• ABDULLAH BİN ÖMER’LE KARŞILAŞMASI

    İmam Hüseyin Mekke'ye yerleşmesinden kısa bir süre sonra Abdullah bin Ömer kendisini ziyarete geldi. Aralarında şöyle bir konuşma geçmiştir: "Ya Eba Abdullah! Halk Yezid'e biat etti, dirhem ve dinar da onun elindedir, halk ister istemez ona yönelecektir. Bu hanedanın eskiden beri size karşı düşmanlıkları olduğu için, ona muhalefet ettiğin takdirde öldürülmenden ve hakeza bir grup Müslümanların da bu yolun kurbanı olmasından korkuyorum. Ben Resulüllah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu duydum: "Hüseyin öldürülecektir, halk ona yardım etmekten el çekerse zillet ve hakirliğe düçâr olur." Sen de diğer insanlar gibi biat et ve Müslümanların kanının dökülmesinden sakın." 330 330 Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 190
  • ABDULLAH BİN ÖMER’LE KARŞILAŞMASI (2)

    İmam Hüseyin (a.s.) cevaben şöyle buyurdu: "Ey Eba Abdurrahman! Biliyor musun dünya Allah katında o kadar hakirdir ki Yahya bin Zekeriyya gibi büyük bir peygamberin kesilmiş başı, Ben-i İsrail'in kötü ve zinakârlarından birisine hediye olarak gönderildi. Ben-i İsrail (Yüce Allah'a karşı öyle muhalefet etti ki) şafak vaktinden güneş doğuncaya kadar tam 70 peygamber katlettiler. Sonra sanki hiçbir cinayet işlememişler gibi pazar yerlerinde oturup alışverişleriyle meşgul oldular. Allah-u Teala onlara azap göndermede acele etmedi, onlara biraz mühlet verdi, sonra intikam sahibi muktedir Allah, onları sert bir şekilde azaplandırdı. Ey Eba Abdurrahman! Allah'tan kork ve yardımını bizden esirgeme!" 331 Abdullah bin Ömer ise, İmam Ali'ye (a.s.) biat etmemiş fakat Muaviye ve Yezid'e biat etmiştir. Abdullah bin Ömer, Hz. Peygamber (s.a.v.)'den, "Hüseyin öldürülecektir, halk ona yardım etmekten el çekerse zillet ve hakirliğe düçâr olur" hadisini naklettiği hâlde, İmam Hüseyin'i yalnız bırakmıştır. İmam Hüseyin (a.s.), Mekke'de de ümmetin kanının dökülmemesi için biat etmesi yönünde tavsiyeler duyacaktır. Ancak o, ne gerekçe ile kıyam ettiğinin kararlılığı içinde bu tavsiyelere aldırmamıştır. 331 Luhuf, s. 26
  • İMAM HÜSEYİN’E (A.S.) MEKKE’DE SUİKAST GİRİŞİMİ

    Buraya kadar anlattıklarımız İmam Hüseyin (a.s.)'ın Mekke'de kaldığı süre içinde yaptığı görüşmeleridir. Kûfe onu çağırıyor, o ise şartların tam mânâsıyla olgunlaşmasını bekliyordu. Bu gerekçe ile Müslim b. Akil'i Kûfe'deki durumu değerlendirmesi için göndermişti. Bir yandan da diğer şehirlere mektuplar yazarak kendine yardım edecek kabileleri belirlemeye çalışmıştı. Yezid'in kendisi hakkında planladığı suikastı öğrenince, Kûfe'ye gitme kararını netleştirmiştir. Burada Kûfe, İmam (a.s.)'ın, kendine sahip çıkacağını umut ettiği yer olarak karşımıza çıkmaktadır. Yezid'e biat etmemesini canıyla ödeyeceğini bilen İmam, bu kanlı hadisenin Medine hudutlarında olmaması için şehri terk etmiştir. İmam Hüseyin (a.s.), Yezid'in kendisini öldürtmek için Amr bin Said bin As'ı Mekke'ye gönderdiğini öğrendi. Hac mevsiminin yaklaştığı günlerde aldığı bu haber, artık Mekke'de de duramayacağının işareti idi.
  • İMAM HÜSEYİN’E (A.S.) MEKKE’DE SUİKAST GİRİŞİMİ (2)

    Kâbe ve Harem-i Şerif Resulüllah (s.a.v.)'in hadislerinde kan dökülmesinin yasaklandığı kutsal topraklardı. İmam, bu topraklara olan hassasiyetini Abdullah bin Zübeyr'e verdiği şu cevapla anlatıyor: "Babam, Mekke'de bir koçun (reisin) bulunmasıyla, o şehrin ihtiramının ortadan kalkacağını bana haber vermiştir; ben o koç olmayı (Allah'ın evine benim sebebimle ihanet edilmesini) istemiyorum. Allah'a and olsun ki, Mekke'den bir karış uzakta öldürülmem, orada öldürülmemden daha iyidir. Yine Mekke'den iki karış uzakta öldürülmem, orada öldürülmemden daha iyidir. Allah'a and olsun ki, yılanın deliğinde bile olsam, beni öldürmekle hedeflerine ulaşacakları için beni oradan çıkarırlar. Vallahi, yahudi kavmi cumartesi gününün ihtiramını gözetmediği gibi, bunlar da benim ihtiramımı gözetmeyeceklerdir. Fırat kenarında defnedilmem, Kâbe eşiğinde defnedilmemden daha iyidir." 332 332 Taberî, c. 7, s. 383
  • İMAM HÜSEYİN (A.S.) MEKKE’DEN AYRILMA KARARI ALIYOR

    İmam Hüseyin (a.s.) Mekke'de, dört ay ve birkaç gün kaldı. Yukarıdaki gerekçelerle Mekke'den de ayrılma kararı aldı. Hac yapmaya niyet etmişti, ancak bu vazifesini ifa etmeden, Zilhicce ayının sekizinde, Irak'a doğru yola çıktı. Ancak, kıyama bir kere karar alınmıştı. Ehl-i Beyt'in gerçek imamlar olduğu ve yakın zamanda başına gelecekler ile ilgili halkı ayıktırmadan şehri terk etmeyi de uygun bulmadı. Hutbesinde, canından vazgeçerek ona yardım edecekleri de yanında yer almaya davet etti. İçlerinde akrabaları Ben-i Hâşim soyundan kişilerin de bulunduğu kalabalık bir gruba şu hutbeyi vermiştir: "Bütün hamdlar Allah'a mahsustur. Allah neyi dilerse o olur. Kuvvet ve kudret ancak Allah'tandır, Allah'ın salat ve selamı O'nun Resulü'ne (s.a.v.) olsun. Gerdanlık kızların boynuna yazıldığı (ona gerekli olduğu gibi), ölüm de insanoğlunun üzerine yazılmıştır.
  • İMAM HÜSEYİN (A.S.) MEKKE’DEN AYRILMA KARARI ALIYOR (2)

    Yâkub Yusuf'u görmeyi arzu ettiği gibi ben de atalarımı görmeyi arzu ediyorum. Bana varacağım bir katligâh tayin edilmiştir. Öyle ki, o ıssız çöllerin yırtıcı kurt ve hayvanlarının (Kûfe ordusunun) Nevavis ve Kerbela arasındaki bir yerde benim uzuvlarımı parçaladıklarını, aç karın ve boş dağarcıklarını da benim bedenimle doldurduklarını adeta gözlerimle görüyorum. Allah'ın kaza kalemi ile yazılmış böyle bir günden kurtuluş yoktur. Allah'ın razı olduğu şeye biz Ehl-i Beyt de razıyız. O'nun bela ve imtihanı karşısında, sabır ve istikamet gösteriyoruz; sabredenlerin sevabını bize (tamamıyla) verecektir. Resulüllah (s.a.v.)'in bedeninin parçası olan evlatları, O'ndan hiçbir zaman ayrı düşmeyeceklerdir. Cennette de O'nun yanında olacaklardır. Çünkü onlar Peygamber (s.a.v.)'in hoşnutluğu ve gözünün aydınlığına vesile olacak ve vadesi de (ilahî hükümetin istikrarı da) onların vasıtası ile gerçekleşecektir. Herkes bilsin ki, bizim uğrumuzda canından geçmeye ve Allah'a ulaşmak yolunda kendisini feda etmeye hazır olan kimse, bizimle birlikte hareket etmelidir; çünkü ben yarın sabah erkenden hareket edeceğim inşallah." 333 333 el-Luhuf, s. 53
  • MEDİNE’Yİ TERK EDERKEN YAPILAN ELEŞTİRİLER, IRAK’A GİTME KARARINDA DA YAPILMIŞTIR

    İmam Hüseyin (a.s.)'ın Medine'den neden ayrıldığı ve Mekke'yi neden terk ettiği konularını anlayamayan yakınları, onu, aldığı kararlarda eleştirmişlerdir. Ancak, İmam Hüseyin (a.s.) bu eleştirilere getirdiği cevaplarla o kişileri susturmuştur. İmam, Medine'yi terk ederken açıktan yola çıkmış, ölüm korkusundan ayrılmadığını göstermek istemiştir. Medine'nin hürmetine zarar gelmemesi için şehri terk etmiştir. Suikast planını öğrenmesinden sonra, Mekke'de kalmamasını da dedesi Resulüllah (s.a.v.)'in hadisi ile izah etmiştir. Irak'ta, kendi deyimiyle katligâhında öldürüleceğini bildiği hâlde buraya yönelmekten de geri durmamıştır. Yani İmam Hüseyin (a.s.) Yezid'den, ordusundan veya ölümden kaçarak şehir şehir dolaşmamıştır. Parça parça edileceğini bildiği hâlde Medine'nin ve Mekke'nin kutsallığının bozulmaması için buralardan ayrılmıştır.
  • MEDİNE’Yİ TERK EDERKEN YAPILAN ELEŞTİRİLER, IRAK’A GİTME KARARINDA DA YAPILMIŞTIR (2)

    İmam'a yapılan eleştirilerde amaç, onun hayatta kalabilmesinin sağlanması idi. Masum imamların, Kur'an ve İslam'ı savunması için canını koruması gerekir. Ancak burada çok ince bir nükte vardır. Bu konuda Medine'yi terk ederken Ümmü Seleme'ye yaptığı açıklamayı hatırlayalım: "Yüce Allah, benim öldürülmüş, kurban edilmiş, haksız yere ve düşmanca katledilmiş olmamı dilemiştir. Ailemin, kafilemde yer alanların ve kadınlarımın dört bir yana dağılmasını, küçücük çocuklarımın mazlum olarak kılıçtan geçirilmelerini, tutsak edilip zincire vurulmalarını, yardım istedikleri hâlde yardımcı bulamamalarını dilemiştir." 334 İmam Hüseyin (a.s.)'ın hareketinin sebebi yapılanın ilayi kelimatullahı her yere yaymak, gerekirse canını vermek gayesinde olmasıdır. Zaten Müslümanın görevi de budur. Olaya ilayi kelimetullahı yaymak olarak baktığınızda İmam Hüseyin (a.s.)'ın Mekke'de halkı Yezid'e karşı ayıktırmaktan geri durmadığı da görülecektir. Bu yolda yanında yer almayı tercih edecekleri davet ederek, katligâhına doğru ilerlemeye devam etmiştir. Burada, yolculukları için yapılan eleştirilerin hepsinin İmam düşünülerek yapılmadığının da altını çizelim. Her eleştiri elbette ki, onun canının muhafazası için değildi. Mesela Abdullah bin Ömer, İmam'a eğer Medine'yi terk ederse öldürüleceğini söylemişti ama kendisi, hemen Yezid'e biat etmekten de kaçınmamış bir münafıktı. 335 Veya, Irak'a gitme kararı ile ilgili eleştiriler bölümünde vereceğimiz gibi, Abdullah bin Zübeyr, sadece halkın nazarında tepki çekmemek için "gitme" çağrısında bulunmuştu. 336 334 Bihar'ul Envar, c. 44, s. 331 335 Feth'ul Bari, c. 13, s. 60 336 Ensab'ül Eşraf, c. 3, s. 164
  • ABDULLAH BİN ABBAS’IN NASİHATİ

    "Ey amcaoğlu! Senin bu ayrılığına dayanmak istiyorum fakat gerçekten dayanamıyorum. Çünkü, senin çıktığın bu yolculukta öldürülmenden ve çocuklarının da düşmanın eline esir düşmelerinden korkuyorum. Irak halkı sözlerinde durmayan insanlar oldukları için onlara itimat edilmemelidir. Sen Hicaz'ın efendisi, büyüğü ve Mekke ile Medine halkının da saygı gösterdiği bir kimse olduğundan dolayı bana göre Mekke'de kalmayı tercih etmen daha doğru olur. Eğer Irak halkı izhar ettikleri gibi, gerçekten seni istiyorlar ve Yezid'in hükümetine de karşı iseler, ilk önce düşmanları olan Yezid'in valisini kendi şehirlerinden dışarı çıkarmaları ve kovmaları gerekir. İşte ancak o zaman Irak'a hareket etmen doğru olur. Eğer Mekke'den çıkma hususunda ısrar ediyorsan, o hâlde Yemen'e doğru hareket etmen daha hayırlıdır. Zira o bölgede baba-
  • ABDULLAH BİN ABBAS’IN NASİHATİ (2)

    nın bir çok sevenleri bulunmakla birlikte, geniş toprakları, sağlam kaleleri ve yüksek de dağları vardır. Böylece Yezid hükümetinin kudretinden uzak kalır, kendi faaliyetlerine devam eder, mektup ve elçiler vasıtası ile halkı kendi tarafına davet edebilirsin. Ümit ediyorum ki, bu yolda sıkıntı ve üzüntü duymaksızın kendi hedefine ulaşmış olursun." 337 İmam Hüseyin (a.s.)'ın Abdullah bin Abbas'a cevabı şöyle idi: "Ey amcaoğlu! Allah'a and olsun ki, ben senin hayır isteyen ve şefkatli bir insan olduğunu biliyorum. Fakat ben Irak'a doğru hareket etmeye karar aldım." 338 337 Ensab'ül Eşraf, c. 3, s. 162 338 Taberî, c. 7, s. 275