RIDVAN BİATI VE HUDEYBİYE ANLAŞMASI (3)


Resulûllah'la görüşmek üzere Hudeybiye'ye yolladılar. Fakat bu görüşme de sonuç vermedi. Yalnız Urve b. Mesud bu görüşme esnasında, ashabının Hz. Peygamber'e gösterdiği saygı ve itibara hayret etmişti. Mekke'ye geldiğinde, "Şüphesiz ben Kisra'nın, Kayser'in, Necaşi'nin saltanat ve azametini gördüm. Fakat şimdiye kadar, toplumu tarafından, itibar gören bir melik görmedim. Ashabından herhangi biri O'ndan izinsiz konuşmuyordu. O, bir şey yapmalarını emrettiğinde yerine getirmek için adeta birbirleriyle yarışıyorlardı. Yanında konuştuklarında seslerini alçak tutuyorlardı. O'na olan hürmetlerinden dolayı yüzüne dahi bakamayıp, gözlerini yere indiriyorlardı. Anladığım kadarıyla kavmi, O'nu asla yalnız bırakmayacak; ne tek kılını kimseye teslim edecek, ne de kimseyi O'nun tenine dokunduracak. İyisi mi gelin sulh tekliflerini kabul edelim" 18 cümleleriyle Kureyş büyüklerine yaptığı hitap ve teklif, yaşadığı hayret ve hayranlığın ifadesidir. Urve b. Mes'ud, Resulûllah'la konuşması esnasında bir ara Arapların âdetince Peygamber Efendimizin sakalını eline almıştı. Resulûllah'ın (s.a.v.) yanı başında bulunan Mugire b. Şu'be'nin, Urve'nin bu hareketine kızarak, "Bir daha böyle bir harekete yeltenirsen kolunu vücudundan ayırırım" şeklindeki tepkisi Urve b. Mes'ud'a çok büyük bir ders vermişti. Öyle ya; bir Arap âdeti olan sakal tutma hareketine bile tahammülü olmayan ashab-ı kiram, O'nun teline bile zarar vermelerine asla müsaade eder miydi? Burada, ashab-ı kiramın, Allah'ın Sevgilisi'ne olan hürmet ve bağlılığını bir kafirin takdir etmesi çok manidardır. Zira, `inandım' diyen, hatta din tahsili yapmış birçok insanın bile, Allah'ın sevip seçtiği insanlara, sadece Allah rızası için saygı, sevgi, hürmet ve hizmet gösterilmesini yadırgadığını, hatta içlerinden, "Bu, o insanı putlaştırmaktır, şirktir" diyerek işi çok daha kötü boyutlara var18 Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. IV, s. 324