İSLAM DAVETÇİSİNİN VASIFLARI


İslam'ı dava edinen kimselerin dikkat edecekleri en önemli husus; bütün maksatlarının, gayelerinin İslam olmasıdır. Yani İslam'a, bütün muhabbetleri, bütün varlıkları ile bağlanmalıdırlar. Hayatlarını yalnız ve yalnızca İslam'a adamalıdırlar. Resul-i Ekrem'in 23 yıllık tebliğ hayatına baktığımızda; kendini herşeyiyle İslam davasına adadığını görürüz. Yer, zaman ve şartlar ne olursa olsun, Resulûllah (s.a.v.) daima, Allah'ın hükmünü insanlar arasında geçerli kılmak için uğraşmıştır. Kureyşli müşriklerin, mü'minleri boykot ettikleri dönemde; o yokluk, kıtlık ve sefalet içinde Ukaz ve Mecenne panayırlarına gidiyor, değişik kabilelere mensup insanları İslam'a davet ediyordu. İslam'ı böylesine kendine dava edinmişti. İslam'a davet, amelî olmalıdır. Sözler de önemli olmakla birlikte, amel sözlerin üzerindedir. Resulûllah (s.a.v.), İslam'ı önce kendi nefsinde yaşamış, hazmetmişti. O'nun daveti, amelîydi. O, canlı Kur'an'dı. Davayı, insanlar O'nun şahsında, hayatında canlı olarak müşahade edebiliyorlardı.