• HZ. EBUBEKİR FEDEK’İ HZ. FÂTIMÂ’YA VEREBİLİRDİ (3)

    gamber (s.a.v.) gibi kalkıp şöyle demedi: Ey Müslümanlar, Zehra (a.s.) sizin Peygamberinizin (s.a.v.) kızıdır. O, Peygamberin (s.a.v.) zamanında olduğu gibi Fedek'teki hurmalıklara sahip olmak istiyor. Siz gönül rızası ile Fedek'i O'na geri vermeye razı mısınız?' Ben üstadımın beyanatlarına verecek bir cevap bulamadım..."1164 1164 Şerh-u Nehcü'l Belağa, c. 14, s. 161
  • HZ. FÂTIMÂ’NIN, ZİYARETİNE GELEN KADINLARA KONUŞMASI

    Resulüllah'ın kızı Fâtımâ (a.s)'ın hastalığı ağırlaşınca, Muhacir ve Ensar'dan oluşan bir grup kadın, Hz. Fâtımâ'nın ziyaretine giderek, "Ey Resulüllah'ın kızı, bu hastalığınla nasıl sabahladın, durumun nasıldır?" diye sorduklarında şöyle buyurdu: "Allah'a and olsun ki, dünyanızı sevmediğim, erkeklerinize darıldığım halde sabahladım. Onları denedikten sonra uzağa attım, sınadıktan sonra onlara sinirlendim. Keskinin körelmesi, ciddiyetten sonra gevşeklik, başı taşa vurmak, mızrağın (veya kanalın) çatlaması, görüşlerin bozulması, isteklerin sapması ne de kötüdür! `Kendileri için nefislerinin takdim ettiği şey ne de kötüdür, Allah onlara gazaplandı ve onlar azapta ebedi kalacaklardır.' (Maide, 81- 82). Çaresizlikten onun (Fedek ve hilafetin) yularını onlara taktım, onu onlara yükledim, baskınını da onlara yaptım (diyeceğimi dedim). Zâlim kavim hayır görmesin, neticesiz kalsın, rahmetten uzak olsun. Yazıklar olsun onlara! Onu (hilafeti), risalet kökünden (merkezinden) nübüvvet ve delalet temelinden, Ruh'ul Emin'in (Cebrail'in) indiği evden, din ve dünya işlerine alim olanın elin-
  • HZ. FÂTIMÂ’NIN, ZİYARETİNE GELEN KADINLARA KONUŞMASI (2)

    den çıkardılar. `Bilin ki bu, büyük ve apaçık bir hüsrandır.' (Zümer, 15). Ali'den intikam almalarının sebebi ne idi? Allah'a and olsun ki, O'nun kılıcının kimseyi tanımamasından, ölümden imtina etmemesinden, düşmanları çiğnemesinden, kılıcının darbesinden ve Allah rızası için olan öfkesinden dolayı O'ndan intikam aldılar. Allah'a and olsun ki, eğer yoldan çekilseydiler (mâni olmasaydılar), Resulüllah'ın Ali'ye bıraktığı yulardan (önderlikten) ve onu kabul etmekten vazgeçselerdi ve onu (hilafet devesinin dizginini) Ali'ye bıraksalardı, bu deve onları doğru yola götürürdü, burunsallığı kimseyi yaralamazdı, yürümesi ağırlaşmazdı, binicisi yorulmazdı, onları hazmettirici ve kandırıcı temiz bir su kaynağına götürürdü, yanları suyu bulandırmazdı, onları doyurup geri getirirdi. Ali onlara, gizlide ve açıkta nasihat etti. Hilafete ulaşsaydı zenginlikten çok süslenmezdi (Beytü'l-mal'dan kendisi için zahire etmezdi), susuzluğunu ve açlığını gidereceği az bir miktar hariç dünya malından bir şey toplamazdı, O zaman kimin zahid, kimin dünyaya haris olduğu, kimin doğru konuşan, kimin de yalancı olduğu ortaya çıkmış olacaktı. `Eğer halk inansalardı, korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem de yerden bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları kazandıkları şeylerden dolayı cezalandıracağız.'1165 `Bunlardan zulmetmiş olanlara da, kazanmakta oldukları kötülükler isabet edecektir ve onlar (Allah'ı) aciz bırakabilecek de değillerdir.'1166 Hz. Ebu Bekir'le Hz. Ömer'in özür dilemeleri: Hz. Ali (a.s.) camide beş vakit namazlarını kılıyordu. Namazını kılıp bitirdiğinde Ebu Bekir ve Ömer; "Resulüllah'ın kızının hâli nasıldır?" diye sordular. Sonra şöyle dediler: "Senin de bildiğin gibi bizimle O'nun arasında bir rahatsızlık olmuştur, eğer uygun 1165 A'raf, 96 1166 Zümer, 51
  • HZ. FÂTIMÂ’NIN, ZİYARETİNE GELEN KADINLARA KONUŞMASI (3)

    görüyorsan bizim için izin iste de suçumuzdan dolayı O'ndan mazeret dileyelim." Hz. Ali (a.s) cevaben şöyle buyurdu; "Bu sizin bileceğiniz bir şeydir." Sonra Hz. Ali (a.s) Hz. Fâtımâ'nın yanına gelerek şöyle dedi: "Ey hür kadın! Filan şahıslar kapının arkasındadırlar, Sana selam vermek istiyorlar, bu konuda görüşün nedir?" Hz. Fâtımâ (a.s.) cevaben şöyle dedi: "Ev senin evindir, hür de Senin eşindir, istediğini yapabilirsin." Hz. Ali (a.s), "Öyleyse çarşafını başına at" dedi. Hz. Fâtımâ da çarşafını başına atıp yüzünü duvara döndü. Sonra o ikisi içeri girip selam verdikten sonra; "Bizden razı ol, Allah da Senden razı olsun" dediler Hz. Fâtımâ (a.s): "Sizi buraya getiren ve bu sözü söylemenize sebep olan şey nedir?" diye sordu. Onlar cevaben: "Biz, kötü iş yaptığımızı itiraf ediyoruz, bizi affetmeni ümit ediyoruz" dediler. Hz. Fâtımâ (a.s.) onların bu sözlerine karşılık şöyle buyurdular: "Eğer sözünüzde sâdıksanız, öyleyse sizden soracağım şey hakkında Bana görüşünüzü bildirin; Ben sizin de bildiğinizi bildiğimden dolayı sizden bir mesele soracağım, eğer Beni tasdik ederseniz buraya gelmenizde sâdık olduğunuzu anlamış olurum." O ikisi, "İstediğin meseleyi sorabilirsin" dediler. Bunun üzerine Hz. Fâtımâ (a.s) şöyle buyurdu: "Allah aşkına acaba Resulüllah'ın şöyle buyurduğunu duymuş musunuz: Fâtımâ bedenimin bir parçasıdır; öyleyse O'na eziyet eden Bana eziyet etmiştir." O ikisi cevaben "Evet, Resulüllah bunu buyurmuştur" dediler. Onların bu sözü üzerine Fâtımâ (a.s) ellerini göğe kaldırarak şöyle dedi, "Allah'ım, o ikisi Bana eziyet ettiler, Ben onları Sana ve Resulü'ne şikayet ediyorum. Hayır, Allah'a and olsun ki, babam Resulüllah'a kavuşana dek kesinlikle sizden razı olmayacağım ve sizin yaptığınızı O'na bildireceğim; sizin hakkınızda hüküm veren O olacaktır!"1167 1167 Biharü'l-Envar, c. 28, s. 303; c. 43, s. 203; El-İmamet-u ve's-Siyase, İbn-i Kuteybe, c. 1, s. 20; A'lam'un-Nisa, Cahiz, c. 3, s. 1214
  • KENDİSİNE CENAZE NAMAZI KILMALARINA İZİN VERİLMEMESİNİ VASİYET ETMESİ

    "Emirü'l-mü'minin Ali hakkında Allah'ın ve Peygamberin ahdini bozan, hakkımdan dolayı Bana zulmeden, mirasımı gasp eden, Babamın Bana yazdığı Fedek'in malikiyet senedini yakan ve tanıklarımı yalanlayan kimseler Bana namaz kılmasınlar. Allah'a and olsun ki, o tanıklar Cebrail, Mikail, Emirü'l-mü'minin Ali ve Ümmü Eymen'di. Bize yardım edilmesi gerektiğinde onlar (ashab) evlerine çekildiler. Oysa Emirü'l-mü'minin Ali, Beni, Hasan ve Hüseyin'le birlikte gece ve gündüz onların (Muhacir ve Ensar'ın) evlerine götürüyordu. Allah'ı, Peygamberi onlara hatırlatıyordum; `Biz Ehl-i Beyt'e zulmetmeyin, Allah'ın bize verdiği hakkı gasp etmeyin' diyordum. Gerçi; `Size yardım edeceğiz' diye olumlu cevap veriyorlardı ama gündüz olunca bize yardım etmekten vazgeçiyorlardı. Nihayet bizim eve saldırdılar, kapımızın önüne yığınla odun topladılar, o odunları yakarak bizi yakmak İstediler. Böyle bir ümmet mi Bana namaz kılacak!"1168 1168 Biharü'l-Envar, c. 43, s. 204; Keşfu'l-Gumme, c. 1, s. 494
  • KENDİSİNE CENAZE NAMAZI KILMALARINA İZİN VERİLMEMESİNİ VASİYET ETMESİ (2)

    Bu konuda Sünni ve Ehl-i Beyt alimleri arasında ihtilaf vardır. Sünni kaynaklar Hz. Fâtımâ'nın miras meselesi ve diğer konular sebebiyle Ebu Bekir ve Ömer'e bir kırgınlığının olmadığını, hakkını helal ederek bu dünyadan ayrılmış olduğunu yazmaktadırlar. Ancak, Hz. Fâtımâ hakkını helal etmemiş ve namazını kılmalarını istememiştir. Bu sebeple Hz. Fâtımâ'nın namazını Hz. Ali yalnız başına kılmıştır.
  • HZ. ALİ’YE VASİYETİ

    "Ya Ali! Ben öldüğümde Sen Bana cenaze guslü ver, kefenleme işlerimi Sen üstlen, (cenaze) namazımı Sen kıl, Beni kabrime koyarak defnet, kabrimin üzerindeki toprağı dümdüz et, yüzüme taraf baş ucumda otur, çok Kur'an ve dua oku. Çünkü bu anlar, ölünün dirilerle üns etmeye (birlikte olmaya) muhtaç olduğu anlardır. Ben Seni Allah'a ısmarlıyor, evlatlarım hakkında güzel davranmayı ise Sana tavsiye ediyorum." 1169 Yazılan Vasiyetname: Hz. Fâtımâ (a.s.) vefat ettikten sonra Hz. Ali (a.s.) camiden gelerek, O'nun yüzündeki örtüyü açınca baş ucunda bir mektup gördü; o mektupta (vasiyetnamede) şöyle yazılmıştı: "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Bu, Resulüllah'ın kızı Fâtımâ'nın vasiyetnamesidir. O (Fâtımâ), Allah'tan başka bir ilahın olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna, cennet ve cehennemin hak olduğuna, kıyamet gününün geleceğine 1169 Biharü'l-Envar, c. 79, s. 27; Beytu'l Ahzan, s. 176; Nehcü'l Hayat, s. 315
  • HZ. ALİ’YE VASİYETİ (2)

    ve onun gelmesinde bir şüphe olmadığına ve Allah'ın kabirdekileri dirilteceğine tanıklık ediyor. Ya Ali! Ben Muhammed'in kızı Fâtımâ'yım, dünya ve ahirette Seninle olmam için Allah Beni Seninle evlendirdi. Sen başkalarından Bana daha yakınsın. Geceleyin cenazemi yıka, secde uzuvlarıma hanut koy ve Beni kefenle. Geceleyin (cenaze) namazımı kıl ve hemen defnet, kimseye de haber verme. Seni Allah'a ısmarlıyorum; kıyamet gününe dek evlatlarımı selamlıyorum."1170 1170 Biharü'l-Envar, c. 43, s. 214; Avalim, c. 11, s. 514; A'yanu'ş-Şia, c. 1, s. 321; Nehcü'lHayat, s. 320
  • HZ. FÂTIMÂ’NIN VEFATI

    Allah Resulü'nün vefatından sonra Hz. Fâtımâ oldukça sıkıntılı günler geçirdi. Çoğu zaman Resulüllah'ın kabrini ziyaret ederek, hüngür hüngür ağlardı.1171 Öyle ki, Hz. Ali, Baki Kabristanı'na Fâtımâ için Beytü'l Ahzan (Hüzünler Evi) olarak anılan çardağı yapmak zorunda kalmıştı. Hz. Fâtımâ her gün erkenden yanına Hasan ve Hüseyin'i de alarak oraya gider, akşama kadar kabirlerin arasında dolaşarak ağlardı. Akşam olunca İmam Ali gider ve onları eve getirdi. Hz. Fâtımâ hastalanıncaya kadar bu böyle sürdü.1172 Hz. Fâtımâ bir yandan Allah Resulü'nden ayrılmanın ıstırabı, diğer yandan yaşadığı sıkıntı ve eziyetler sebebiyle yatağa düştü. Hicret'in onbirinci yılında, cemaziyülevvel ayının 13'ünde veya cemaziyülahir ayının 3'ünde Allah Resulü'nün vefatından 75 veya 95 gün sonra dünyadan göçtü. 1171 Beytü'l-Ahzan, Kummi, s. 137; Muntehe'l-Amal, s. 163; Kenzü'l-Fevâid, s. 360 1172 Biharü'l-Envar, c. 43, s. 177-178; Beytü'l-Ahzan, Kummi, s. 138
  • HZ. FÂTIMÂ’NIN VEFATI (2)

    Hz. Ali O'nu defnederken şunları söylemiştir: "Ey Allah'ın Resulü! Benden ve yakınına inecek, Sana yetişmekte acele eden Kızından Sana selam olsun. Ey Allah'ın Resulü! Seçkin Kızın için sabrım azaldı. O'nun için tahammülüm kalmadı. Ancak Senden ayrılığın büyüklüğü ve musibetinin ağırlığının tesellisi, bu üzücü olay için Bana sabır kaynağıdır. `Biz Allah'a aidiz ve O'na döneceğiz.'1173 Emanet iade edildi, rehin geri alındı. Allah, Senin ikamet ettiğin yurdu, Benim için seçinceye kadar hüznüm sonsuz, gecem uykusuzdur. Kızın Sana, ümmetinin zulme yardımcı olduğunu haber verecek. O'na sor ve durumu O'ndan öğren. Üstelik bu, çok zaman geçmeden, Senin anılman daha sona ermeden meydana geldi..."1174 1173 Bakara, 56 1174 Nehcü'l Belağa, s. 232