İSLAM DAVETÇİSİNİN VASIFLARI (2)
Davetçi, İslam'ın arzu ve isteklerini, kendi arzu ve isteklerinin üzerinde tutmalıdır. Resul-i Ekrem (s.a.v.), daima Allah'ın hükümleriyle hükmetmiş, Allah'ın (c.c.) kızdığına kızmış, sevdiğini sevmiştir. Ashabına da, her zaman, kendi nefisleriyle değil, Allah'ın ayetleriyle hüküm vermelerini emretmiştir. Kaabiliyetli liderler yetiştirmelidir. Çünkü her dava, liderlerin omuzlarında yürür. Cenab-ı Peygamber, Mekke devrinde, davanın yapı taşları niteliğinde olan Sahabe-i Kiram'ı yetiştirmiştir. Liderleri, itaate ve tevhide alıştırmalıdır. Onları merkezî otoriteye bağlılığa ikna etmek gereklidir. Peygamberimizin devrinde herkes, O'na bağlıydı. Merkezî otoritenin odak noktasını Resulûllah teşkil etmekteydi. Bu da bölünmeyi, ayrılmayı ve dağınıklığı önlüyordu. Yapılan çalışmalar gelişigüzel değil, plan ve program dahilinde olmalıdır. Hz. Muhammed'in (s.a.v.), oradaki Müslümanları bilgilendirmek ve İslam'ı yaymak için Medine'ye gönderdiği Mus'ab b. Ümeyr öyle programlı bir çalışma yapmıştı ki, bir yıl sonra birkaç mahalle dışında Medine'nin tamamı İslam'ı kabul etmişti. Davetçinin sabırlı ve metanetli olması şarttır. Bu noktaya çok dikkat etmek gereklidir. Hz. Muhammed'in (s.a.v.), İslam'ı tebliğ ederken karşılaştığı zorluklara ve eziyetlere rağmen, davasında sebat etmesi gösteriyor ki; davette sabır, en önemli unsurlardan biridir. Ukaz ve Mecenne panayırlarında, tek tek kabile reisleriyle görüşen Resulûllah, ya alaya alınıyor, ya açıktan hakaret görüyor, ya da kovuluyordu. Bu, O'nun İslam'a bir yurt bulma konusundaki azmini kırmadı. Bu sabrının sonunda, beklediği cevap Medine'den geldi ve İslam davasında yeni bir çığır açıldı. Davetçi, savunduğu davayı iyi bilmelidir. Delilleri mukni olmalıdır. Habeş Kralı Necaşi'nin huzurunda konuşan Hz. Câfer'in, İslam'ı o derece iyi savunmasının nedeni, davayı gayet iyi ve derinlemesine bilmesinden kaynaklanıyordu.
