EŞİTLİK VE KARDEŞLİK (3)


"Hayır, Benim sizden bir farkım yoktur. Kendisini dostlarından ayıran insanı, Allah sevmez" demişti. Bir milletin kalkınması için millî bütünlüğün ve millî beraberliğin de gerçekleşmesi gerekir. Birlik ve beraberlik de karşılıklı sevgi ve kardeşlik üzerine kurulur. Kardeşliğin, kendisine iman etmekle ve üzerinde anlaşmakla tamamlandığı bir akideye bağlı olması gerekli olduğuna göre; her biri bir fikre veya biri diğerine muhalif bir akideye inanan iki şahıs arasındaki kardeşlik hayal ve vehimden ibarettir. Hele; fikir veya akide, sahibini pratik hayatta muayyen bir yola sevk eden türden olursa... Resulûllah (s.a.v.), ashabının gönülden birleştiği kardeşlik esasını, Allah katından getirdiği İslam akidesi üzerine kurdu. Resulûllah (s.a.v.), Mekke'den Medine'ye hicret ettiklerinde Allah'ın emriyle kardeşlik müessesesini kurdu. Her bir Muhacir'i Ensar'dan birisine kardeş yaptı. Bu kardeşliği, soydan gelen kardeşlikten üstün tuttu. Müslümanlar, Mekke'den hicret ettikleri zaman Ensar, Muhacirler için münakaşa ediyorlardı. Herkes yeni gelen Muhacir için, "Ben kendi evime götüreceğim" diyordu. Öyle oldu ki, Muhacirler, kur'a ile Ensar'ın evlerinde misafir ediliyorlardı. İşte Resulûllah'ın mü'minlere verdiği bu şuur sayesinde büyük problemlerden çoğu halledilmişti. Milletler ve kabileler, birbirlerine karşı iftihar etmek değil, birbirlerini tanıyıp, kaynaşmak için yaratılmışlardı. Bütün milletler, Allah nezdinde eşittir. Birbirlerine üstünlük ancak takva iledir. Bu konuda Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi sırf birbirinizle tanışasınız diye büyük büyük cemiyetlere, küçük küçük kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki, sizin, Allah nezdinde en şerefliniz, takvaca en ileri olanınızdır." 260 Günümüzde hâlâ Birleşik Amerika'daki beyazlarla Kızılderili260 Hucûrât, 13