamızı." Bunun üzerine Hz. Ali bir daha hiçbir şey için oğlunu Osman'a göndermedi." 318 315 el-Gadir, c. 9, s. 70 316 Nehcü'l Belaga, s. 55 317 Nehcü'l Belaga, Muhammed Abduh şerhi, c. 2, s. 261, el-Gadir, c. 9, s. 60 318 Nehcü'l Belaga, Muhammed Abduh şerhi, c. 2, s. 261, el-Gadir, c. 9, s. 60
  • HZ. OSMAN’IN MUHASARASI VE HZ. HASAN (4)

    Bu hadiseler bize Hz. Hasan'ın Hz. Osman'ın uygulamalarına karşı çıkma konusunda aynen babası İmam Ali gibi düşündüğünü göstermektedir Bazı rivayetler ise halifenin Hz. Ali ve oğullarının yardımını kabul etmediğini söylemektedir. "... Hz. Ali'nin oğullarını halifeye yardım için gönderdiğini kabul etsek bile halife onların bu teklifini reddetti. Yardımlarını kabul etmeye yanaşmadı." 319 "... sonra Ali oğlu Hasan'ı çağırdı ve, "Oğlum, Osman'a git ve babam sana yardım etmemi isteyip istemediğini sormamı emretti de" dedi. Hasan babasının verdiği görevle halifeye gitti, fakat o, "Hayır, ben böyle bir şey istemiyorum. Çünkü ben Resulüllah'ı rüyamda gördüm" diyerek Hz. Hasan'ın teklifini geri çevirdi. Bunun üzerine Hasan sustu ve babasına dönerek durumu ona haber verdi." 320 İmam Hasan'ın Mervan b. Hakem ile arasında geçen şu konuşma dikkate şayandır ve halifeyi savunmak için babası tarafından gönderildiğinin ve bu uğurda gayret ettiğinin de açık bir delilidir: Hz. Hasan, Mervan'a şöyle dedi: "Sen dişi deve gibi böğürür ve zavallı bir cariye gibi vay eyvah diyerek feryat ederken, ben Osman'ın üzerine çullanıp onu deve gibi boğazlayan katili yaralamadım mı? Osman'ı ellerinle savunsaydın veya onu korumak için ok savmayı yapsaydın ya? Senin ellerin ayakların titredi. Gözlerin fal taşı gibi açılıp, efendisinden yardım isteyen bir köle gibi beni imdada çağırdın. Ben de seni öldürülmekten kurtarıp seni onun elinden alıkoydum. Şimdi de kalkmış, Muaviye'yi beni öldürmeye teşvik mi ediyorsun?" 321 319 el-Hayatu's-Siyasiyye li'l İmami'l Hasan, s. 150, 151 320 el-Futuh, İbn-i Asem, c. 2, s. 228 321 el-Mehasin ve'l Mesavi, c. 1, s. 135
  • HZ. HASAN İLE HZ. ALİ İHTİLAFA DÜŞTÜ MÜ?

    Taberî'nin Tarih'inde, Belazurî'nin bazı rivayetlerinde, Ensabu'l Eşraf'ta ve başka bazı kaynaklarda İmam Hasan ile Hz. Ali'nin Hz. Osman'ın şehit edilmesi başta olmak üzere, çeşitli konularda ihtilafa düştüğünden bahsedilmektedir. Ancak bu iddialar, Kur'anı Kerim'in Ehl-i Beyt'le ilgili "tezkiye ve tathir" beyanlarına ve yine pek çok tarihî kaynağa göre kabul edilemez. Zira, Hz. Hasan hayatının hiçbir döneminde babası ile fikir ayrılığına düşmemiştir. Babası İmam Ali'nin her konudaki icraatlarını her zaman desteklemiştir. Hz. Hasan'ın ilk halifenin seçimi başta olmak üzere her konuda babası ile görüş birliği içinde olduğunu görmekteyiz. Rivayetlere göre Hz. Hasan ilk halifenin seçimi ile ilgili şöyle der: "... Ebubekir ve Ömer bu işe kastettiler. Oysa bu iş tümü ile bize aittir. Fakat onlar onu bizi bir yana bırakarak ele geçirdiler. Bize bu işte ninelerin payı gibi bir pay verdiler. Ama Allah'a yemin ederim ki, insanların bu konuda bizim şefaatlerimizi istedikleri günde nefisleri onları suçlayacaktır." 322 322 el-Emali, Şeyh Müfid, s. 49
  • HZ. HASAN İLE HZ. ALİ İHTİLAFA DÜŞTÜ MÜ? (2)

    İmam Hasan bir başka hutbesinde de şöyle demektedir: "Muhammed (s.a.v.) ve O'nun varisleri olmasaydı, sizler şaşkın olurdunuz. Farzlardan hiç birini bilemediniz..." İmam Hasan bu sözleri farzları saydıktan sonra söyledi. Saydığı farzlar arasında, velayetin Ehl-i Beyt'e ait olduğu ilkesi de yer alıyordu." 323 Bir başka konuşmasında ise İmam Hasan şunları söylüyor: "Bize itaat etmek farzdır. Çünkü bize itaat etmek, Allah'a ve Resulü'ne yönelik itaat ile eşleştirilmiştir. Birlikte sayılmıştır. Nitekim Allah şöyle buyurur: "Ey müminler! Allah'a, Peygambere ve sizden olan ulu'l emr'e itaat edin. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah'a ve Peygambere havale edin." 324 Bütün bu ifadelerden şu neticeler çıkmaktadır: İmam Hasan hilafet konusunda İmam Ali ile aynı fikirdedir. O da aynı babası gibi hilafetin Ehl-i Beyt'e ait bir mesele olduğunu düşünmektedir. Ve yine Hz. Hasan'a göre, hilafet Ehl-i Beyt'ten gasp edilmiştir ve bunu yapanlar mahşer günü pişman olacaklardır. "... insanların bu konuda bizim şefaatimizi istedikleri günde nefisleri onları suçlayacaktır" ifadelerinde bu gerçeği açıkça görmek mümkündür. İmam Hasan'ın bu sözlerinden çıkan diğer bir netice; Hz. Hasan'ın babası ile her konuda tam bir görüş birliği içinde olduğudur. Özellikle Hz. Osman'ın icraatlarına karşı çıkma konusunda Ehl-i Beyt'in tamamı bir görüş birliği içindeydi. Hz. Hasan'ın idarecilerin vasıfları konusunda şu fikirlere sahip olduğunu görüyoruz: "Yaşayanların haklarını gözetmenin unsurlarından biri, hükümdarın ümmete gösterdiği samimiyet oranında ona samimiyet ve bağlılık göstermen, buna karşılık, doğru yoldan saptığı zaman yüzüne karşı feryadını yükseltmendir." 325 323 Yenabiu'l Mevedde, s. 48; el-Emali, Şeyh Tusî, s. 56 324 Yenabiu'l Mevedde, s. 21 325 Hidayet Önderleri, s. 102
  • HZ. HASAN İLE HZ. ALİ İHTİLAFA DÜŞTÜ MÜ? (3)

    Bilindiği gibi Hz. Hasan, Hz. Osman ve Emevilerin yanlış uygulamalarına karşı da bu tavrı sergilemiş ve bu hususta İmam Ali'yle uyum içerisinde olmuştur. Hz. Ali'nin halifeyi uyarmak için elçi olarak Hz. Hasan'ı göndermiş olması da bu gerçeğin ispatıdır. Ancak bazı kaynaklarda bu konuda bir takım saptırmalar olduğunu görüyoruz. Şöyle ki: "... Bir defasında İmam Ali abdest almakta olan oğlu Hasan ile karşılaştı. Ona, "Ey Hasan! Hakkını vererek abdest al" dedi. İmam Hasan da babasına, "Siz dün hakkını vererek abdest alan birini öldürdünüz" diye cevap verdi. İmam Ali ona sadece, "Allah Osman ile ilgili üzüntünü uzun eylesin" karşılığını vermekle yetindi." 326 Benzer ifadeler Belazurî'de de yer almaktadır. Halbuki burada ciddi bir saptırma vardır. Çünkü güvenilir kaynakların ifadesine göre, "... Yaygın bir şekilde bilinir ki, söz konusu karşılıklı konuşma İmam Ali ile Hasan-ı Basrî arasında cereyan etti. İmam Ali Basra'da abdest almakta olan Hasan Basrî ile karşılaştığında ararlarında böyle bir konuşma geçmişti." 327 Ne hazin bir durum ki, Hz. Ali ile Hasan-ı Basrî arasında geçen bu konuşma tamamen saptırılarak sanki Hz. Ali ile Hz. Hasan arasında geçmiş gibi kaynaklara girmiştir. Kaldı ki, Ehl-i Beyt'in günahsız ve tertemiz oldukları ayetle sabittir. Dolayısıyla Ehl-i Beyt hakkında bu gibi mesnetsiz iddialara itibar edilemez, çünkü bunlar, ayetin ifade ettiği mânâya uymamaktadır. 326 el-Fitnetu'l Kübra, Ali ve Evlatları bölümü, s. 176 327 Ensabu'l Eşraf, (Mahmudî Tahkikli), İmam Hasan'ın Hâl Tercemesi 12, ilk baskı, Daru't-Taaruf
  • HZ. HASAN’A KARŞI YAPILAN BAZI HAKSIZ YAKIŞTIRMALAR VE TARİHÇİ ZÜHRİ

    Zühri ile ilgili "İmamların Hayatı" adlı eserde şu ifadeleri görüyoruz: "O'nun (Zühri), daha başlangıçta, (gençliğinde) Medine'de İmam Zeynelâbidin ile irtibatı vardı ve hazretlerinin huzurundan yararlanıyordu. Fakat sonraları Emevilerin sarayında meczub olarak onların hizmetine girmiştir. Bazen Emevilerin kendisine, "Peygamberin oğlu (Hüseyin oğlu Ali) ne yapıyor" 328 diyerek istihza etmeleri bu dönemi vurgulamaktadır. Zuhri'nin hayatından bazı kesitleri aşağıda sunarak, onun Emevi sarayı ile olan ilişkilerine ait kanıtları okuyucularımıza sunmaya çalışacağız. 328 İbn-i Şehraşûb, aynı kaynak, c. 4, s. 159
  • ZÜHRİ, EMEVİ SARAYINDA

    İbn-i Ebi'l-Hadid, onun İmam Ali'nin muhaliflerinden biri olduğunu öne sürerek şöyle yazıyor: "Bir gün Hüseyin oğlu Ali, Zühri ve Urvet b. Zübeyr'in camide Hz. Ali aleyhinde konuştuklarını duydu. İmam Zeynelâbidin, (hemen) camiye giderek bu iki kişinin kafasına dikilip kendilerini şiddetle ikaz etti." 329 İbn-i Sa'd, "Zühri'yi Abdülmelik'in sarayına sokan kişi, Abdülmelik sarayının özel mühürdarı olan Kubeyse b. Züeyb'dir" diye yazıyor. 330 Zühri'nin, Emevilerin kirli sarayına bağımlılığı buradan başlamış oluyor. O, refahın keyfini, saray yaşamının zevkini Abdülmelik iktidarında tattı. Bu nedenle onun (Abdülmelik'in) oğulları Velid, Süleyman, Yezid, Hişam ve aynı şekilde Ömer b. Abdülaziz sarayında da konumunu sürdürdü. 329 Şerh-i Nehcü'l Belaga, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 4, s. 102 330 et-Tabkatü'l-Kübra, c. 7, s. 447
  • ZÜHRİ, EMEVİ SARAYINDA (2)

    Yezid b. Abdülmelik Zühri'yi kadılık makamına atadı. Yezit'ten sonra Hişam b. Abdülmelik iktidarında da özel saygı ve mevkiini korudu. Hişam, kendisini, oğullarının öğretmenliği görevine getirdi. Ve bu görevi hayıtının sonuna kadar sürdürdü. 331 Hişam, onun seksen bin dirhem borcunu ödedi, deniliyor. 332 Yine İbn-i Sa'd, "Zühri Rüsafe'de Hişam'ın yanına gitti, ondan önce yirmi yıl süreyle onların (Emevilerin) yanında kaldı" demektedir. 333 Aynı şekilde Süfyan b. Üyeyne'den şöyle naklediyor: "Zühri, yüz yirmi üç hicri (M. 741) yılında zamanın halifesi Hişam ile birlikte Mekke'ye geldi ve yüz yirmi dört yılına kadar orada ikamet etti." 334 Zühri, saray yaşamına ve onun refah nimetlerine öyle alışmıştı ki, ömrünün sonlarına doğru kendisine dediler ki; "Keşke ömrünün bu son günlerinde Medine'de olsaydın, Peygamber camiinde bir direk dibinde otursaydın ve biz etrafında dizilip otursaydık, sen de halkı eğitseydin." Buna Zühri'nin cevabı şu oldu: "Eğer böyle yaparsam, derim soyulur, bu da benim yararıma değil. Ancak dünyaya sırt çevirip ahrete sarılırsam, başka..." 335 Resulüllah'ın halifesi olmaya layık olmadıklarını anlasaydılar kuşkusuz ki onlara teslim olmazlardı. Bunun bütün halk için geçerli olmadığını kabul etsek bile, o günkü İslam toplumunda halifelerini oluşturdukları yönetimin gayri İslamî durumuna inançlarından dolayı tahammül gösteren bir çok kişi vardı. Yani mevcut durumun İslamî olduğunu sanıyorlardı. Bu nedenle zalim halifeler, yönetimlerine meşruiyet kazandırmak için, din alimleri ve muhaddisleri sa331 İbn-i Kesir, aynı kaynak, c. 9, s. 341; İbn-i Hallekan, Vefayatü'l-A'yan, c. 4, s. 178 332 İbn-i Kesir, aynı kaynak, c. 9, s. 343 333 İbn Sa'd, aynı kaynak, c. 7, s. 474 334 Muhammed b. Sa'd, aynı kaynak, c. 5, s. 497 335 İbn-i Kesir, age. c. 9, s. 348