• HZ. FÂTIMÂNIN İKİNCİ ADIMI: “FEDEK MİRASTIR” SAVUNMASI (8)

    `Kim İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki, kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.'1123 Sonra fitnenin oluşturduğu panik biraz yatışıncaya ve kontrol edilebilir hâle gelinceye kadar kısa bir süre beklediniz. Hemen ardından fitne ateşini harlandırdınız, alevlendirdiniz. Yoldan çıkaran şeytanın telkinlerine icabet etmeye başladınız. Aynı dine mensup iki kişi birbirlerine mirasçı olamazlar mı demek istiyorsunuz? Acaba Ben ve Babam aynı dinin mensupları değil miyiz? Siz Kur'an'ın özel nitelikli hükümlerini ve genel nitelikli hükümlerini Babamdan ve amcamın oğlundan daha mı iyi bileceksiniz? Ey Ebu Kuhafe'nin oğlu! Allah'ın Kitabı'nda, `sen babanın mirasını alabilirsin fakat ben alamam' diye mi yazıyor? `Süleyman Davud'a vâris oldu'1124 `Katından bana bir veli ver, ki bana vâris olsun, Yâkub hanedanına da mirasçı olsun.'1125 Yüce Allah adaletli taksimatı öngören açıklamaları yapmış, feraiz ve mirasa ilişkin hükmünü yasalaştırmıştır. Bu mirasta erkeklerin ve kadınların pay almasını mubah kılmıştır." Hz. Fâtımâ (a.s.) ayetlere dayanan miras konusundaki savunmasını böyle tamamlamıştır. 1123 Âl-i İmran, 85 1124 Neml, 16 1125 Meryem, 60
  • HZ. FÂTIMÂ’NIN BU KONUŞMADAN SONRA HZ. ALİ’YE SÖYLEDİKLERİ

    Hz. Fâtımâ (a.s.) Mescid-i Nebevi'de yaptığı konuşmadan sonra Resulüllah'ın (s.a.v.) kabri başında ağladı, sonra evine geçti. Eve döndüğünde Hz. Ali'yi o'nu bekler bir halde buldu. O'na şunları söyledi: "Ey Ebu Tâlib'in oğlu! (Ana rahmindeki) cenin gibi dizlerini kucaklamışsın, töhmetliler gibi çömelip kalmışsın. Sen ki savaş meydanlarında, savaş erlerini alt ederdin, şimdi ne oldu da kanatları yolunmuş bir kuş gibi Sana ihanet etti. Şu Ebu Kuhafe'nin oğlu, Babamın bağışını, oğullarımın rızkını Benden zorla alıyor. Açıkça Bana karşı çıktı, onu Benimle konuşurken inatçı ve sert bir hasım olarak gördüm. Ensar, Bana yardımını esirgedi, Muhacirler ise akrabalık bağını Benim hakkımda gözetmediler. Toplum Bana revâ görülen muameleye göz yumdu; ne Beni savundular, ne de haksızlıklara engel oldular.
  • HZ. FÂTIMÂ’NIN BU KONUŞMADAN SONRA HZ. ALİ’YE SÖYLEDİKLERİ (2)

    Öfkeli olarak çıkmıştım evden, gururu kırılmış ve zelil olmuş olarak geri döndüm. Yoksa Sen keskinliğini yitirdiğin gün, boyun mu eğdin? Kurtları avlardın, şimdi topraklara mı yatıyorsun? Konuşmaktan geri durmadın ve bâtıla hiçbir zaman destek olmadın. Artık Benim bir seçeneğim yok. Keşke aşağılanmadan önce, zillete düşürülmeden ölseydim! Sen Beni desteklesen de, desteklemesen de, yardımcım Allah'tır. Ah çekerim her gün doğduğunda. Dayanağım öldü, güçsüz hâle düştüm. şikâyetim Babamadır. Derdimi Rabbime iletiyorum. Allah'ım Senin gücünden ve kudretinden daha şiddetlisi, Senin azabın ve tepelemenden daha keskini yoktur." Hz. Ali (a.s.) şöyle dedi: "Senin ah çekmen gerekmez. Asıl ah çekmesi gereken Sana hınç duyandır. Ey seçilmişin kızı ve ey peygamberliğin bakiyesi! Heyecanına hakim ol, sakin ol biraz. Ben dinimde gevşekliğe düşmediğim gibi, yapabilirliğim hususunda da yanılgıya düşmüş değilim. Eğer istediğin yeterli rızık ise, Senin rızkın garanti edilmiştir. Sana kefil olan da güvenilirdir. Senin için hazırlanan, Senden alınandan daha hayırlıdır. Öyleyse sadece Allah ile yetin." Bunun üzerine Hz. Fâtımâ (a.s.) `Allah Bana yeter' dedi ve sustu.1126 1126 Hidayet Önderleri, s. 200-201
  • HZ. FÂTIMÂ’NIN KONUŞMASINDAN KISA NOTLAR

    Hz. Fâtımâ (a.s.)'ın konuşması 3 kısımdan oluşmaktadır. 1. kısım: Allah'a ve Resulü'ne (s.a.v.) itaat ve imanî esaslara bağlılık: "Tanıklık ederim ki, tek ve ortaksız Allah'tan başka ilah yoktur. Varlıkları ilk defa var etti, öncesinde var olan bir şeyden değil. Tanıklık ederim ki, Babam Muhammed (s.a.v.) O'nun elçisidir. Allah O'nu, emrini tamamlamak, hükmünü yürürlüğe koymaya verdiği karar ve takdir ettiği rahmetini etkin kılmak için gönderdi. Allah sizin için imanı, şirkten arınmak; namazı büyük günahlardan temizlenmek; zekatı nefsi temizlemek ve rızkı genişletmek; orucu ihlası kalıcılaştırmak; haccı dini ayakta tutmak ve adaleti, kalpleri uzlaştırmak aracı kıldı. Bize (Ehl-i Beyt'e) itaati, din için bir düzen (halkın düzene girmesi için) farz kıldı. İmametimizi tefrikadan korumak için koydu."
  • HZ. FÂTIMÂ’NIN KONUŞMASINDAN KISA NOTLAR (2)

    2. kısım: Hz. Ali (a.s.) hakkında söyledikleri: "Eğer O'nun soyunu araştırıp, tanırsanız, kadınlarınızın değil, Benim Babam olduğunu; sizin erkeklerinizin değil, Benim amcamın oğlunun (Hz. Ali) kardeşi olduğunu görürsünüz. Allah sizi Muhammed (s.a.v.)'le kurtardı. Onlar her ne zaman savaş ateşini yakmak istedilerse, Allah onu söndürdü. Ne zaman şeytan boynuzunu gösterdiyse ya da ne zaman müşriklerden bir grup ağzını açmak istediyse, kardeşini (Ali'yi) tam ortasına attı. O da onların başını ezmedikçe, yaktıkları fitne ateşini kılıcıyla söndürmedikçe onlardan vazgeçmedi. Siz ise refah içinde konforlu hayatınızı sürdürüyordunuz. Can güvenliğine sahip olmanın keyfini çıkarıyordunuz. Bu arada başımıza bir felaket gelmesini dört gözle bekliyordunuz, bizim kara haberimizin bir an önce gelmesi için sabırsızlanıyordunuz." 3. kısım: Halifelik meselesi ve miras konusu: "Daha Peygamberin (s.a.v.) naaşını kabre koymamıştık. `Fitne çıkmasından korkuyoruz' diyerek bu işleri kaşla göz arasında kotardınız. Peygamberin (s.a.v.) sünnetini işlevsiz hâle getirme amacına yönelik vesveselerine kapıldınız. Köpük içiyoruz diyorsunuz ama sütü de içip bitirdiniz. (Beytü'l-mal'ı dilediğiniz gibi harcıyorsunuz anlamındadır.) Peygamberin (s.a.v.) Ehl-i Beyt'ine ve çocuklarına zarar vermek için türlü dolaplar çeviriyorsunuz, gizli saklı planlar kuruyorsunuz." `Biz peygamberle miras bırakmayız...' hadisini ortadan kaldıran ayetleri sunması: "Ey Ebu Kuhafe'nin oğlu! Allah'ın Kitabı'nda, `Sen babanın mirasını alabilirsin fakat ben alamam' diye mi yazıyor?
  • HZ. FÂTIMÂ’NIN KONUŞMASINDAN KISA NOTLAR (3)

    `Süleyman Davud'a vâris oldu.'1127 `Katından bana bir veli ver ki bana vâris olsun, Yâkub hanedanına da mirasçı olsun.'1128 Aynı dine mensup iki kişi birbirlerine mirasçı olamazlar mı demek istiyorsunuz? Acaba Ben ve Babam aynı dinin mensupları değil miyiz? Siz Kur'an'ın özel nitelikli hükümlerini ve genel nitelikli hükümlerini Babamdan ve amcamın oğlundan daha mı iyi bileceksiniz? Yüce Allah adaletli taksimatı öngören açıklamaları yapmış, feraiz ve mirasa ilişkin hükmünü yasalaştırmıştır. Bu mirasta erkeklerin ve kadınların pay almasını mubah kılmıştır." Hz. Fâtımâ (a.s.) ayetlere dayanan miras konusundaki savunmasını böyle tamamlamıştır. 1127 Neml, 16 1128 Meryem, 60
  • HZ. EBU BEKİR’İN HZ. FÂTIMÂ’YA CEVABEN MESCİDDE YAPTIĞI KONUŞMA

    Hz. Ebu Bekir, Hz. Fâtımâ (a.s.) mescide konuşurken, O'na karşılık olarak son derece nazik bir tutum takınmıştır. Ancak Hz. Fâtımâ (a.s.) konuşmasını tamamlayarak orayı terk ettiğinde, kendisine karşı halkın galeyanını bastırmak için son derece sert ve hakaret dolu bir konuşma yapmıştır: "Ebu Bekir Zehra'nın konuşmasının insanlar üzerinde bıraktığı etkiyi görünce, Ömer'e şöyle dedi: `Ellerin bağlansın. Beni bıraksan olmaz mı. Belki böylece rüzgar diner ve yırtık da kapanmış olur! Böylesi bizim için daha isabetli değil mi?' Hz. Ömer şu karşılığı verdi: `Eğer ona taviz verirsen, bu otoritenin zayıflaması ve emirlerinin ciddiye alınmaması sonucunu doğurur. Ben sadece sana acıyorum.' Hz. Ebu Bekir dedi ki:
  • HZ. EBU BEKİR’İN HZ. FÂTIMÂ’YA CEVABEN MESCİDDE YAPTIĞI KONUŞMA (2)

    `Yazıklar olsun sana! Hz. Muhammed'in kızını ne yapacağız? Bütün insanlar O'nun ne istediğini ve bizim nasıl O'na kalleşlik yaptığımızı biliyorlar.' Hz. Ömer dedi ki: `Bu suyun kabarması gibi bir şeydir. Biraz sonra çekilir eski mecrasına döner, hiç olmamış gibi olur.' Bunun üzerine Ebu Bekir elini Ömer'in omzuna vurdu ve şöyle dedi: `Nice sıkıntıları giderdin, ya Ömer!' Sonra insanları cemaat namazına çağırdı. Herkes toplandı. Ebu Bekir minbere çıktı ve şöyle dedi: `Ey insanlar! Şu her dedikoduya inanmak da nedir? Bu gibi arzular Resulüllah (s.a.v.) döneminde var mıydı? Bir şey duyan varsa söylesin. Bir şeye tanık olan varsa konuşsun (ama şıracının şahidi bozacı gibi bir durum var ortada). O, şahidi kuyruğu olan tilkiye benzemektedir. O ki, her fitneyi beslemekte ve şöyle demektedir: Yaşlandıktan sonra bir daha onu (fitneyi) gençleştirin! Zayıflardan yardım isteyin. Kadınların arkasına sığınıyorlar. Tıpkı Ümmü Tıhal gibi! Onun için ailesinin en sevimlisi azgınlıktır. Haberiniz olsun! Eğer ben istersem konuşurum. Eğer konuşursam açık seçik söylerim. Ama bana karışılmadığı sürece de susarım.' Sonra Ensar'a döndü ve şöyle dedi: Ey Ensar topluluğu! Sizden bazı beyinsizlerin sözlerini duydum. Herkesten daha çok siz Resulüllah (s.a.v.) dönemindeki gibi davranmaya layıksınız. Çünkü Resulüllah (s.a.v.) size geldi ve siz de O'nu barındırdınız. O'na yardım ettiniz. Haberiniz olsun! Ben, içimizde bunu hak etmeyenlere elimi ve dilimi uzatacak değilim! Ardından minberden indi."1129 1129 Delalilu'l-İmame, Taberi, s. 39
  • HZ. EBU BEKİR’İN HZ. FÂTIMÂ’YA CEVABEN MESCİDDE YAPTIĞI KONUŞMA (3)

    Bu konuşmada dikkat edilirse, Hz. Fâtımâ (a.s.)'ın yaptığı konuşmaya bir cevap olmasına rağmen, miras konusuna hiç girilmemiştir. Ebu Bekir ve Ömer, esas meselenin halifelik seçiminde yaptıkları oldu bitti ile ilgili olduğunun farkındadırlar. Hz. Ali'yi üstü kapalı olarak suçlamaları da ileride meydana gelecek gelişmelerin önünü kesmek içindir. Halifeliği kaybetmemek için masum Fâtımâ'yı (a.s.) tilki kuyruğuna, Hz. Ali (a.s.)'ı ise, tilkiye benzetebilmişlerdir. Şerh-u Nehcü'l Belağa'da bu konuşma ile ilgili şunlar yazmaktadır: "Bu konuşmayı Nakib Ebu Yahya Câfer b. Ebi Yahya b. Ebi Zeyd el-Basri'ye okudum ve dedim ki: `Burada kimi ima ediyor?' `İma etmiyor, açıkça işaret ediyor.' `Eğer açıkça işaret etseydi sana sormazdım.' Bunun üzerine güldü ve şöyle dedi: `Ali b. Ebi Tâlib'i ima ediyor.' Dedim ki: `Peki, Ensar ne söylüyordu ki, böyle bir konuşma yapma gereği duydu?' Dedi ki: Ali'nin sözlerini söylüyorlardı. Bu yüzden işin aleyhlerine bozulmasından korktu ve bir daha bu sözleri tekrarlamalarını yasakladı."1130 Buraya kadar anlatılanlardan çıkan netice şudur: Halife, Fedek'in Resulüllah'ın henüz sağlığında verilmiş bir 1130 İbn-i Hadid, c. 16, s. 215
  • HZ. EBU BEKİR’İN HZ. FÂTIMÂ’YA CEVABEN MESCİDDE YAPTIĞI KONUŞMA (4)

    bağış olduğu hakikatini apaçık görmezden gelerek bu hakikat için Fâtımâ'dan şahit istemiştir. Hz. Fâtımâ şahitleri getirmiş, ancak halife bu kez şahitleri muteber kabul etmemiştir. Ancak Hz. Ebu Bekir, aynı uygulamayı başkaları için yapmamış, benzeri meselelerde başkalarından şahit istemek gereğini duymamıştır Buhari'de şu rivayetleri görüyoruz: Ala-i Hazremi tarafından Medine'ye bir miktar mal getirildiğinde, Ebu Bekir halka şöyle bir duyuru yaptı: "Kimin Peygamber'den (s.a.v.) bir talebi varsa, Peygamber ona bir söz vermişse, gelip alsın." Câbir de bu kimselerdendi. O Ebu Bekir'in yanına gidip, şöyle dedi: "Peygamber (s.a.v.) bana şu kadar dirhem yardım yapmak için söz vermişti." Ebu Bekir de ona 3500 dirhem verdi. Ebu Said diyor ki: "Ebu Bekir tarafından böyle ilan edilince, bir grup Müslüman onun yanına gidip bir miktar para aldılar. Bu kimselerin arasında Ebu Beşer Mazeni de vardı. O Ebu Bekir'e şöyle dedi: "Peygamber (s.a.v.) kendisi için bir mal getirildiğinde mal vermek için yanına gitmemi istemişti." Bunun üzerine Ebu Bekir ona 1400 dirhem verdi."1131 Ve bu parayı verirken halife, o şahıstan herhangi bir şahit getirmesini istemedi. Kaldı ki asıl şahit getirmesi gereken mülkün sahibi olan ve halen o mülkte tasarruf etmekte olan Hz. Fâtımâ değil, söz konusu mülkün Fâtımâ'ya ait olmadığını iddia eden Hz. Ebu Bekir'di. Çünkü Hz. Fâtımâ Resulüllah vefat ettiğinde Fedek'in sahibiydi. Orada tasarruf ediyordu. Halifenin adamlarını göndererek, Hz. Fâtımâ'nın vekilini buradan çıkarması bunun ispatıdır. Hz. Fâtımâ bunun üzerine Fedek'in Babasından Kendisine kalan bir miras olduğunu söylemiş, ancak halife bunu da kabul etmemiş, 1131 Sahih-i Buhari, c. 3, s. 180