TEMEL TESPİTLER (13)


koyamaz." Vedâ Hutbesi'nde vurgulanan "kader gerçeği" esasen `ulûhiyet' çerçevesinde mütalaa edilebilir. Zira, kader bir küllî irade meselesidir. Ezelden-ebede kadar olmuş ve olacak bütün hadiselerin sebep ve inceliklerini ihtiva eden hikmet ve sonuçlarıyla ve künhüyle var olan bir kavramdır. Bu cihetle kader; Allah'ın sonsuz ilminin, kuvvet-kudret ve iradesinin ifade tarzıdır, denebilir. Nitekim, bir âyet-i kerimede Cenab-ı Hak, "Şüphesiz ki Biz, her şeyi bir takdir ile yarattık" 192 buyurmaktadır. Ve diğer bir ayet-i kerimede de, "Ve O, her şeyi yaratıp, ona bir nizam vermiş ve mukadderatı tayin etmiştir" 193 buyurulmuştur. Resulûllah (s.a.v.), Vedâ Hutbesi'nde vurguladığı İlahî kader ve hidayet konusunu, her şeyin Allah'ın taht-ı kudretinde olduğunu, imanın şartlarını anlatırken de beyan etmiş, "Hayır ve şer Allah'tandır. Öldükten sonra dirilmek ve kader haktır" demiştir. Bütün olaylarda Cenab-ı Hakk'ın sırrı hikmeti asıl olduğundan söz konusu olaylar, bizim indî görüşlerimize ters düşebilir. Bir şey hoşumuza gitmediği halde hayır, bir şeyi çok istediğimiz halde hakkımızda şer olabilir. Allah bilir, biz bilmeyiz. Nitekim, meali verilen şu âyetler bu gerçeği vurgular: "Olabilir ki; bir şey sizin hoşunuza gitmez de, Allah onda birçok hayır takdir etmiş bulunur." 194 "Hoşlanmadığınız bir şey hakkınızda hayırlı olabileceği gibi, sevdiğiniz bir şey de hakkınızda fena olabilir. (Her şeyin iç yüzünü ancak) Allah bilir, siz bilemezsiniz." 195 Günümüzdeki insan hakları beyannamelerini yazanlar ve be192 Kamer, 49 193 Furkân, 2 194 Nîsâ, 19 195 Bakara, 216