• İMAM HÜSEYİN (A.S.)’A YARDIM ETMEK

    İmam Müstağfiri'den şöyle nakledilmiştir: Zamanın iyi ve doğru kimselerinden temiz inanışlı bir din adamı, yüreği saf bir âbid demiş ki: Bir gece rüyamda şunu gördüm; kıyamet günü gelmiş. Günah ve sevap hesabını soran (Allah), dünya kuruluşundan önce ve sonra gelen insanları hazır etmiş ve hesaplar teraziye vurulmuştu. Ben Sırat Köprüsü'ne doğru yol almışken Hazreti Muhammed (s.a.v.)'i gördüm. Kevser Havuzu'nun kenarında idi. Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.) da ellerine bardak alarak su sunucu olmuşlar, Mahşer sahrasının susamışlarını suya kandırmaya memur kılınmışlardı. Ben de büyük bir su hasreti ile yanlarında şeref bulmaya koştum. Bir yudum su diledim. Hazreti Muhammed (s.a.v.) bana, "Kevser damlalarından sana nasip yoktur" dedi. Ben meyus olarak, "Ya Resulallah! Bundan beni men etmenin sebebi nedir?" diye sordum.
  • İMAM HÜSEYİN (A.S.)’A YARDIM ETMEK (2)

    Şöyle buyurdu: "Ey gafil! Senin yanı başında bir kötü kimse var. Kevser suyunu sunanı çekiştirip duruyor. Sen onun halini bildiğin halde men etmeye çalışmıyorsun." Hazreti Muhammed (s.a.v.) elime yalın bir kılıç vererek, "Bu kılıçla o mel'unu öldür" diye buyurdu. Ben de rüyamda o kimseyi öldürdüm. Resulün (s.a.v.) yanına koştum. Muhammed (s.a.v.) Hüseyin (a.s.)'a, bana Kevser suyundan vermesini emrettiler. Ben de büyük bir sevinçle onu içtim. Sabahleyin bu sevinçle uyandım. Ansızın kulağıma bir takım sesler geldi. Feryat ederek, "Filan kimseyi bu gece yatağı içinde boğazlamışlar" diyorlardı. İşten hakim haber almıştı. Bütün arkadaşları itham edilerek hapsedilmişti. Ben de o adamların arasında idim. Fakat biliyordum ki, onun kafadarlarının bu işle bir ilgileri yoktu. Doğrulukta kurtuluş yolu arayarak rüyamı olduğu gibi hakime anlattım. Hakim, Peygamber ailesini sevenlerden biri idi. Sözlerimi doğru bularak şöyle dedi: "Ey aziz kimse. Ben de işin hakikatini biliyordum, o cezasını buldu." 89 89 Şevahidü'n-Nübüvve
  • HAZRETİ HÜSEYİN (A.S.) CENNET GENÇLERİNİN EFENDİLERİNDENDİR

    "Bir gün Hz. Hüseyin (a.s.) mescide girmişti. Bunu gören Hz. Peygamberin (s.a.v.) şöyle dediği duyuldu: "Cennet gençlerinin seyidine bakmak isteyen buna baksın." 90 Ebu Avaide'ye isnat edilerek şu nakledilmiştir: "Hazret-i Resul (s.a.v.) buyurmuştur ki: "Hasan ve Hüseyin Arş'ın iki küpesidirler. Vakta ki, Hazreti Allah cennete hilkat elbisesini giydirdi, ona şöyle hitap etti: "Sen fakirlerin meskeni olsan gerek." Cennet hâl dili ile söze gelerek, "Ya Rabbi! Beni miskinlere ve dervişlere mesken etmenin sebebi nedir?" dedi. Göklerden şu nida geldi: "Ey cennet! Bu saadete razı olmaz mısın ki, senin köşelerini Hasan ve Hüseyin ile süsleyelim." Cennet bu müjdeye sevinip, "Râzıyım, râzıyım. Ne saadettir o kimselere ki, Arş'ın küpesi ve cennet köşelerinin ziyneti olurlar ve Allah'a yakınlıkta bu derece yükselirler ve makam bulurlar" dedi." 91 90 Zehebî, c. 3, s. 282-283 91 Fuzuli, Kerbela Şehitleri, s. 262
  • HAZRETİ HÜSEYİN (A.S.) CENNET GENÇLERİNİN EFENDİLERİNDENDİR (2)

    İmam Ali (a.s.)'dan rivayetle, Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Hasan ve Hüseyin, cennet ehli gençlerinin seyyidleridir." 92 Huzeyfe dedi ki: "Resulüllah (s.a.v.)'in yüzünde sevinç alametleri gördüğümüzde dedik ki: "Ya Resulallah! Bugün yüzünde sevinç alametleri görüyoruz." Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: "Niye sevinmeyeyim, Cebrail Bana gelip müjdeledi ki; Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin seyyidleridir. Ababları da onlardan daha faziletlidir." 93 "Hz. Ali (a.s.)'dan rivayet edilmiştir: "Allah, cenneti Adem ve Havva'ya münasip gördüğü zaman Havva'nın yüz güzelliği cennet havasının tesiri ile iki misli arttı. Bir gün, Adem Havva'ya dikkatle baktı, onun yüzünden gözlerini ayırmayarak dedi ki, "Ey Havva! Acaba yaradılışın tezgâhında kudret nakkaşı senin güzel yüzünden daha güzel bir yüz nakşetmiş midir?" Derhal Allah (c.c.) barigâhından Cebrail'e emrolundu ki: "Adem'i Firdevs-i Âlâ'ya, cennetin daha ulu yerlerini gezmeye götür." Adem cennet sarayının gezi yerlerine ayak basınca yüksek bir tahtta elbiseleri süslü, başında taç olan bir güzelin oturduğunu gördü. Öyle ki, yüzünün nurlu ihtişamından Cennet meydanı aydınlanmış ve yanağının letafeti ile gılman ve hurilerin gözleri kamaşmış... Mübarek başında nurdan bir parlak taç, iki kulağında inci ile işlenmiş küpeler var. Adem şaşırmış sormuştu, "Ey Cebrail! Bu ne güzel huri ki, yüzüne bakmak şaşkınlığı arttırıyor. Ve o güzel yüzünü düşünmek gönül alıyor." 92 el-Bağdadî, et-Tarih, s. 185;İbn'ül Esir, Usdü'l-Gabe, c. 1, s. 368 93 el-Bağdadî, Tarih-i Bağdadî, c. 10, s. 231
  • HAZRETİ HÜSEYİN (A.S.) CENNET GENÇLERİNİN EFENDİLERİNDENDİR (3)

    Cebrail cevap verdi: "Bu Fatıma-i Zehra'dır ki, Muhammed Mustafa (s.a.v.)'in kızıdır. Ve başındaki parlak taç kocası Ali Murtaza ve küpelerinin biri Hasan Mücteba ve biri Kerbela şehitlerinin şahı Hüseyin'dir." Adem sordu: "Ey Cebrail! Bunlar ne zamanın halkıdırlar?" Cebrail cevap verdi: "Ey Adem! Gerçi bunlar görünür âlemde senin sülalenden meydana geleceklerdir, amma yaratılmaları senden dört bin sene evvel olmuştur." 94 Mesabih'ul-Kulub'da şöyle yazmaktadır: "Cebrail cennetten bir nar, bir elma, bir ayva getirip Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.)'a vermişti. Hazret-i Muhammed (s.a.v.) buyurdu ki: "Ey ciğer köşelerim! Bu yemişleri annenize, babanıza götürün, birlikte yiyin ama birazını saklayın." Rivayet edilir ki, bu usul üzerine yiyerek birazını saklarlardı fakat bunlar yine azalmazdı. Hazret-i Fatıma (a.s.) dünyadan gittikten sonra nar kayboldu. Ali Murtaza bekâ diyarına göçünce de ayva kayboldu. Fakat elma, Hazret-i Hüseyin (a.s.) ile kalmış, Kerbela'da onunla susuzluğunu gidermişti. Ve o hazret şehit olduğu zaman o elma da ortadan yok olmuştu. Fakat Zeynelâbidin'den dinlenilmiştir ki, iyi kalp ile Hüseyin (a.s.)'ın türbesini ziyaret kılanlar o elmanın kokusunu duyabilirler." Enes ibn-i Mâlik'ten rivayet edilen bir hadiste Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Abdulmuttaliboğulları olan bizler, cennet ehlinin efendileriyiz. Ben, Hamza, Ali, Câfer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi." 95 94 Fuzuli, Kerbela Şehitleri, s. 157-158 95 İbn-i Mâce, Sünen, Fiten: 34, H. No: 40872/1368
  • İMAM HÜSEYİN’İ (A.S.) KISA BİR SÜRE HAPSEDEN YAHUDİ

    Hazreti Muhammed (s.a.v.) gazâya gittiği bir gün Hazreti Ali (a.s.) O'na yol arkadaşı olmuştu. Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.) çocuk olduklarından onları yanlarına almamışlardı. Evden ayrıldıkları böyle bir gün Hazreti Hüseyin (a.s.) Medine hurmalığında dolaşırken Rık'a oğlu Sâlih adında bir yahudi, fırsat bularak Hüseyin (a.s.)'ı aldı, evinde gizledi. Tam bir gün eve dönmediğini görünce Hüseyin (a.s.)'ın ayrılık ateşi Fatımat'üz-Zehra'nın ciğerini yaktı. Yetmiş defa evinin kapısına çıktıysa da Hüseyin (a.s.)'ı aramaya göndermek için kimseyi bulamadı. Nihayet İmam Hasan (a.s.)'a dedi ki: "Ey ciğer köşem! Hüseyin kayboldu, git onu ara." Hazreti Hasan (a.s.) Medine bağına gelerek, "Ey Ali oğlu Hüseyin! Ey Peygamberin göz bebeği!" diye aramaya başladı.
  • İMAM HÜSEYİN’İ (A.S.) KISA BİR SÜRE HAPSEDEN YAHUDİ (2)

    Bir köşeden bir ceylan çıktı. İmam Hasan (a.s.), "Kardeşim Hüseyin'i gördün mü?" diye sordu. Ceylan, Allah fermanı ile dile gelip dedi ki: "Ey Mustafa'nın (s.a.v.) ve Murtaza'nın gözünün nuru! Ey Zehra (a.s.)'ın gönül süruru İmam Hasan! Kardeşin Hüseyin (a.s.)'ı yahudi Rık'a oğlu Sâlih yakalamış ve evine götürmüştür." İmam Hasan (a.s.) yahudi Sâlih'in evine geldi, "Ey Salih! Kardeşim Hüseyin senin evindedir. Bana teslim et, yok falan deme. Yoksa annesine söylerim. Gökkubbeye, yanan ciğerinden öyle bir âh çeker ve yalvaran eliyle Arş'ın eteğini tutarak öyle bir dua eder ki, bütün yahudi milletini yeryüzünden götürür. Veyahut sevgili babasına bu hâli anlatırım, parlak ve yıldırımlar saçan Zülfikârı ile yeryüzünü yahudilerin kanları ile bir lale bahçesine çevirir. Veya makamı yüce Dedesine bu hâli haber veririm ki, "Kaabe Kavseyn"deki (Hak Teala ile Peygamberimizin (s.a.v.) görüştüğü yer) hedefe kadar duasının oku uçup gider ve yahudi tayfasına belalar indirir ve toplumlarının harmanına faniliğin şimşeğini eriştirir." Yahudi Sâlih bu açık sözlerden üzülerek sordu: "Ey aziz kimse senin anan kimdir?" İmam Hasan (a.s.) cevap verdi: "Risalet hanedanının en temizlerinden ve peygamberlik ailesinin kendi izinde en yürünülecek zâtı, ismet ve iffetin sedefi, ilim ve hikmetin hilali, menkıbeler ve göğüs kabartacak olaylar halkasının merkez noktası, methe layık işlerin ve ünlü günlerin alın ışığı, seyyidler anası, uğurluluğun doğduğu yer, Mahşer arsasının şöhreti Betül-i Azra, Fatıma-i Zehra (a.s.)'dır." Yahudi Salih: "Ananın kim olduğu anlaşıldı, baban kimdir?" İmam Hasan (a.s.) cevap verdi: "Allah ın arslanı, yiğitlerin şâhı, güzel ahlak yönlerinin yenileyicisi, şefkat kanunlarının yaratıcısı, iki kıblenin namaz kılıcısı, Peygamberimiz Efendimizin (s.a.v.) göz bebeği, velilerin reisi, nebilerin dostu, Ali Murtaza'dır (a.s.)."
  • İMAM HÜSEYİN’İ (A.S.) KISA BİR SÜRE HAPSEDEN YAHUDİ (3)

    Salih, "Babanı da öğrendik. Büyükbaban kimdir?" diye sordu. İmam Hasan (a.s.) cevap verdi: "Halil hazinelerinin gevheri ve İsmail ağacının yemişi, ta'zim ve tebcil kandilinin nuru, azamet hükümdarının sevgilisi ve O kendisine uyulması farz olan imam ki, Mekke'de namaz farzlarını edâ edip, Mescid-i Aksa'da sünneti yerine getirdi. Geçmiş zamanların hâliyle geleceğin işlerini boş hükümlerden kurtarıp daha açığa erdirdi. İmanı açıklayan, hayır ile şerrin, hak ile bâtılın farkını gösteren, Kur'an-ı Kerim'in indirildiği kimse, görünür görünmez yaratıkların (insan ve cinlerin) Kaabe Kavseyn hareminin sırlarına vâkıf olan, iki torun dedesi, peygamberler serveri Muhammed Mustafa (s.a.v.)'dir." Şehzade Hasan (a.s.) bu sözleri söyledikçe, düzgün konuşmasının mucizevi güzelliği yahudi Sâlih'in ruhundaki aynada karanlığın ve eğri yolun pasını yavaş yavaş sildi ve irşada benzeyen tatlı sözleri kendisine tesir etti, gözünden damla damla yaşlar dökerek dedi ki: "Ey şehzade! Gönül alan sözlerinin sıralanışı canımın gerdanına kement oldu ve eşi olmayan sözlerinden sızan tatlı sular, iman bahçesine tazelik ferahlığı verdi ve ruhumun fidanlığını sevindirdi." Yahudi Sâlih sözlerini şöyle tamamladı: "Ey taze çocuk! Kardeşini sana ancak beni iman dairesine çekip şehadet kelimesini öğrettiğin vakit teslim edebilirim." İmam Hasan (a.s.) yahudi Sâlih'e şehadet kelimesini öğretti, o da kalbinin temizliği ile Müslüman oldu. Hazreti Hüseyin (a.s.)'ı evinden çıkardı. Başının üstünden bir tabak altın ve gümüş akçe saçtı. Ve Hasan (a.s.)'a teslim etti. Hasan (a.s.) kardeşi Hüseyin (a.s.)'ı annesi Fatıma (a.s.)'ın huzuruna getirdi. Hüseyin (a.s.)'ın ayağının eve basması ile ayrılık mihneti de son bulmuş oldu.
  • İMAM HÜSEYİN’İ (A.S.) KISA BİR SÜRE HAPSEDEN YAHUDİ (4)

    Yahudi Sâlih bir gün geçtikten sonra akrabasından yetmiş yahudiyi Müslüman edip, Hazreti Fatıma (a.s.)'ın evinin kapısına gelerek onu ziyaret etti. Dergâhına yüz sürüp, "Ey masume! Ben bir hata ettim. Günahımı bağışla" diye yalvardı. Hazret-i Fatıma (a.s.): "Ey Sâlih! Ben senin günahını bağışladım ama çocuğumun babasından da af dile ki, o, velilerin serveri ve vasilerin en başıdır" diye cevap verdi. Nihayet yahudi Sâlih, Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) gazâdan dönünceye kadar sabretti. Ve Murtaza'nın hizmeti ile şeref bulunca hâlini bildirdi. Hazreti Murtaza: "Ey Sâlih! Ben günahını bağışladım ama çocuklarımın kadri yüksek dedelerinden de af dilemen gerekir. O ki, nebilerin efendisi ve Hüda'nın yaratıklarının en faziletlisidir" dedi. Sâlih ağlaya ağlaya Hazreti Muhammed (s.a.v.)'in huzuruna koştu. Hâlini anlattı. Hazreti Muhammed (s.a.v.) buyurdu ki: "Senin Bana söylediğin özürler, senin İslam olmandan dolayı makbuldür. Ama Hasan ve Hüseyin Allah ın sevgili kullarıdır. Onların incinmesinden elbette ki Allah (c.c.) üzülmüştür. O'na da günahlarını bağışlatman gerekir." Biçare Sâlih sahralara düştü. Feryat ve figânla inleyip dururdu. Sâlih on yedi gün sersem sersem ve başıboş gezerek hasret ve şaşkınlıklarla ağlayıp durdu. On sekizinci gün Cebrail, Hazreti Muhammed (s.a.v.)'e yeryüzü ve gökyüzü Padişahının selamını getirdi: "Ey dünyanın efendisi! O biçarenin tevbesini kabul ettim. Günahlarının üzerine af kalemi çekip bağışladım. Kendisine müjde haberini eriştir" dedi." 96 İmam Hüseyin (a.s.)'ın bir gün esir edilmesi bile, kendisi, kardeşi Hz. Hasan, annesi Hz. Fatıma (a.s.), babası Hz. Ali (a.s.) ve 96 Fuzuli, Kerbela Şehitleri, 152-156
  • İMAM HÜSEYİN’İ (A.S.) KISA BİR SÜRE HAPSEDEN YAHUDİ (5)

    Resulüllah (s.a.v.)'i incitilmiştir. Bu yanlışı yapan, kendini Cenab-ı Hakka affettirmek için ne çileler çekmiştir. İmam Hüseyin'in kanını, "Allah rızasına mazhar olacaksınız" gerekçesiyle akıttıranlarla; cennetle şereflenmek uğruna, İslam adına şehit edenler, mübarek vücudunda onlarca kılıç darbesi açanlar bu büyük vebali nasıl ödeyeceklerdir! Bizce asla hesabını veremeyecekleri bir günah işlemişlerdir.