• FEDEK TARİH BOYU KİMLERİN HİMAYESİNE GİRMİŞTİR?

    "Halifelerin zamanından Hz. Ali (a.s.)'ın zamanına kadar Fedek`in sabit bir durumu olmuştur. Buranın gelirinden küçük bir pay, Peygamber (s.a.v.) ailesinin zaruri ihtiyaçları için sarf edilirken, geri kalan pay tıpkı diğer kamu malları gibi halifenin istediği şekilde kullanılıyordu. Fakat Muaviye başa geçince, burayı üç kişi arasında taksim etti: Mervan, Amr ibn-i Osman ibn-i Affan ve kendi oğlu Yezid. Fedek elden ele dolaşarak sonunda Mervan ibn-i Hakem'in malı oldu. O burayı halife olduğu zaman tamamen satın aldı ve oğlu Abdülaziz'e hediye etti, ya da ona miras bıraktı. Ömer ibn-i Abdülaziz başa geçtiğinde, Ben-i Ümeyye'nin İslam camiasına sürdüğü kara lekeleri temizlemek kararı aldı ve Peygamberin (s.a.v.) ailesine duyduğu alaka ile Fedek'i asıl sahibi olan Hasan ibn-i Ali'ye vermişti. O da Medine Valisi olan Ebu Bekir ibn-i Ammar'a bir mektup yazarak Fedek'in Fâtımâ (a.s.)'ın evlat-
  • FEDEK TARİH BOYU KİMLERİN HİMAYESİNE GİRMİŞTİR? (2)

    larına verilmesini istedi. Medine Valisi ise, ona cevaben bir mektup gönderdi: "Fâtımâ (a.s.)'ın Medine'de o kadar çok evladı var ki, onların hepsi ayrı aileler halinde yaşıyor. Ben Fedek'i onlardan hangisine vereyim?" Ömer ibn-i Abdülaziz bu mektubu okuyunca çok üzüldü ve Medine'ye şöyle bir mektup daha gönderdi: "Ben eğer senden bir ineği öldürmeni istesem sen tıpkı İsrailoğulları gibi hangi renk olsun diye mi soracaksın? Mektubum senin eline ulaştığı vakit Fedek'i Fâtımâ (a.s.)'ın evlatları arasında taksim et." Ben-i Ümeyye'nin dallarını oluşturan halifenin yanındakiler, halifenin bu adaletinden dolayı çok öfkelenip şöyle dediler: "Sen bu amelin ile atalarını hatalı gösteriyorsun?" Çok geçmeden Ömer İbn-i Kays bir grupla birlikte Kûfe'den Şam'a gelip halifeyi tenkit etti. Halife ise onlara şu cevabı verdi: "Sizler cahil ve bilgisizsiniz. Benim bildiklerimi siz de duydunuz. Fakat unuttunuz. Zira benim üstadım olan Ebu Bekir ibn-i Muhammed Amr ibn-i Hazım babasından, o da ceddinden, o da Peygamber (s.a.v.)'den şöyle naklediyor: `Fâtımâ (a.s.) Benim bedenimin bir parçasıdır. O'nu inciten Beni incitir, O'nu hoşnut eden Beni de hoşnut eder.' Fedek halifeler zamanında hükümetin malı sayılıyordu, sonra da Mervan'a geçti. O da burayı babam Abdülaziz'e bıraktı. Babamın ölümünden sonra ben ve kardeşlerim burayı miras edindik. Fakat kardeşlerim Fedek'teki payları ya bana sattılar, ya da bağışladılar. Ben de burayı tıpkı Peygamberin (s.a.v.) hadisine göre Fâtımâ (a.s.)'ın evlatlarına bıraktım." Ömer İbn-i Abdülaziz'in ölümünden sonra Al-i Mervan başa geçince babalarının tam aksine hareket ederek Fedek'e el koydular ve Peygamber ailesini buranın gelirinden tamamen mahrum bıraktılar. Emevi hükümetinin yok olup, Abbasi hükümetinin kurulmasından sonra ilk Abbasi hükümeti olan Seffah, Fedek'i Abdullah
  • FEDEK TARİH BOYU KİMLERİN HİMAYESİNE GİRMİŞTİR? (3)

    İbn-i Hasan'a geri verdi. Fakat ondan sonra Mansur buraya tekrar el koydu. Mansur'un oğlu olan Mehdi, babasının yolunu izlemeyerek Fedek'i Fâtımâ (a.s.)'ın evlatlarına geri verdi. Mehdi'nin ölümünden sonra oğulları olan Musa ve Harun, birbiri ardınca halife oldular ve Fedek'i Peygamber (s.a.v.) ailesinden alarak kendileri sahiplendiler. Ta ki Harun'un oğlu Me'mun başa geçinceye kadar bu böyle devam etti. Me'mun bir gün halkın şikayetlerini bertaraf edebilmek için oturmuş kendisine yazılan mektupları okuyordu. Onun okuduğu ilk mektup, kendisini Fâtımâ (a.s.)'ın vekili olarak tanıtan bir şahıs tarafından gönderilmişti. Ve Fedek'in nübüvvet ailesine geri verilmesini istiyordu. Halife bu mektubu okuyunca gözleri doldu ve bu mektubu yazanların huzuruna getirilmesi için emir verdi. Bir müddet sonra yaşlı bir adam halifenin yanına geldi ve onunla Fedek hakkında münazara etti. Bu konuşmalar sonunda Me'mun kâni oldu ve Medine Valisi'ne Fedek'in Hz. Zehra'nın evlatlarına verilmesi için resmi bir mektup gönderdi.1175 210 yılında Me'mun'un Medine Valisi Kayyim ibn-i Câfer'e yazdığı mektupta şunlar yazılı idi: "Emirü'l-mü'minin, Allah'ın dininde ve İslamî hilafetteki durumu ve nübüvvet ailesine olan yakınlığı sebebiyle Peygamber (s.a.v.)'in sünnetine riayet edecek ve O'nun, diğerlerine bağışladığını icra edecek en layık insandır. Peygamber (s.a.v.) Fedek'i kızı Fâtımâ (a.s.)'a bağışladı. Bu konu o kadar açıktır ki, Hz. Peygamberin evlatlarının bunda hiçbir ihtilafları yoktur ve onlardan daha üstün olan bir kimse de bunun aksini iddia etmemiştir. Bu yüzden mü'minlerin emiri olan Me'mun, Allah'ın rızasını kazanmak ve hakkı icra ederek adaletle davranmak için Peygamber (s.a.v.)'in hükmüne göre Fedek'i O'nun varislerine bırakmıştır. 1175 Şerh-u Nehcü'l Belağa, İbn-i Ebi'l Hadid, s. 16, s. 216-218
  • FEDEK TARİH BOYU KİMLERİN HİMAYESİNE GİRMİŞTİR? (4)

    (...) Mü'minlerin emiri, Mübarek Taberi'ye Fedek'i Hz. Fâtımâ (a.s.)'ın evlatlarına vermesi için bir emir verdi. O Fedek'i içinde bulunan her şeyle birlikte Muhammed ibn-i Yahya ibn-i Hasan İbn­i Zeyd ibn-i Ali ibn-i Hüseyin ve Muhammed ibn-i Abdullah ibn-i Hasan ibn-i Ali ibn-i Hüseyn'e verdi. Bil ki, mü'minlerin emiri bu iş için Allah'tan ilham aldı ve Allah onu bu işe muvaffak etti ki böylece Allah ve Peygambere (s.a.v.) yaklaşsın. Bu emri yanındaki herkese ulaştır ve Fedek'in gelişmesi ve gelirinin artması için çalış."1176 Mütevekkil başa geçinceye kadar bu düzen devam etti. Mütevekkil, Fedek'i Hz. Fâtımâ (a.s.)'ın evlatlarından alarak Abdullah ibn-i Ömer'e verdi. Fedek'te bulunan ve Hz. Peygamberin mübarek elleriyle diktiği on hurma ağacını söktürdü. Beşiran isimli kişi bu ağaçları söktü ancak Basra'ya döndüğünde felç oldu. Bu dönemden sonra ise, Fedek Peygamber (s.a.v.)'in ailesinin elinden tamamen alındı. 1176 Futuh'ul-Buldan, s. 39-41
  • RUMLAR’LA SAVAŞ

    Yeni kurulan İslam Devleti'nin en büyük düşmanlarından biri Rum İmparatorluğu idi. Hz. Peygamber sağlığında, ilk kez Hicret'in 7. yılında Câfer b. Ebi Tâlib komutasında bir orduyu Şam sınırına göndermiş ancak İslam ordusu bir netice alamadan dönmüştü. Daha sonra Hicret'in 9. yılında Hz. Peygamber, Tebük'e doğru askerleriyle hareket etmiş ancak düşmanla çarpışmadan Medine'ye dönmüştü. Bu seferin gayet olumlu neticeleri olmuştu. Ancak Rum tehlikesi son anlarında bile Hz. Peygamber'in aklından çıkmıyordu. Hasta yatağında muhacir ve Ensar'dan oluşan bir orduyu Şam'a göndermiş, ancak daha önce de izah ettiğimiz gibi bir takım sebeplerden dolayı bu ordu Medine'yi terk etmemişti. Ebu Bekir halife olduktan sonra bu konuda tereddütte kalmıştı. Sahabenin içinden istişare ettiği kimselerin her biri farklı bir fikir öne sürmüş, halife ne yapacağını şaşırmıştı. Sonunda Hz. Ali'ye danıştı. O, eğer Rumlar'la savaşırsa muzaffer olacağını söyledi. Ebu Bekir Hz. Ali'ye şöyle dedi; "Bana iyi haberler verdin ve beni hayırla müjdeledin."1177 1177 Tarih-i Yâkubi c. 2, s. 123
  • HZ. ALİ’NİN YAHUDİ ÂLİMLER İLE MÜNAZARASI

    Bir grup yahudi din adamı Hz. Ebu Bekir'in yanına gelerek, "Sen Peygamberin halifesi misin?" diye sordular. O, "evet" dedi. "Sen Peygamberin gerçek halifesi isen, insanların en bilgini olman gerekir. Buna göre bize Allah'ın nerede olduğunu söyler misin? Gökte mi yoksa yerde midir?" diye sordular. Ebu Bekir: "O gökte Arş'tadır" dedi. Yahudiler: "O zaman Allah yeryüzünde değil midir? Veya yeryüzü Allah'ın vücudundan boş mudur? Yani bir yerde var bir yerde yok mudur? Ebu Bekir: "Bu kâfirlerin ve zındıkların sözleridir. Yanımdan uzaklaşın, yoksa öldürürüm" dedi.
  • HZ. ALİ’NİN YAHUDİ ÂLİMLER İLE MÜNAZARASI (2)

    Yahudi din adamları Hz. Ebu Bekir'in yanından ayrıldı. Ancak Müslümanları ve İslam dinini maskara etmeye başladılar. Bunu duyan Hz. Ali, gidip onları buldu. Ve onlara şöyle dedi: "Ne sorduğunuzu ve ne cevap aldığınızı duydum. Biz diyoruz ki Allah yeri ve mekânı yaratandır. O'nun için bir yer söz konusu değildir. O, bir yerde bulunmaktan çok daha üstündür. O her yerde vardır. Mekân ile temas edip, yakınlık duyarak değil, ilim ve bilgisi her şeyi ve her yeri kaplamıştır. O'nun tedbir alanının dışında bulunan hiçbir şey yoktur. Ben şimdi sizin kitabınızdan, sözlerimin doğruluğunu ispat eden kanıtlar getiririm. Eğer O'nu tanırsan, O'na iman edecek misiniz?" Yahudi din adamlarından önde gelen biri `evet' dedi. Hz. Ali buyurdu ki: "Sizin kitabınızda yazılmamış mıdır ki, bir gün; Musa b. İmran otururken, yanına doğu tarafından bir melek geldi. Musa kendisine nereden geldiğini sorunca "Allah'ın yanından" dedi. Sonra batı tarafından bir melek geldi. Ona nereden geldiğini sordu. "Allah'ın yanından" cevabını aldı. Sonra yanına bir melek daha gelip, "göğün yedinci katından Allah'ın yanından geldiğini" söyledi. Musa "Allah münezzehtir. Hiçbir yer O'ndan boş değildir. Ve hiçbir yere başka bir yerden daha yakın değildir" buyurdu." Yahudi Müslüman oldu ve Hz. Ali'ye şöyle dedi. "Tanıklık ederim ki, Peygamberin vasi ve halifesi olmaya sen layıksın, başkaları değil."1178 Selman-ı Farisi diyor ki: "Peygamberin ölümünden sonra başlarında bir piskoposun olduğu bir hıristiyan grubu Medine'ye geldiler. Ve halifeden sorulanının cevaplarını istediler. Halife onları Hz. Ali'nin yanına gönderdi. Onların sorularından biri de "Allah nerededir" sorusuydu. 1178 El-İrşad, Şeyh Müfid s. 142-143/İhticac-ı Tabersi c. 1, s. 312
  • HZ. ALİ’NİN YAHUDİ ÂLİMLER İLE MÜNAZARASI (3)

    Hz. Ali bir ateş yaktı ve onlara sordu. "Bu ateşin yüzü neresidir?" Hıristiyanlar şöyle dedi: "Onun her tarafı ateşin yüzü sayılır. Ve asla ateşin önü ve arkası olmaz." Hz. Ali şöyle buyurdu: "Allah'ın bir mahlûku olan ateşin yüzü yoksa nasıl olur da ateşin yaratıcısının önü ve arkası olabilir? O bundan yücedir. Doğu ve batı Allah'a aittir. Ve nereye bakarsanız o taraf Allah'ın yüzüdür. Ve hiçbir şey ondan gizli değildir."1179 Câfer Subhani'nin yazdığına göre: Bir şahıs Hz. Ebu Bekir'e gelerek Abese Sûresi'ndeki 31. ve 32. ayetlerde geçen "ebbe" kelimesinin manasını sorunca, halife şöyle dedi: "Allah'ın kelamını bu konuda bilgim olmadan nasıl tefsir edebilirim?" Bu olay Hz. Ali'ye ulaşınca o şöyle dedi: "Ebbe kelimesinin maksadı saman ve otlaktır. Arapça'da ebbe kelimesi ot ve saman anlamındadır. Ayet de bunun açık delilidir. Zira ayette (meyveler ve otlaklar) buyrulduktan sonra hemen "sizin ve hayvanlarınızın faydası için" denilmiştir. İnsanlar için faydası olan şey meyveler olduğuna göre, hayvanlar için de ebbe yani otlaklar yaratılmıştır."1180 1179 Kaza-i Emire'l-Mü'minin s. 96 1180 Câfer Subhani, Hz. Ali'ye Neler Yaptılar? s. 250-251
  • HZ. EBU BEKİR’İN ÖLÜMÜ

    Hz. Ebu Bekir Hicret'in 10. yılında halife oldu. Hicret'in 13. yılında 63 yaşında vefat etti. Hasta yatağında halifeliği Ömer'e bırakmaya karar vermişti. Ebu Bekir bu kararını yazması için Osman b. Affan'ı yalnız başına gelmek üzere yanına çağırdı. Ona dedi ki: "Yaz. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Bu Ebu Bekir b. Ebu Kuhafe'nin Müslümanlara vasiyetidir. Bu girişten sonra..." Bu sırada Ebu Bekir bayıldı. Osman kendiliğinden şunları yazdı: "Ben kendimden sonra size halife olarak Ömer'i seçtim. Sizin için hiçbir hayrı eksik bırakmadım..." Sonra Ebu Bekir ayıldı. Osman'a, "Yazdığını bana oku" dedi. Osman yazdığını okudu. Ebu Bekir tekbir getirdi ve şöyle dedi: "Ölmem durumunda insanların halife kim olacak diye ihtilaf etmelerinden korktun değil mi?" Osman, "Evet" dedi. Ebu Bekir, "Allah seni hayırla ödüllendirsin" dedi.1181 Tarihçilerin ifadesine göre Muhacir ve Ensar'ın büyük kısmı bu 1181 El-Kâmil fi't-Tarih c. 2, s. 425