RIDVAN BİATI VE HUDEYBİYE ANLAŞMASI (4)
dıranların çıktığını görmekteyiz. Halbuki burada yöneliş, o kutlu insanların etine kemiğine değil; Allah'ın bunlardaki tecellisinedir. Nitekim, Allah (c.c.), meleklere, "Âdem'e secde edin!" diye emir buyurduklarında, secde ettirdiği Âdem'deki tecellisiydi. Şeytan ise bu inceliği kavrayamadı. Âdem'in (a.s.) dış kalıbına takılarak; kendisinin ateşten, Adem'in (a.s.) ise topraktan yaratıldığı gerekçesiyle kendisinin daha üstün olduğunu savunarak O'na secde etmedi ve cennetten kovuldu. Kaldı ki, peygamberler ve Allah dostlarının dış kalıpları bile Allah'ın nurunu taşıması hasebiyle mübarektir. Nitekim, bunun da bilincinde olan ashab-ı kiram; Allah Resulü'nün saçı, sakalı, kanı ve yemek artığıyla teberrükte bulunmuşlardır. Hatta onlar, kendi aralarında da aynı hürmet üzereydiler. Mesela; Zeyd b. Sabit ve İbn-i Abbas (r.a.), her ikisi de yedi kişilik fetva heyetindendiler. Yaşı küçük olan İbn-i Abbas'a (r.a.), Resulûllah tarafından "Mütercimü'l-Kur'an" denmişti. İbn-i Abbas bu ilmî derinliğine rağmen, kendisinden ders ve feyz aldığı hocası Zeyd b. Sabit'in (r.a.) evinin eşiğine, ders göreceği günler daha sabah ezanı okunmadan önce kapılanır, hocasını beklerdi. Yine; hocası deveye bineceği zaman, eline basıp da binmesi için yalvarırdı.19 Hal böyle iken, Urve gibi bir müşrikin, onların bu aşk hâlini takdirle karşılamasına rağmen, inanan bir insanın bu aşk ve vecdi göremeyip olayı, çok yoz bir mantıkla değerlendirmesi, büyük bir nasipsizlik olsa gerektir. Netice itibariyle; Urve b. Mes'ud'u dinleyen müşrikler, tekliflerini kabul etmeyip, kendisini azarladılar. Bir müddet sonra Resulûllah Efendimiz, görüşlerini açıklamak üzere Kureyş'e Huzaalı Hiraş b. Ümeyye'yi elçi olarak gönderdi. Müşrikler, kendisine kaba davranıp, devesini boğazladılar. Hiraş b. Ümeyye, canını zor kurtararak geri döndü. Ardından, Kureyş adına Ahabişlerin reisi Huleys b. Alkame elçi 19 Tecrid-i Sarîh
