MÛTE’NİN BAHŞETTİĞİ HİKMETLER (4)


şevkle savaşır." Abdullah b. Revâha, bu sözü, Hıristiyan güçlerin sayıca çokluğunu gördükleri zaman bir istişare sırasında söylemişti. Burada, Müslümanın, hayatî tehlikeye bile girse, aldığı emri yerine getirmekteki kararlılığını görüyoruz. Ve diğer insanların komutanlarına itaatteki samimiyet ve teslimiyetini görüyoruz. Gerçekten Mûte Savaşı, zâhirî ölçülere göre bir intihar anlamına geliyordu. İstişarede şöyle bir fikir gelişmiştir: "Tedbir alınsa, durum Resulûllah'a haber verilse geri dönülse." Fakat imandaki kararlılık, itaatteki teslimiyet, bu görüşü geçersiz kıldı. Çünkü, mü'minin hesabı, Allah rızasına dönük ve ahirete yöneliktir, zâhirî ve nefsanî ölçülere göre değil. Savaşa başlamadan önce İslam'ın tebliğ edilmesinin emredilmesi, İslam'a göre savaştan maksadın (tebliğ) olduğu ve savaşa son çare olarak başvurulduğunu gösterir. Savaştaki bu mantık, İslam'ın dışındaki hiçbir görüş ya da düşüncede gösterilemez. Nihayet mukadder son başlıyor; yeni bir iman-küfür kavgası kızışıyordu. Allah Resulü'nün tayin ettiği iman eri üç komutan art arda şehid oluyordu. Heybet, hikmet ve ibret dolu bir manzara... Bu şerefli mücadelede dikkat çeken bir husus, Abdullah b. Revâha'nın durumudur. O büyük insan, bir an gaflete düşüyor, savaş meydanında ailesini ve Medine'deki hurma bahçesini düşünüyordu. Onun mâsivaya olan bir anlık yönelişi, harp meydanında tereddüdüne ve geri adım atmasına sebep oluyordu. Fakat bu kritik anda, derhal kendi kendini ikaz ederek toparlıyor; Allah'ın vaadini hatırlayarak düşman üzerine atılıyor ve şehadet mertebesine ulaşıyordu. Ancak onun bir anlık tereddütü, daha önce şehid olan kardeşleri Zeyd ve Câfer'den cennette biraz ayrı kalmasına sebep oluyordu. Cennete doğru yavaş yavaş ilerleyebiliyordu. Abdullah b. Revâha savaş meydanındaki tereddütünü izale ettikten sonra şöyle demişti: "Şahid olun arkadaşlar! Medine'deki bütün mallarımı Beytü'l-Mal'e bırakıyorum." Daha sonra kendi kendine şöyle söylenmişti: "Ey nefs! Sen cennete kavuşmak istemiyorsun.