TASUA GECESİNDE BIRAKILAN VASİYET (3)
"Hz. Hüseyin (a.s.)'ın hasta oğlu Ali (Zeynelâbidin) der ki: "Yatsı vakti oturuyordum. Halam Zeyneb de yanımda bulunuyor, hastalığıma bakıyordu. Babam yanımdan ayrılıp, kendi çadırındaki ashabının yanına gitti. Ebuzer Gifari'nin azadlısı Huveyy de yanında idi. Huveyy kılıcını biliyor ve eğrisini doğrultuyordu. Babam, "Ey zaman! Bıktım senin arkadaşlığından! Senin nice sabah ve akşamlarına tâlip olanlar, ölmüş gitmişlerdir. Zaten zaman iyi ve sâlih kişileri tüketmeye doymaz. İşler ancak Celil olan Allah'a rücû eder. Her canlı ahiret yoluna çekilir gider" diyordu. Bunu iki-üç kere tekrarlayınca, babamın bununla ne demek istediğini anladım. Hıçkırmaya başladım. Gözyaşlarımı tuttum. Salmayıp susmayı tercih ettim. Üzerimize bir belanın gelip çattığını anladım. Halam Zeyneb de benim işittiklerimi işitmişti. Kadınlar yufka yürekli sabırsız olurlar, üzüntülerini içlerinde tutamazlar, üstlerini başlarını çeker, yırtar, açarlar. Halam, "Eyvah, kayboldu o. Ne olur ölüm, beni öldür de bugün hayatıma son ver! Anam Fatıma (a.s.), babam Ali (a.s.), kardeşim Hasan... hepsi öldüler! Geriye artanlar, artılar kaldı!" diyordu. Babam Hüseyin (a.s.) ona baktı, "Ey kardeşim, şeytan senin usluluğunu gidermesin" dedi. Halam, "Babam, anam sana kurban olsun ey Ebu Abdullah! Ben kendimi sana feda etmek istiyorum" dedi. Tasaları geri geldi, gözleri yaşla doldu. Babam ona, "Geceleyin bağırıp çağırmayı bıraksan da, biraz yatıp uyusan olmaz mı" dedi. Halam, "Yazık olsun bana! Demek sen gasp olundun gittin! Bu benim kalbimi yaraladı. Çok ağır ve çetin geldi bana" diyerek ellerini yüzüne vurmaya, üstünü başını yırtmaya başladı. En sonunda bayılıp arkası üzere yere yığıldı.
