TEMEL TESPİTLER (14)
yannameleri asıl kabul edenler; insanın konumunu tarifte büyük yanılgıya düşmüşlerdir. Onlar, insanı kendi başına buyruk, İlahî kaderden bağımsız, başıboş, serkeş zannetmişlerdir. Hâlbuki insan, ne sadece bağımsız ve ne de sebepler önünde esirdir. O, küllî irade hudutlarını zorlama gücünü kendinde bulamayan ama cüz'î iradesiyle müsbet ve menfi olaylar karşısında tercih hakkı olan bir varlıktır. Ve insanın Allah'a itaati ihitiyarîdir. Bu gerçek anlaşılmadan; yani, insanın hürriyet sınırlarını tespit eden kader gerçeği anlaşılmadan; insan hakkında hüküm-karar çıkarmak elbette ki isabetsiz olacaktır. Hürriyet tanıyoruz diye, insan, kendi helâkını hazırlayan bir başıboşluğa itilmektedir. Belki de, İnsan Hakları Beyannamelerinin en isabetsiz yanı da budur. Vedâ Hutbesi'nde, hidayet ve dalaletin Allah'ın elinde olduğu vurgulanmıştır. Bu gerçek muhtelif âyetlerle doğrulanmaktadır: "Allah'ın hor kıldığı kimseyi, saadete erdirecek yoktur." 196 "Allah'ın şaşırttığı kimseyi doğru yola sevkedecek yoktur." 197 Şu gerçek de bilinmelidir ki; kader Allah'ın ilmi olduğundan bu ilmin ihata edilmesi de mümkün olmadığından, kader üzerine derinlemesine muhakeme yapmak veya bu hususta tartışmak men edilmiştir. Sevgili Peygamberimiz, tarihî Vedâ Hutbesi'nde mesajını sunmağa başlarken ehemmiyetinden ötürü bu kader sırrını da işaret buyurmuşlardır. 4. Ahiret gerçeği: Resul-i Ekrem (s.a.v.), "O'na döneriz" ifadesi ile Allah'a mülâki olmayı; bunun için henüz dünyada iken O'na yönelmeyi kasdetmiştir. Ahiret inancı Allah'a imanın tabiî bir gereğidir. Ahiret inan196 Hac, 18 197 Ra'd, 33
