PEYGAMBER EFENDİMİZİN MUCİZELERİ (3)
Ayrıca, nübüvvet delillerinden biri de şu idi: Kâinatın Efendisi ümmi idi. Yani okuyup yazmayı bilmezlerdi. Üstelik çoğunluğu ümmi olan bir kavim içinde zuhur etmiş ve bu kimseler arasında yetişmişti. Öyle bir diyarda zuhura gelmişti ki, halkın içinde, gelip geçen ümmetlerden halini merak eden kimse yoktu. Başka bir yere gidip herhangi bir âlimin karşısına çıktıkları ve ondan faydalandıkları da olmamıştı. Dolayısıyla O, böyle insan emeğiyle ulaşılan bilgi yollarından hiçbirine sahip olmamasına rağmen Tevrat ve İncil gibi semavî kitaplarda kayıtlı hadislere ve geçmiş ümmetlere ait bilgilere sahip bulunuyordu. O devirde semavî kitaplar, türlü tahriflere uğramış ve hadislerin aslını bilenlerden pek az kimse kalmıştı. Kâinatın Efendisi, geçmiş milletler hakkında öyle senetler ve burhanlar gösterdi ki, dünyanın bütün âlimlerinin bilgisi o inceliklerden bir tanesine yetmezdi. O'nun mucizelerinin başında Kur'an-ı Kerim vardır. Kureyş taifesi, üstün söz, harika kelâm, belâgat ve fesâhatte mümtaz bir topluluktu. Aralarından icra ettikleri yarışmalar, hep kelâm sahasındaydı. Böyleyken, Kur'an'ın belâgati karşısında hayrete düşmüşler ve O'nun bir benzerini meydana getirmekten âciz kalmışlardır. Şu olaylar, bu noktada Kureyşlilerin düştükleri aczi çok güzel ortaya koymaktadır: Hac mevsiminde Kâbe ziyaretçileri toplanınca Kureyş'in büyükleri şu kararı verdiler: "İşte büyük fırsat! Kalabalığın karşısında hepiniz Muhammed'e dair bir şey söyleyin ve sözlerinizde birbirine aykırı bir şey olmasına dikkat edin!" Kureyşliler, bütün kabilelerin toplu bulunduğu böyle bir zamanda, birden bire bir İslam daveti olmasından korkuyorlar ve kalabalıkların böyle bir davete kapılacakları şüphesini taşıyorlardı. Ortaya şu fikir atıldı:
