FETİHLERİN EN BÜYÜĞÜ HİKMETLERİN DE EN GÜZELİNİ TAŞIR (6)


da herhangi bir hususta acele edilmemesi, âdil karar verilebilmesi için ilgilinin dinlenmesi gerektiğini öğretmektedir. Alınan ifadede Hatib'in bir su-i niyeti olmadığı anlaşılınca affedilmesi, bize, birçok konularda hata yapılsa da aslolan unsurun samimiyet ve iyi niyet olduğunu göstermektedir. Fakat aranan ve istenen, iyi niyetin yanında hata da yapmamaktır. İslam'da, sulh esas olduğundan, fetihte asıl hedefin gönüllerin fethi olmasından dolayı 12 bin kişilik İslam ordusu, Mekke yakınında konaklıyor ve büyük ateşler yakılıyor. Burada Mekke'nin kansız fethedilmesi için yapılmış psikolojik harp taktiğini görüyoruz. Maksat, İslam ordusunun heybetini gösterip müşriklerin kuvve-i maneviyesini kırmak ve böylece onları kan dökülmeden teslim olmaya zorlamaktır. Ebu Süfyan'ın, durumu öğrenmek için şehir dışına çıkması, bu esnada Müslüman gözcüler tarafından yakalanması ve Resulûllah'ın huzuruna götürülmesi sonunda affedilmesi, İslam'ın geniş müsamahasını ve engin merhametini göstermektedir. Hem, bu hareket, Mekke'nin kan dökülmeden fethini kolaylaştırmıştır. Yine Resul-i Ekrem'in, Ebu Süfyan'a dar bir vadiden geçen İslam ordusunu seyrettirmesi, onu psikolojik olarak teslime zorlamak, iç muhasebeye sevk etmek ve böylece de Mekke'den gelebilecek bir direnmeyi daha baştan önlemek içindi. Nitekim, ordunun heybetli geçidi karşısında Ebu Süfyan dayanamamış yanındaki Hz. Abbas'a, "Yeğenin büyük saltanata kavuşmuş" demişti. Bu söz üzerine Hz. Abbas, tashih ederek, "Bu saltanat değil, nübüvvettir" cevabını vermiştir. Buradan anlıyoruz ki, Hakk'ın desteğini kazanmış bir dava, şüphesiz büyüyecek ve zafere ulaşacaktır. Zira, mutlaka; "Hak gelince bâtıl zâil olacaktır." İşte Mekke'nin fethiyle bütün bu gerçekler ayne'l-yakîn olarak yaşanmıştır. İslam ordusunun Mekke'ye girişi devam ederken Ebu Süfyan, kavmine dönüyor. Kendisinden, başka haberler bekleyen Mekke-