• BABASININ RIHLETİNDEN SONRA GÜLDÜĞÜ HİÇ GÖRÜLMEMİŞTİR

    Sünni eserlerden Hilyetü'l-Evliya'da, İmam Muhammed Bâkır (a.s.)'dan şöyle rivayet edilmiştir: "Resûlullah'ın (s.a.v.) vefatından sonra Hz. Fâtıma'nın (a.s.) sadece bir gün, o da hafif gülümseme dışında güldüğü görülmedi. Ve yine buyurdu ki; Hz. Fâtıma (a.s.), Peygamber'den (s.a.v.) sonra 6 ay yaşadı." 348 Sünni yazarlardan Askalanî Fethu'l-Bâri'de Hz. Aişe'den şöyle rivayet etmektedir: Resûlullah (s.a.v.) Fâtıma'ya (a.s.) şöyle dedi: "Cebrail, Müslümanların kadınları arasında hiçbirinin Senin kadar musibete dûçar olmayacağını Bana bildirmiştir. Öyleyse Senin sabrın, onların hiçbirinden az olmamalıdır." 349 348 Ebu Nuaym, Hilyetü'l-Evliya, c. 2, s. 43 349 Askalani, Fethu'l-Bâri, c. 9, s. 201
  • RESÛLULLAH’IN RIHLETİNDEN SONRA HZ. FÂTIMA

    Hz. Fâtıma'nın (a.s.) hayatında, Peygamberin (s.a.v.) rıhletinden sonraki kısmı ele alırken değineceğimiz en önemli konu Fedek hurmalığı meselesidir. Esasen mesele mirasla alakalı olarak görülse de, Hz. Fâtıma (a.s.) gibi masumiyeti ayetlerle sabit bir mü'minenin, mal hırsına kapılması elbette ki söz konusu değildir. Hz. Zehra (a.s.) babasının rıhletinden sonra hilafet makamından hak ettiğini bulamamış; tam tersine Resûlullah'ın (s.a.v.) son anlarında Kendisine ve Eşine bildirdiği eziyete, haksızlığa mâruz kalmış; acı olaylar yaşamıştır. Bunun çeşitli nedenleri olabilir. Hz. Peygamberin (s.a.v.) zamanında büyük bir İslam kardeşliği olmasına rağmen, esasında Arap toplumunda hakim olan kabilecilik şuuru hiçbir zaman tam mânâsıyla ortadan kalkmamıştır. Rıhletin hemen ardından baş gösteren fitnelerin bir sebebi bu olsa gerektir.
  • RESÛLULLAH’IN RIHLETİNDEN SONRA HZ. FÂTIMA (2)

    İkinci olarak; Resûlullah'ın (s.a.v.) vefatıyla beraber İslam toplumu içinde büyük bir panik havası oluşmuş, o anda akla ilk gelen bu paniği engellemek, halkın dağılmasını ve nifak çıkmasını önlemek için beklemeden yeni bir halife seçmek gereğine olan inançtır. Bu olay o kadar hızlı gelişmiştir ki, Resûlullah (s.a.v.) henüz defnedilirken, Sakife gölgeliğinde yeni halifenin seçimi gerçekleştirilmiştir. Az bir kalabalık yeni halifenin seçiminde tartışmalı biçimde oy kullanmıştır. Oysa seçime dahi gerek olmayacak şekilde Resul-i Ekrem hayatta iken yerine geçecek halifeyi belirlemişti. Bunu defalarca ve açıkça beyan etmesine rağmen, bu gerçek kaba idrakli Arap toplumunda tam mânâsıyla anlaşılamamış olsa gerektir. Bunu, Hz. Ebu Bekir gibi ömrünü Resûlullah'ın (s.a.v.) yanında geçiren bir sahabenin ağzından dahi duymaktayız. `Hz. Ebu Bekir'in pişmanlığı' ile ilgili bölümde yer verdiğimiz rivayette Hz Hz. Ebu Bekir, Hz. Fâtıma'ya (a.s.) yaptıklarından dolayı duyduğu pişmanlığı dile getirirken, "Keşke hayatta iken Resûlullah'a (s.a.v.) yerine kimi halife bıraktığını sorsaydım" demektedir. Hem Hz. Fâtıma'nın (a.s.) itirazlarına rağmen bildiği şekilde hareket etmiş, hem de hayatı boyunca bunun ıstırabını çekmiştir. Hz. Peygamber, vefatından 3 ay gibi bir kısa zaman önce, Gadri Hum'da İmam Ali'yi (a.s.) yerine halife ilan etmiş, yüz binden fazla sahabe de buna şahitlik etmişti. Burada yapılması gereken, âdeta bir vasiyet mahiyetindeki Gadr-i Hum konuşmasında denileni yerine getirmekten başka bir şey değildi. Ancak gelişmeler hiç de böyle olmamıştır: Sünni Ahmed bin Hanbel şunları aktarmaktadır: "Zeyd bin Erkam dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) ile bir seferde beraber iken Gadr-i Hum denilen yere vardık. Orada Resûlullah (s.a.v.)
  • RESÛLULLAH’IN RIHLETİNDEN SONRA HZ. FÂTIMA (3)

    toplu namaza çağrılmasını emretti. Kendisine iki ağacın altına yer yaptırdıktan sonra öğlen namazını kıldırdı. Sonra yanına almış olduğu Ali'nin (a.s.) elini tutup, şöyle buyurdu: `Bilmez misiniz ki Ben mü'minlere kendi nefislerinden daha evlayım.' Hâzır olanlar hep beraber dediler ki: `Evet biliyoruz'. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) bir daha şöyle buyurdu: `Bilmez misiniz ki Ben tüm mü'minlere kendi nefislerinden daha evlayım.' Hâzır olanlar hep birden dediler ki: `Evet biliyoruz.' Resûlullah (s.a.v.) Ali'nin (a.s.) elini kaldırarak şöyle buyurdu: `Ben her kimin mevlâsı isem, Ali (a.s.) da onun mevlâsıdır. Allah'ım! O'nu kabul edip yardımcı olana Sen de yardımcı ol. O'nu inkar edip düşmanlık edene Sen de düşman ol.' Bundan sonra Hz. Ömer bin Hattab, Ali'nin (a.s.) yanına gelip: `Sana kutlu olsun ey Ebu Tâlib'in oğlu. Bugün her kadın-erkek mü'minin mevlâsı olarak sabahlayıp geceledin' dedi." 350 Gadr-i Hum hadisi Hanbel gibi şu Sünni eserlerde de nakledilmektedir: İmam Ahmed Sa'lebi, Keşfu'l-Beyan Celaluddin Suyûti, Durrü'l-Mensur Vahidî En-Nişaburi, Esbabu'n-Nüzul Muhammed b. İsa Tirmizi, Sünen Eş-Şeybanî, Camiu'l-Usul 350 Ahmed bin Hanbel, Müsned, s. 281
  • RESÛLULLAH’IN RIHLETİNDEN SONRA HZ. FÂTIMA (4)

    Süleyman Belhî El-Hanefî, Yenabiu'l-Mevedde (4. bâb). İbn Esir-i Cezrî, Usdü'l-Gabe Suyûtî, Tarihu'l-Hülafa Cemaluddin Şirazî, Erbain İbn Ebi'l-Hadid, Nehcü'l-Belağa Şerhi Hatib-i Bağdadî, Tarih-i Bağdadî Mevlâ Ali Muttakî Hindî, Kenzü'l-Ummal. 351 Bu tebriği yapan Hz. Ömer, Resûlullah'ın (s.a.v.) rıhletinden sonra söylediklerini tamamen unutacaktır. Resûlullah'ın (s.a.v.) bu hutbesinin hemen ardından Hz. Ali (a.s.) hakkındaki bu konumla ilgili tartışmalar başladı. Sünni El-Halebî'nin eserinden: "Ben kimin mevlâsı isem Ali de O'nun mevlâsıdır, buyurduğu etrafa yayıldığında, bu haberi duyan Haris bin Numan El-Fahri hemen Medine'ye gelir. Resûlullah (s.a.v.) mescidinde ashabı ile otururken Haris içeri girip şöyle konuşur: `Ey Muhammed, Sen Allah'tan başka ilah olmadığına ve Senin Allah'ın peygamberi olduğuna şehadet getirmemizi istedin, bizler de buna razı olduk. Yine Sen beş vakit namaz kılmamızı, Ramazan ayında oruç tutmamızı, mallarımızın zekatını vermemizi, Kâbe'yi haccetmemizi bizlere emrettin, bizler de emrini yerine getirdik. Bütün bunlar Sana yetmiyormuş gibi, şimdi de kalkmış amcanın oğlu Ali'nin elinden tutup demişsin ki: Ben kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdır. Bununla da Ali'yi üzerimize kılıp tafdil edersin. Bu, Senden mi, yoksa Allah'tan mı?' 351 Seyyid Muhammed Musevi, Peşaver Geceleri, s. 411-412
  • RESÛLULLAH’IN RIHLETİNDEN SONRA HZ. FÂTIMA (5)

    Bu sözlerden gözleri kızaran Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: `O'ndan başka ilah olmayan Allah'a yemin olsun ki, Ali'nin bu faziletleri Benden değil, Allah'tandır." Bunun üzerine Hâris kalkıp dedi ki: `Ey Allah'ım! Şayet Muhammed (s.a.v.) doğruyu söylüyorsa bana gökten bir taş gönder ki, beni şiddetli bir azabın içinde bıraksın.' Allah'a yemin olsun ki daha Haris mescidin kapısına varmadan gökten bir taş başına düşüp dübüründen çıktı. Bunun üzerine Allah şu ayet-i kerimeyi indirdi: Vâki olan bu azabı sail kendisi istedi (Mearic: 1)." 352 Başka sahabelerde de Gadr-i Hum hutbesini hiçe sayma hâli gözlenmekte idi. Hz. Ali (a.s.) minberin üzerinde iken şöyle buyurmuştur: "Resûlullah'ın (s.a.v.) Gadr-i Hum denilen yerde Benim hakkımda, `Allah'ım, O'nu kabul edip yardımcı olana Sen de yardımcı ol ve O'nu kabul etmeyip düşmanlık edene Sen de düşman ol' buyurduğunu duyan Allah aşkına ayağa kalkıp şahitlik etsin!" Hâzır olanlardan bazıları ayağa kalkıp şahit oldular. Minberin altında Enes bin Malik, Berai bin Azib ve Cerir bin Abdullah mevcut idiler fakat hiçbiri ayağa kalkıp şahit olmadı. Hz. Ali (a.s.) sözlerini bir daha tekrarladı, onlar ise oturdukları yerlerinde kaldılar. Bunun üzerine Hz. Ali (a.s.) şöyle buyurdu: "Ey Allah'ım! Her kim Resûlullah (s.a.v.)'in Benim hakkımda buyurduklarını duyup bildiği halde ayağa kalkıp şahit olmadıysa ona belli olacak bir alamet vermeden bu dünyadan alma." 352 El-Halebî, Siret El-Halebiyye, c. 3 s. 337
  • RESÛLULLAH’IN RIHLETİNDEN SONRA HZ. FÂTIMA (6)

    Sünni Belazurî, Ebu Vail'den şunları nakletmektedir ki: "Enes bin Mâlik cüzam hastalığına tutuldu. Berai bin Azib kör oldu ve Cerir ise sahraya düşüp Hicret'ten önceki haline döndü." 353 İşte Hz. Fâtıma (a.s.) babası Resûlullah'tan (s.a.v.) Hz. Ali (a.s.) hakkında duyduğu bu hadislere ters hareket edildiği için çok büyük bir tepki vermiştir. 353 Ahmed bin Yahya, El-Belazurî, Ensabu'l-Eşraf, s. 156
  • SAKİFE TOPLANTISINA KADAR NELER YAŞANDI?

    Resûlullah'ın (s.a.v.) vefatı sahabenin arasında tam bir şok etkisi yaratmıştır. İmam Ali (a.s.), Hâşimoğulları, Ehl-i Beyt fertleri ve yakın sahabeler, Hz. Peygamberin (s.a.v.) defin işleri ile ilgilenirken, sahabenin arasında bundan sonraki gelişmelere yön vermek için çalışmalar yürütenler de vardı. Ehl-i Beyt ve Sünni eserlerde yer alan bir rivayet, Hz. Ömer b. Hattab'ın Resûlullah'ın (s.a.v.) vefatı ile takındığı tavırdır. Sağa sola bağırarak, "Peygamber (s.a.v.) ölmedi" diyordu. O'nu Hz. Ebu Bekir'in, "Muhammed ancak bir peygamberdir..." mealindeki ayeti okuyarak sakinleştirdiği her eserde yer almaktadır. Bir yandan defin işlemleri devam ederken, Hz. Ebu Bekir sakinleşen Hz. Ömer'i alarak bundan sonra yapılacakları konuşmak üzere oradan ayrılmıştır. Bir diğer dikkat çekici gelişme, Hazrecli Sa'd b. Ubade başkanlığında yapılan Sakife toplantısıdır.
  • SAKİFE TOPLANTISINA KADAR NELER YAŞANDI? (2)

    Sakife toplantısını Ensar yapmıştır. Ensar'ın Resûlullah (s.a.v.) henüz defnedilmeden bu kadar çabuk bu toplantıyı yapmasının arkasında yine kabilecilikle açıklayabileceğimiz bazı hassas dengeler vardır. Bir rivayete göre, Ensar topluluğu daha önce Resûlullah (s.a.v.) ile beraber katıldıkları savaşlarda Muhacirlerin birçok akrabalarını öldürmüşlerdi. Eğer halife Muhacirlerden çıkarsa, bu durumun âdeta bir kan davası gibi kendi aleyhlerine kullanılmasından çekinmişlerdir. Bu gerekçe ile kendilerinden olan bir halifeyi iş başı yapmak için derhal toplanmışlardır. Diğer bir rivayet ise, "Ensar, Muhacirler'in ileri gelenlerinin hilafeti Ali'ye vermemek, iktidarı ele geçirmek, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Ali (a.s.)'ın halifeliği ile ilgili sözlerini görmezlikten gelmek niyetinde olduklarını, onların bu Kureyş ittifakı ile eski cahiliyeyi ve kabile taassubunu yeniden canlandırmak niyetinde olduklarını anladılar. Ensar, bunu anladıktan sonra, içlerinden bir grup Sa'd bin Ubade liderliğinde hilafet meselesini ele almak üzere Ben-i Saide Sakifesinde toplandı." 354 Bundan sonra Sakife toplantısına yön verecek olan Muhacir-Ensar karşılaştırması ve hangisinin üstün olduğu fikridir. Evs ve Hazrec kabileleri Ben-i Saide Sakifesinde toplandılar. Sakife'de yaşananlarla ilgili Sünni yazarlardan Taberî'nin eserinde şunlar yazmaktadır: "Hazrec'in başkanı Sa'd ibn Ubade ayağa kalktı ve şöyle dedi: `Ey Ensar topluluğu! Siz Arap kabilelerinden dinde sizin gibi kıdeme ve İslam'da üstünlüğe sahip bir kabile yoktur! Muhammed (s.a.v.) kavminin içinde on küsur yıl kalıp onları Rahman'a ibadete, putlardan ayrılmaya davet etti. Kendisine kavminden pek az 354 Hidayet Önderleri, Ehl-i Beyt Kurultayı, s. 151
  • SAKİFE TOPLANTISINA KADAR NELER YAŞANDI? (3)

    kimselerden başkası iman etmedi. İman edenlerse ne Resûlullah (s.a.v.)'i, ne O'nun dininin şerefini, ne de kendilerini zulüm ve işkencelerden koruyabildiler! Allah sizi üstün kılmayı dileyince, size ikramda bulunup nimetini tahsis etti; Kendisine ve Resulüne (s.a.v.) inanmayı, Resûlullah (s.a.v.) ile ashabını korumayı, Resûlullah (s.a.v.)'i ve dinini güçlendirmeyi, düşmanları ile savaşmayı size nasip etti! İnsanlar içinde O'nun düşmanlarına karşı sizden daha şiddetlisi, düşmanları üzerinde sizden daha ağır basanı yoktur! Araplar ister istemez Yüce Allah'ın emri ile düzeldiler, yola geldiler. En uzaktakiler bile İslamiyet'in hükmüne boyun eğdiler. Nihayet Yüce Allah Resulünü (s.a.v.) yeryüzüne sizin sayenizde hakim kıldı. Arapları Resulüne (s.a.v.) sizin kılıcınızla yaklaştırdı. Allah, Resulünü (s.a.v.) sizden hoşnut ve gözünün içi güler bir hâlde vefat ettirdi. Öyleyse, bu işe herkesten önce siz el atmalı, siz başlamalısınız. Çünkü bu iş herkesten önce size aittir." 355 Ben-i Sakife'de bu konuşmalar olurken, Ma'n ibn Adiy ve Uveym İbn Saide adında iki kişi gelip Hz. Ebu Bekir'le konuşuyorlar ve O'nun kulağına Ensar'ın Ben-i Saide Sakifesi'nde halife tayini için toplandıklarını dile getiriyorlardı. İşte bu esnada Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Ebu Ubeyde İbn Cerrah ve Muhacirler'den bir grup ağızlarından herhangi bir kelime çıkmaksızın ve isteklerini ve amaçlarını dile getirmeksizin oradan ayrıldılar ve Ben-i Saide Sakifesi'ne geldiler. Sad bin Ubade bir sergi üzerinde bir yastığa dayanmış bir halde hitap ediyordu. Hz. Ömer konuşmak istedi ve Hz. Ebu Bekir Hz. Ömer'i engelledi ve şöyle dedi (ki Sünni eserlerden İbn Abdurrabbih'e ait Ikdu'l-Ferid'den veriyoruz): "Biz, Muhacirler insanlar içinde ilk önce Müslüman olmuş kim355 Taberî, Tarih-i Taberî, c. 2, s. 455-456