İSLAM’A DAVETİN DÖNEMLERİ (4)
yaygın bir kesime ulaştırmak için, inananlar her devirde; ticarî, kültürel, hukukî ve ailevî birlikler kurarak topluma gerçek mânâda örnek ve rehber olabilmelidirler. Zira, İslam'ı örnek bir cemaat olarak yaşayıp vitrinlemedikçe muvaffakiyet mümkün olmamaktadır. 4. Puta tapanlarla açık olarak savaşıldığı dönem: Bu dönemde, cemaatleşmeden de öte, bir devletleşme sözkonusudur. Cihad hükmü, toplum bünyesine tam mânâsıyla yerleşmiştir. Bu safhada cemiyet, kemâle ulaşarak devlet hâlini almıştır. Bu safhada irşad, yeni bir boyut kazanmaktadır ki, o da cihaddır. Ortaya koyduğu örnek nizamın, şahsî menfaatlerinin gitmesinden korkarak yerleşmesine engel olan; bu sûretle toplumun huzura ermesine set çeken insanlarca dışlanması ve kabul edilmemesi neticesinde İslam devleti, irşada cihad boyutunu eklemiştir. Örnek bir cemiyette yaşayıp bununla yetinmek, Allah'ın halifesi olan insana yaraşmaz. Müslüman, dinini bütün âleme yaymak için hayattadır. Nihai hedef budur. Çünkü her insan ve ülke nizama muhtaçtır. "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir" hadisi muktezasınca; mü'min, yaşadığı huzuru bütün insanlığa aktarmaya mecburdur. Diğer toplumları da kemiren beşerî sistemler ve bu sistemlerin kan emicilerinden insanlığı kurtarmak için cihad etmek Müslümanın en mukaddes vazifesidir. Bu mânâda, cihad, yeni bir ülke elde etmek ya da insan öldürmek için değil, insanlığa hayatı sunmak içindir. Fatih Sultan Mehmet Han'ın Trabzon'u fethe giderken; "Bu kadar meşakkate değer mi?" diye soran bir kadına; "Sen zanneder misin ki, biz toprak sevdasındayız? Gayemiz, i'lâ-yı kelimetullahtır" diye cevap vermesinde bu nükte gizlidir. Yine tarih şahittir ki; Protestan Hıristiyanların, Katoliklerin zulmünden usanarak defaatle Osmanlı padişahlarını ülkelerine çağırmaları da, bu kutsal niyetin insanlık tarafından apaçık bir takdir edilişidir.
