MÛTE’NİN BAHŞETTİĞİ HİKMETLER (5)


Ben ise, savaşa savaşa oraya varacağım." Bu olayda en önemli ders şudur: İnsan, Hakk'a hizmet yolunda dünyaya, rahata, kısaca mâsivaya meylederek samimi olduğu halde tehlikeye düşebilir. Kişi bu konuda çok hassas olmalı; her an, içindeki nefis denen şer güce aldanabileceğini unutmamalıdır. Üç komutanın şahadetinden sonra Halid b. Velid'in komutan olarak seçilmesi, mübarek bir tevafuk olmuştur. Halid b. Velid; İslam ordusunun sağını sola, solunu sağa, arkasını öne, önünü arkaya alarak düşmanına amansız taarruzlarda bulunmuş; harplerde taktiğin ve hilenin ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Nitekim bir hadis-i şerifte: "Harp hiledir" buyurulmuştur. Rivayet edildiğine göre; Hz. Halid'in elinde o gün beşten fazla kılıç parçalanmıştır. Cesaretle düşmanın üzerine atılmanın ne kadar caydırıcı olduğu, düşmanın kalbine korku düşmesinde cesaret ve kahramanlığın ne kadar büyük önem taşıdığı buradan anlaşılmaktadır. Bu savaşta Hz. Câfer; `Tayyar', Hz. Halid de `Seyfullah' unvanını kazanmıştır. Buradan, her makam ve nimetin bir çile ve fedakârlık sonucu kazanıldığını anlıyoruz. Resulûllah'ın Mûte Savaşı'nda şehidlere ağlaması mü'minlere şefkat, merhamet ve sevgisinin bir ifadesidir. Sebeb-i hilkat olan Peygamber Efendimizin, bütün mahlûkata karşı derin bir merhameti ve hassasiyeti vardı. Mûte'de şehid düşen komutan Hz. Câfer'in oğlu diyor ki: "Resulûllah (s.a.v.) Efendimiz, kardeşimle benim başımızı okşarken, ben O'nun yüzüne bakıyordum; gözlerinden süzülen yaşlar sakalından damlıyordu." Resul-i Ekrem bir yandan ağlıyor, bir yandan da ağlaşan şehid ailelerini teselli ediyordu. Peygamberimizin şehidleri cennetle müjdelemesi, şehid aileleri için en büyük teselli oldu. Hiçbiri şekvacı olmadı. Hz. Câfer'in efradının hep bir ağızdan, "Anamız, babamız ve her şeyimiz Sana feda olsun ya Resulallah!" diye bağrışmaları, teslimiyet ve fedakârlık konusunda göz yaşartan bir olaydır.