(s.a.v.) yatağına yattı. Bu anda Allah Cebrail ve Mikail'e şöyle vahyetti: `Ben ikinizin arasında kardeşlik kıldım. Birinizin ömrünü öbürünüzden daha kısa kılsam, hanginiz kardeşi uğruna hayatını esir eder?' Bunun üzerine ikisi de hayatı tercih ettiler. Şanı aziz olan Allah şöyle vahyetti: `Neden Ali bin Tâlib gibi olmadınız? Kendisi ve Peygamber Muhammed (s.a.v.) arasında kardeşlik kıldım, Ali (a.s.) tehlikeyi bildiği halde hiç tereddüt etmeden kardeşinin yatağına yattı. Nefsini kardeşi uğruna feda edip, hayatını kardeşi yolunda esir etti. Yeryüzüne hemen inin ve Ali'yi düşmanlarının şerrinden koruyun.' Hemen o anda ikisi yeryüzüne inip, Cebrail Ali'nin (a.s.) baş ucunda, Mikail ise ayaklarının ucunda durdular. Cebrail (a.s.) Ali'ye (a.s.) bakıp şöyle buyurdu: `Ey Ali bin Ebi Tâlib, Sana kutlu olsun, Sana kutlu olsun, Senin gibi kim olabilir ki, Allah meleklerine karşı Seninle övünüyor.' Bu durum üzerine Resûlullah (s.a.v.) Medine' ye doğru giderken şu ayet-i kerime indi: `İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah'ın rızasını kazanmak için kendi nefislerini feda ederler...' 168 Hz. Peygamber güvenli bir yere ulaştığında, Hz. Ali'ye haber göndererek yanına gelmesini emretti. Resûlullah'ın Mekke'de kalan ailesini, kızı Fâtıma'yı ve diğer Fâtıma'ları ve bazı kadınları da beraberinde getirecekti. Hz. Resûlullah Medine yakınlarındaki Kuba'ya ulaştığında Ebu Vakid El-Leysî ile haber gönderdi. Medine kafilesinde, Hz. Fâtıma, Ümmü Gülsüm, Fâtıma bint-i Esad el-Haşimiyye, Fâtıma bint-i Zübeyr b. Abdulmuttalib ve Fâ168 Bakara, 207; İbnü'l-Esir, c. 4, s. 103-104