TEHLİKENİN EN BÜYÜĞÜ: NİFAK VE MÜNAFIKLIK (3)
çevirdiler. Kimse onlarla konuşmadı. Nihayet, Allah, onları affettiğini bildirdi. Münafıklara gelince, Resulûllah onların zâhirî mazeretlerini kabul edip, işlerini Allah'a havale etti. Nihayet, Tevbe Sûresi'nin ayetleri indi. Münafıkların zor şartlar altında ne gibi tavırlar takındıklarının bâriz bir örneğini de Hendek Savaşı'nda görüyoruz. Hendek kazımı sırasında Selmân-ı Farisî, sert bir kayalıkla karşılaşmıştı. Durumu haber alan Resulûllah, bizzat Kendisi kayayı kırmaya başladı ve kayadan çıkan kıvılcımlar her yani aydınlattı. Ve Allah Resulü, ashabına Yemen ve İran ülkelerini, Kisra saraylarını, Şam'ın anahtarlarını müjdeledi. Bunları duyan münafıklar, "Biz bu hendeğin içinde sıkıştık kaldık, O bize neler söylüyor" demek sûretiyle nifaklarını yine açığa vurdular ve çalışma yerinden izinsiz olarak sıvışmaya başladılar. Nitekim, aynı savaşta, Kurayza Yahudilerinin ihanet haberini alan Allah Elçisi, "Sabredin, birleşik ordular yakında üzerinize gelecekler. Biraz sıkıntı çekeceksiniz, fakat zafer sizin olacaktır" diyerek Müslümanları sabra davet ettiğinde, münafıklar âyette buyurulduğu üzere, "Allah ve Elçisi bize boş bir aldatmacadan başka bir şey vaad etmemiş" 114 diyerek, samimiyetsizliklerini ortaya koydular. Halbuki aynı gün birleşik orduları gören Müslümanların, ancak teslimiyeti, imanı ve sabrı artmıştı. "Mü'minler birleşik orduları görünce, `Bu, Allah ve Elçisi'nin bize vaad ettiği şeydir. Allah ve Resulü doğru söyledi' dediler. Bu, onların sadece iman ve teslimiyetlerini artırdı." 115 Câbir b. Abdullah'dan gelen bir rivayette ise; beraber çıkılan bir gazada Muhacirler'den biri, Ensar'dan birinin kaba etine vuruverdi. Bunun üzerine Ensârî; "Ey Ensar!" diye seslendi. Muhacirler'den 114 Ahzab, 12 115 Ahzab, 18
