ADALET (8)
let sahibi olması çok kolay olur. Fakat Resul-i Ekrem, münzevî bir hayat yaşayan veya dünya işlerinden el çeken bir kişi değildi. Yüzlerce kabileyle uğraşan bir insandı. Bu kabileler, boğaz boğaza gelmişlerdi. Bunların birini memnun eden bir hareket, diğerine ıstırap veriyordu. Resul-i Ekrem, bunların kalplerini kazanarak İslam'a çağırıyordu. Bu uğurda müşkilat çoktu. Buna rağmen Resul-i Ekrem, bir lahza dahi adalet icaplarından ayrılmamıştır. Adaletin tevziînde en mühim mesele, hâkimin tarafsızlık uğurunda kendi şahsî menfaatlerini feda etmesidir. Hz. Peygamber'in şahsiyetinde bunun en yüksek mertebede olduğu görülür. Resul-i Ekrem, son hastalığında bile halka hitaben, "Şayet bir kimseye karşı bir hatada bulunduysam; maddî veya manevî bir sûrette her kimi incittiysem; mala, cana, şerefe her ne şekilde tecavüzde bulunduysam; Benden bu dünyada tazminat istesin" buyurmuştur.
