FETİHLERİN EN BÜYÜĞÜ HİKMETLERİN DE EN GÜZELİNİ TAŞIR (7)


lilere şöyle diyor: "Karşı koymayan emniyettedir. Ebu Süfyan'ın evine sığınan, Kâbe'ye sığınan ve kendi evine sığınıp başkaldırmayan emniyettedir." Mekke'de tam bir panik yaşanırken Hz. Peygamber, "Bugün lutuf ve merhamet günüdür" buyurarak karşı konulmadığı müddetçe kan dökülmeyeceğini, nadir birkaç kişi dışında herkesin affedildiğini ilan etti. Ve onlara zoraki iman etmeyi de şart koşmadı. Tarih böyle bir olayın benzerini kaydetmemiştir. Bu, merhamet ve ululuğun şahikasıdır. 20 yıl imanı boğmak için harb edenler nasıl affa uğrar? Bu büyüklük ancak İslam'a, Hz. Peygamber'e mahsustur. Bu durum, aynı zamanda, Mekkelilerin gönlünü fethetmiş ve onların İslam'ı gönüllü olarak benimsemelerine sebep olmuştur. Mekke'nin fethinde asıl nükte buradadır; kalpleri fethederek düşmanlığı dostluğa çevirmek. Mekke'nin fethinde, fâtihler fâtihi Hz. Resulûllah'ın hâli, bir başkaydı. O, büyük devlet karşısında en küçük bir gurur alameti göstermeden, devesinin üzerinde sanki secde eder gibi bir tevazu ve fakat heybetle ve de şükrederek Mekke'ye giriyordu. Zira, başarı Allah'tandı. Kulluğun gereği ise şükür idi. Gerek harplerde, gerekse diğer işlerde bir Müslüman, muvaffakiyetini Allah'tan bilecek ve O'na şükredecektir. Nefse mâl edilen bir başarıda fazilet olamayacağı gibi, böyle bir başarı da kalıcı olamaz. Kâbe'nin görülmesiyle birlikte Ashab-ı Kiram tekbir getirmeye başlamışlardır ki, onların bu tutumları, bu zaferi Allah'tan bilmelerinin ve her an Allah'ı zikretmelerinin delilidir. Peygamberimizin, deve üstünde Kâbe'yi tavaf etmesi, küfür karşısında Hakk'ın azametini göstermesi bakımından önemlidir.