PEYGAMBER EFENDİMİZİN MUCİZELERİ (2)


larında bir bulut dolaşması ve İsa Peygamberin beşikte konuşması gibi... Bazı âlimler, mucizenin teaddî, yani meydan okuma şartıyla birarada olduğu hükmünü kabul etmezler. Allah Resulü'nün mucizeleri, ekseriyetle teadsiz meydana gelmiştir. Mucizeler zuhura geldiği an, "Şehadet ederim ki, Ben, Allah'ın Resulü'yüm" buyururlardı. Mucizelerin bir şartı da, "teaddi" edenin, bu iddia ve muradına uygun olan, ters düşmeyen harikuladelikler ortaya koymasıdır. Meselâ; bir insan, bir hayvanı insan gibi konuşturacağını vaad etse, hayvan da gerçekten dile gelip konuşsa ve bu iddiada bulunan adamın yalancı olduğunu söylese, bu mucize sayılmaz. Bu ancak, o insanın yalancılığı görülsün diye Cenab-ı Hakk'ın bir tecellisi olur. Meselâ; yalancı peygamber Müseylimetü'l-Kezzap, suyunu çoğaltmak iddiasıyla bir kuyuya tükürmüş, kuyunun suyu tamamen tükenmiş; aynı fiille hasta bir gözü iyi etmeye yeltenmiş, hasta gözün tamamen kör olduğu görülmüştür. Kur'an-ı Kerim ve hadislerde bu olaylar için mucize kelimesi değil, ayet, beyyine ve burhan kelimeleri kullanılmıştır. Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz'in mucizeler silsilesi şöyle başlar: Tevrat ve İncil vesâir semavî kitaplar O'nun geleceğini ve son peygamber olarak, Arap illerinden çıkacağını kaydetmişlerdir. Nice garip olaylar ve tecelliler, hep O'nun dünyaya geleceğinin ve peygamberliğinin işaretleridir. Fil Vakası, Kisra sarayındaki kulelerin yıkılması, Fars illerinde putperestlere ait yüzlerce yıllık ateşin sönüvermesi, Save Gölü'nün yere batması, putların yüzüstü yere kapanması gibi olaylar, emin ve sahih rivayetlerle sabittir. Kâinatın Efendisi'nin en büyük mucizelerinden biri de, dünya metaından hiçbir şeye mâlik olmadıkları ve hiçbir zâhirî kuvvete dayanmadıkları halde, Arap kavmi gibi vahşet ve inatta misilsiz bir topluluğu terbiye etmesidir.