HUNEYN BOZGUNUNUN ASIL SEBEBİ (5)


Bu ilim, bir hikmet olarak Resul-i Ekrem'den (s.a.v.) ona miras kalmıştı. O, bir sözünde, "Biz bir kimsenin yüzüne konuşmayacağımız bir sözü arkasından konuşmayı nifak alâmeti olarak sayardık" demişti. Bu sırrı, tabiinin büyüklerinden Hasan-ı Basri'de (r.a.) de görüyoruz. O, nifakın imanla beraber bir mü'minde bulunabileceğini söylüyordu. Şu söz, O'na aittir: "Kim ki nifaktan emin olursa nifaktadır." İşte Huneyn'de, inananların ürküp savaş sahnesinden kaçmaları itikadî bir hatadan değil, ameldeki nifaktan, ahlak haline gelmiş davranış bozukluğundan kaynaklanmıştır. Bu ürkeklik huydaki bir hastalıktır. Bu, zamanla, imanın kalbe yerleşip kök salmasıyla zâil olur. Bu da ancak nefis mücahedesiyle mümkündür. Huneyn'deki savaştan kaçma itikadî bir zafiyetten kaynaklanmış planlı, programlı bir günah-ı kebair değil, refleks misâli bir anlık ürküş ve paniktir. Bu sebeple de Müslümanlar cezalandırılmamış, affedilmişlerdir. İşte bu sebeplerin yan yana gelmesi Huneyn bozgununu hazırlamıştır. Netice itibariyle, büyük sonuçlar doğuran bir zaferdir, Huneyn. Ancak, savaşın cereyanında ders alınması gereken pek çok hikmet ve ibret görmekteyiz. Huneyn Savaşı bize âdet-i İlâhîye ve adalet-i İlâhîyeyi tanıtması bakımından da çok mühimdir. Hak dava kendi mantalitesi ve kurallarıyla yaşar. Bu mantık kaybolduğu, bu kurallar ihlâl edildiği zaman mukadder netice kaçınılmaz olur. Mekke'nin fethiyle şahlanan İslam ordusu, Huneyn'le bir nefs muhasebesi yapmak zorunda kalmıştır. Allah Resulü, bozgunun sebebini çok iyi tespit ettiği için telafi yolunu da görmüş, Allah'a iltica ve orduyu savaşa teşvikle bozgunun zafere dönmesini sağlamıştır. Huneyn Savaşı'yla Müslümanların karşı karşıya bulundukları gerçek ve üzerlerinde cereyan eden adl-i İlâhî Kur'an-ı Kerim'de şöyle anlatılır: