RIDVAN BİATI VE HUDEYBİYE ANLAŞMASI (2)
ğini Gamim denilen vadiye gönderdiler. Diğer yandan da bazı kabilelere, savaş ihtimaline karşılık birlik çağrısında bulundular. Onların bu hazırlıklarını duyan Peygamber Efendimiz, ziyadesiyle müteessir oldular. Zira, birbirleriyle savaş halinde olan kabileler bile, haram aylarda (Eşhüru'l-Hurûm: Hürmetli aylar denilen bu aylar; Muharrem, Receb, Zilkâde ve Zilhicce aylarıdır) iki kardeşmiş gibi yan yana Kâbe'yi tavaf edebiliyorken; o beldenin aslî sahipleri bu tabiî haktan men edilmek isteniyordu. Bu insanlık dışı tavırda, küfrün ve kafirin temel özelliklerinden birini daha görmekteyiz, şöyle ki: Bu zihniyetteki insanların en büyük zevklerinden biri de; kişileri kendi öz vatanlarındaki hak ve hukuklarından, inanç ve ibadet hürriyetlerinden men etmek; yabancı ve köle muamelesi yapmaktır. Bu karakter, dün böyle olduğu gibi, bugün de aynı şekilde devam etmektedir. Peygamber Efendimiz kan dökülmesini istemiyorlardı. Bu sebeple, süvarilerle karşılaşmamak için yol değiştirerek yolculuklarına devam etmeyi tercih ettiler. Kâbe'yi tavaf etmekte kararlı olan Müslümanlar, tekbir ve telbiyelerle Mekke'ye doğru yol alıyorlardı. Bu arada ilginç bir olay zuhur etti: Tam Mekke sınırına girilirken, Hudeybiye mevkiinde Peygamber Efendimizin devesi Kusva aniden çöküverdi. Kaldırmaya uğraştılar; fakat devenin çökmesindeki İlahî hesabı gören Allah Resulü onlara mâni oldu ve bu mevkide konaklama kararı alındı. Suyun bulunmadığı bu mevkide Resulûllah'ın bir mucizesi olarak; mübarek parmaklarından su akmaya başlamış ve bu suyla ashab-ı kiram ihtiyaçlarını gidermişlerdir. Bu esnada Kureyş, Resulûllah'a, önce Huzaa kabilesinden Büdeyl b. Verka'yı bir heyetle birlikte elçi olarak gönderdi. Heyetin, Resulûllah'ın ziyaret maksadıyla geldiğine emin olarak geri dönüp haber vermiş olmasına rağmen, Kureyşliler buna inanmadılar. Bunun üzerine Kureyş'in büyüklerinden Urve b. Mesud'u
