RESULÜLLAH’IN HİCRETİNDE HZ. ALİ

Ebu Tâlib'in ölümünden sonra Kureyş'in Allah Resulü'ne ve Müslümanlara yönelik baskı ve işkenceleri iyice artmıştı. Resulüllah bu şartlar altında on üç yıl mücadele etti.767 Allah'ın bir lütfu olarak, bu dönemde Medine'nin Evs ve Hazrec kabileleri İslam'ı kabul etmişlerdi. Medineli Müslümanlar Resulüllah'a biat ettiler ve kendi kadın ve çocuklarını korudukları gibi Hz. Peygamberi de koruma ve himaye etme sorumluluğunu üstlendiler. Bu olaya İkinci Akabe Biatı denir.768 Kureyş'in ileri gelenleri Medine'nin İslam için bir yurt olacağını anlamışlardı. Bu duruma bir çözüm bulmak için Darü'n-Nedve'de toplandılar. Bu toplantıda bazıları Hz. Peygamberi sürgün etmeyi veya hapsetmeyi teklif ettiyseler de bu teklif kabul görmedi. Sonunda O'nu öldürmeye karar verdiler. Ancak Hz. Muhammed'i öldürmek kolay değildi. 767 El-Kâmil, İbn Esir, c. 2, s. 108 768 İ'lamül-Vera, s. 55-61

RESULÜLLAH’IN HİCRETİNDE HZ. ALİ (2)

Sonunda Kureyş'in ileri gelenleri, her kabileden bir kişinin seçilmesi ve bu seçilen kişilerin gece yarısı Hz. Peygamberin evine hücum ederek O'nu öldürmeleri kararını aldı. Her kabileden bir kişi seçilmesinden maksat Haşimoğulları'nın intikam almaya kalkmalarının önüne geçmekti. Zira bütün kabilelerle savaşmaya güçleri yetmeyeceğinden kan parasına razı olacaklardı. Böylece İslam'ın da kökünü kazımış olacaklardı.769 Allah-u Teâlâ bu konuda şöyle buyuruyor. "Hani bir zamanlar kâfir olanlar Seni bağlayıp, hapsetmek yahut öldürmek yahut da yurdundan çıkarmak için düzenlere başvurmuşlardı. Bu düzeni kurarken Allah da düzenlerini bozuyordu. Allah hilekârları cezalandıranların en hayırlısıdır."770 Yüce Allah düşmanların bu komplosunu Hz. Peygamber'e bildirdi ve gece Mekke'den çıkmasını emretti.771 Bunun üzerine Resulüllah, Hz. Ali'yi çağırarak şöyle buyurdu: "Kureyş müşrikleri, gece yarısı kalabalık bir toplulukla evime saldırarak Beni yatağımdayken öldürme kararı aldılar. Bu yüzden Allah tarafından Mekke'yi terk etmekle görevlendirildim. Bu gece Benim yatağımda yat ve yeşil örtümü üzerine ört. Böylece onlar […]

RESULÜLLAH’IN HİCRETİNDE HZ. ALİ (3)

Katiller, kılıçlarını kınından sıyırarak Hz. Peygamberin evine hücuma geçtiler. Ancak Hz. Muhammed'in yatağında Hz. Ali'yi görünce şaşkınlıkla sordular, "Muhammed nerede?" Hz. Ali şöyle cevap verdi: "Ben sizin O'nu gözetleyen bekçiniz miyim? Maksadınız O'nu çıkarmaktı, O da kendiliğinden şehirden çıktı gitti."773 Cenab-ı Hak Hz. Ali'nin bu eşsiz fedakârlığını Kur'an'da şöyle ifade etmektedir: "İnsanlardan öyleleri vardır ki (Ali gibi hicret gecesi Peygamberin yatağında yatmak suretiyle) Allah rızasına nail olmak için kendini satar, Allah rızasını alır. Allah kullarını esirger."774 Müfessirlerin hemen hepsi, bu ayetin Hz. Ali hakkında indiğini tasdik etmiştir. (Bu konuda ihtilaf var! İbn-i Teymiyye ve Cahiz gibi bazı Sünni âlimler Hz. Ali'nin Hz. Peygamberin yatağında yatmasının bir fazilet olmadığını iddia etmektedir). Resulüllah, Hz. Ali'ye kendisine emanet edilen şeyleri sahiplerine ulaştırması ve gece yatağına yatmasını söyledikten sonra: "Sana söylediklerimi yerine getir, Allah ve Resulü'ne hicret etmeye her an hazır ol. Sana göndereceğim yazı eline geçince derhal yola […]

RESULÜLLAH’IN HİCRETİNDE HZ. ALİ (4)

başladı. Hz. Peygamber Hz. Ali'nin tavrına olan sevincinden, Hz. Ali de Resulüllah'dan ayrılacağı için ağlıyordu.777 Mekke'den ayrıldıktan sonra Sevr Mağarası'na giden ve orada 3 gün konaklayan Hz. Peygamber yola çıktı ve Rebiü'l-evvel ayının on ikinci günü Medine yakınlarındaki Kuba'ya vardı. Ve birkaç gün orada kaldı.778 Ebu Bekir ısrarla Hz. Peygamber'in Yesrib'e hareket etmesini istediği halde Hz. Peygamber bunu kabul etmedi ve Ebu Bekir'e şöyle buyurdu: "Ali, Beni canıyla korumuştur. O, Ehl-i Beyt'imin en hayırlısıdır. Amcamın oğlu ve kardeşimdir. Ali gelinceye kadar buradan ayrılmayacağım."779 Hz. Ali, Mekke'de bütün emanetleri sahiplerine ulaştırdı. Sonra Kâbe'de yüksek sesle şöyle dedi: "Ey İnsanlar! Emanetini almayan var mı? Vasiyeti olan biri var mı? Resulüllah'ın kendisine bir hususta söz verdiği kimse var mı?" Kimseden ses çıkmayınca, Hz. Ali Mekke'den ayrıldı. Ali b. Ebi Tâlib, Hz. Peygamberin ayrılmasından sonra Mekke'de üç gün kaldı.780 Hz. Ali'nin, Hz. Peygamberin yatağına ölümü göze alarak yatması ve canını […]

RESULÜLLAH’IN HİCRETİNDE HZ. ALİ (5)

O büyük şahıs Muhammed'dir. Kâfirler O'nu öldürmek istediklerinde Ben bu işe kalktım. Fakat Allah O'nu düşmanının şerrinden korudu. Ben yatağında sabahladım. Hep düşmanın Bana saldırmasını bekliyordum. Kendimi ölüm ve esaret için hazırlamıştım."781 Ehl-i Beyt ve Sünni âlimlerin naklettiğine göre: Yüce Allah, o gece iki büyük meleği olan Cebrail ve Mikail'e hitap etti: "Ben ikinizden birine ölümü, diğerine ise hayatı vermeyi kararlaştırsam hanginiz yaşam hakkını diğerine verip ölüme razı olur?" Her iki melek de ölüme razı olup böyle bir fedakârlıkta bulunmadı. Bunun üzerine Yüce Allah bu iki meleğe hitap etti: "Yeryüzüne inin ve görün ki Ali nasıl ölümü satın almış kendisini Peygambere feda etmiş. O zaman Ali'yi düşmanın şerrinden mahfuz kılın."782 Bu olayın faziletini Hz. Ali bizzat kendisi de ifade etmektedir. Ömer'in emriyle halife tayini için kurulan şûradaki azalara hitaben şöyle demiştir: "Ben siz şûra üyelerine Allah'ı şahit tutuyorum ki, Benden başka kim Hz. Peygamber […]

HZ. ALİ’NİN HİCRETİ

Resulüllah Kuba'da bulunduğu sırada Ebu Vakıd El-Leysi aracılığıyla Hz. Ali'ye yola çıkmasını ve bir an önce kendisine yetişmesini söyleyen bir mektup gönderdi. Hz. Peygamber'in mektubu kendisine ulaşınca Hz. Ali birkaç binek satın aldı ve hicret için hazırlık yaptı. Kendisiyle yola çıkacak Müslümanlara, gizlice yola çıkmalarını ve yanlarına taşınması zor şeyler almamalarını emretti. İbn-i Şehraşub şöyle yazıyor: "Hz. Abbas, Hz. Ali'nin, kadınları da yanına alarak düşmanların tehlikesine rağmen Mekke'yi terk edeceği haberini alınca koşarak Hz. Ali'nin yanına geldi ve O'na şöyle dedi: `Hz. Muhammed gizlice Mekke'yi terk etti. Bunun üzerine Kureyşliler O'nu bulmak için Mekke'nin ve O'nun etrafının altını üstüne getirdiler. Peki, Sen ailen ile birlikte nasıl düşmanın gözü önünde Mekke'yi terk edeceksin? Onların Sana engel çıkacağını bilmiyor musun?' Hz. Ali amcası Hz. Abbas'a cevaben şunları söyledi: `Dağda Hz. Peygamber ile

HZ. ALİ’NİN HİCRETİ (2)

mülakat ettiğim gece O Bana, Ben-i Haşim'in kadınlarını da alarak hicret etmemi emretti. Ve Beni bundan sonra Sana bir zarar gelmeyecek diye müjdeledi. Benim Allah'a itimadım ve Hz. Ahmed'in sözüne imanım var. Ve O'nun yoluyla Benim yolum aynı. Bu yüzden gündüz vakti Kureyşliler'in önünde Mekke'yi terk ediyorum.' O bu cevabı sadece Hz. Abbas'a vermedi. Ebu Vakîd Leysi develeri sürme görevini eline aldığı zaman Kureşy'in menzilinden çabuk uzaklaşmak için develeri hızlıca sürmeye başladığında Hz. Ali onu bu işten men etti ve şöyle dedi: `Hz. Peygamber Bana bu yolda hiçbir zarar gelmeyeceğini buyurdu.' Sonra develeri kendi sürmeye başladı ve şöyle bir beyit okudu: Her şeyin dizgini sadece Allah'ın elindedir. Öyle ise bütün şüpheleri kendinden uzak tut. Zira Allah bütün önemli hacetlere kâfidir."784 Karanlık bastırınca Hz. Ali kadınlarla beraber yola çıktı. Yanında Resulüllah'ın kızı Hz. Fâtımâ, annesi Fâtımâ bint-i Esed, Fâtımâ bint-i Zubeyr bint-i Abdulmuttalib, Fâtımâ bint-i Hamza var[…]

HZ. ALİ’NİN HİCRETİ (3)

Burada Kureyşliler'in arkalarından yolladığı yüzleri kapalı bir grup atlı onlara ulaştı. Aralarında Harb b. Ümeyye'nin azadlısı Canah da vardı. Hz. Ali Eymen ve Ebu Vakîd'e develeri yatırıp bağlamalarını söyledi. Kendisi de ileri çıktı. Kadınları bineklerin üzerinden indirdi. Kılıcıyla atlıların karşısına geçti. Atlılar, "Ey hain! Kadınları alıp, kurtulacağını mı sandın? Geri dön" dediler. Hz. Ali dedi ki: "Dönmezsem ne yaparsınız?" Bu öfkelerini iyice arttırdı. "Ya boyun eğerek dönersin, ya da kadınları alır geri döneriz" dediler. Bazıları develere yaklaştılar. Onları ürkütmek istediler. Maksatları kadınları korkutmaktı. Ali onlara engel oldu. Cenah ona doğru hamle yaptı ve kılıçla vurmak istedi. Ali boynuna bir darbe indirerek onu ikiye biçti. İmam Ali'nin kılıcı Cenah'ın atının sırtına kadar geldi.786 Sonra kendisi yaya olduğu halde, atlılara doğru saldırdı. Atlılar korkuyla O'nun önünden kaçıştılar. "Ey Ebu Tâlib'in oğlu! Bize saldırmaktan vazgeç" dediler. Hz. Ali bunun üzerine, "Ben kardeşim ve amcamın oğlu Resulüllah'ın yanına […]

HZ. ALİ’NİN HİCRETİ (4)

çarpıştılar. Onları cennetlere koyacağım. Allah ki, karşılığın güzeli O'nun katındadır.787"788 Resulüllah Kuba'da Amr. b. Avf'ın evine misafir olmuştu. Orada 10 küsur gün kaldı. Hz. Peygambere kendisi için bir ev ve mescid inşa etmeyi teklif ettikleri zaman şöyle buyurdu: "Hayır, Ben Ali b. Ebi Tâlib'i bekliyorum. Gelip Bana yetişmesini emretmiştim. Ali gelemeden bir eve yerleşmem, inşallah çabuk gelir."789 Hz. Ali geldiğinde ayakları çok yürümekten ve sıcaktan çatlamıştı. Hz. Peygamber O'nun bu hâlini görünce ağladı ve ellerini ayaklarının üzerine sürdü. O andan sonra Hz. Ali ayaklarının acısından şikâyet etmedi.790 Hz. Ali geldikten sonra Resulüllah Kuba'dan Ben-i Sâlim b. Avf kabilesinin olduğu bölgeye gitti. Orada onlara bir mescid yaptı. İki rekât namaz kıldı ve iki hutbe okudu. Sonra aynı gün Medine'ye yola çıktı. Medine heyecan içinde Hz. Peygamber'in yolunu bekliyordu. Allah'ın Resulü Cuma günü Medine'ye vardı.791 Hz. Peygamber'in gelişiyle o zamana kadar adı Yesrib olan şehir, "Medinetü'n-Nebi" (Peygamber'in Şehri) […]

HZ. ALİ’NİN HİCRET’TEN SONRA HZ. PEYGAMBERİN VEFATINA KADAR OLAN HAYATI

Hicret'ten sonra Resulüllah, ilk olarak Evs ve Hazrec kabileleri arasında kardeşlik bağı kurdu. Bu iki kabile, Medine'nin yerlisiydi ve uzun yıllardır aralarında kin ve düşmanlık vardı. Hz. Peygamber'in uygulamasıyla bu iki kabile kardeş oldular. Hz. Peygamber, ikinci olarak Ensar ve Muhacirler arasında kardeşlik akdi yapılmasını emretti. Bu şekilde Muhacir'le Ensar kardeşlik akdi yapıp, birbirinin elini sıktı. İslam tarihçilerinin yazdığına göre: "Bir gün Hz. Peygamber ayağa kalktı ve ashabına Allah yolunda hepiniz ikişer ikişer kardeşlik akdi yapın" buyurdu. Hz. Peygamber, ashabı arasında bu kardeşlik uygulamasını başlatınca, Ebu Bekir ile Ömer'i ve Osman ile Abdurrahman b. Avf'ı kardeş ilan etti. Ancak Hz. Ali'yi bunlardan hiçbiri ile kardeş yapmadı."794 794 El-Fusûlü'l-Mühimme, İbn Sebbağ el-Maliki, s. 38; El-Gadir, Allame Emini, c. 3, s. 112

HZ. ALİ HZ. PEYGAMBER’İN KARDEŞİDİR

Resulüllah herkes için bir kardeş tayin ederken Hz. Ali için bir kardeş tayin edilmemiş, O yalnız kalmıştı. Bunun üzerine Hz. Ali şöyle dedi: "Bütün ashabını birbirine kardeş tayin ettin Beni yalnız bıraktın." Resulüllah şöyle buyurdu: "Beni hak üzere peygamber olarak gönderen Allah'a yenim ederim ki, Seni kendime ayırdım. Musa için Harun ne idiyse, Benim için de Sen osun. Şu kadarı var ki, Benden sonra peygamber gelmeyecektir. Sen Benim kardeşim ve mirasçımsın." Hz. Ali, "Senden sonra neyin mirasçısı olacağım?" diye sorduğunda Resulüllah şöyle buyurdu: "Benden önceki peygamberler neyi miras bıraktıysalar... Rablerinin kitabını ve peygamberlerinin sünnetini... Sen cennetteki kasrımda Benimle beraber olacaksın."795 Bu olay Hz. Ali'nin Hz. Peygamberin yanındaki derecesini açıkça ispatlamaktadır. Ehl-i Sünnet âlimlerinden Er-Riyaz'un-Nezre kitabının yazarı bu hakikati itiraf etmiştir.796 795 Menakıb-u Ali b. Ebi Tâlib; Ahmed. b. Hanbel; Tarih-i Dimaşk, İbn Asakir c. 6 s. 201; Kenzu'l-Ummal, El Muttaki El-Hindi, c. 5, s. […]

BEDİR’DE HZ. ALİ

Müslümanların Medine'ye hicretinden sonra, Mekke müşrikleri bir yandan Mekke'de kalan zayıf Müslümanlara eziyet ediyor ve Mekke'den ayrılmalarına izin vermiyor, diğer yandan da Medine'yi ciddi bir ekonomik muhasara altında tutuyorlardı.797 Müşrikler Medine'ye yiyecek taşınmasını yasakladılar ve ticaret kervanlarını engellemeye başladılar. Bu iktisadi baskı uzun zaman sürdü. Öyle ki Medine halkı gıda maddesi temin edebilmek için Kızıldeniz kıyılarına kadar gitmek zorunda kalıyorlardı.798 Ebu Cehil, Hz. Peygambere hakaret dolu bir mektup göndermiş ve Kendisini tehdit etmişti.799 Bu noktada şu ayet-i kerime nâzil oldu: 797 Biharü'l Envar, c. 19, s. 143 798 Muhammed Sitare-i ki Der Mekke Dirahşid, s. 92 799 Biharü'l Envar, c. 19, s. 265-266

BEDİR’DE HZ. ALİ (2)

"Kendilerine savaş açılan kimselere (savaşmaları için) izin verildi. Çünkü onlar zulme uğradılar. Şüphesiz Allah onlara yardım etmeye kâdirdir."800 Bedir Savaşı Hicret'in 2. yılında meydana geldi. O yıl Kureyş ticaret kervanı Ebu Süfyan başkanlığında Şam'dan Mekke'ye dönmekteydi. Kervanın güzergâhı Medine'den geçiyordu. Hz. Peygamber bunu haber alınca Hicret'in ikinci yılı Ramazan ayında Muhacir ve Ensar'dan oluşan 313 kişiyle beraber, kervanın mallarına el koymak için Medine'den çıktı ve Bedir kuyularına yöneldi. İslam Peygamberinin maksadı, İslam'ı korumak, eziyet ve zulüm gören Müslümanların haklarını savunmak ve Müslümanların mallarına haksız yere el koyan müşrikleri cezalandırmaktı. Kervanın başı olan Ebu Süfyan, durumdan haberdar olur olmaz Mekke'deki Kureyş büyüklerine haber yolladı ve durumu rapor etti. Bunun üzerine Mekke'den 950 veya 1000 kişilik bir ordu Medine'ye hareket etti. Diğer taraftan Ebu Süfyan, Kızıldeniz kıyısından bir yol seçerek kervanı tehlike bölgesinden uzaklaştırmıştı. Kervanın kurtulduğunu haber alan Mekke ordusu geri dönmedi ve her […]

BEDİR’DE HZ. ALİ (3)

laşmıştı. Bu anlaşmada Ensar'ın Medine dışındaki savaşlara katılması gibi bir şart yoktu. Allah Resulü Ensar ve Muhacir'den bazı kimselerin olduğu bir şûra meydana getirdi. Şûrada ilk Hz. Ebu Bekir söz aldı: "Bu orduyu Kureyş'in büyükleri techiz ettiler. Kureyş hiçbir zaman iman etmemiş ve asla zelil olmamıştır. Biz ise Medine'den kâmil bir donanım ile ayrılmadık. Bu yüzden bizim için en hayırlı olan geldiğimiz yoldan geri dönmemizdir."801 Hz. Ömer de söz alarak Ebu Bekir'i tasdik etti. Bu sırada söz alan Mikdat şöyle dedi: "Allah şahittir ki biz Ben-i İsrail gibi değiliz ki kalkıp da `Ey Musa! Sen ve Allah'ınla birlikte gidip savaş. Biz burada oturacağız' diyelim. Biz bunun tam aksine şöyle söylüyoruz: Sen Allah'ın inayetlerinin gölgesinde cihat et. Biz de Senin yanında savaşacağız." Mikdat ayağa kalkıp konuşmaya başlayacağı sırada (önceki iki kişinin konuşmasından dolayı) Hz. Peygamberin yüzü hiddet ve öfke doluydu. Fakat Mikdat konuşmasını bitirince Hz. Peygamberin […]

BEDİR’DE HZ. ALİ (4)

Henüz savaş başlamadan Kureyş savaşçılarından Utbe (Ebu Süfyan'ın eşi Hind'in babası, Muaviye'nin dedesi), Şeybe (Utbe'nin kardeşi) ve Velid (Utbe'nin oğlu, Muaviye'nin dayısı) savaş alanının ortasına gelip kendilerine denk savaşçılar istediler. Ensar'dan üç kişi karşılarına çıktı. Ancak Kureyşliler kabul etmedi ve şöyle dediler: "Ey Muhammed! Kavminizden, şanımıza uygun kişileri bize gönder." Bunun üzerine Resulüllah Ben-i Haşim'e döndü ve şöyle buyurdu: "Kalkın ve bâtıl ile savaşın. Onlar Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar."804 Daha sonra Resulüllah, Ubeyde b. Haris b. Abdulmuttalib, Hamza b. Abdulmuttalib ve Ali b. Ebi Tâlib b. Abdulmuttalib'e bu üç kişinin karşısına çıkmalarını emretti. Ubeyde Utbe'nin, Hz. Hamza Şeybe'nin, Hz. Ali ise Velid'in karşısına çıktı. Ve çarpışma başladı. Kısa bir sürede Hz. Hamza ve Hz. Ali rakiplerini saf dışı bıraktılar. Ancak Ubeyde ve Utbe arasında karşılıklı saldırılar devam ediyor, biri diğerini yenemiyordu. Hz. Ali ve Hz. Hamza rakiplerini safdışı ettikten sonra Ubeyde'nin yardımına koşup Utbe'yi öldürdüler.805 Daha sonra […]

BEDİR’DE HZ. ALİ (5)

düşman ordusuna karşı elde ettiği büyük zaferde Hz. Ali'nin rolü çok büyüktür. Hz. Ali Bedir'de, savaşın belirleyici faktörü olmuştur. Aynı zamanda Hz. Ali Resulüllah'ın bayraktarlığını da yapıyordu.808 Rivayet edilir ki, Kinaneoğulları'ndan bir zat Muaviye b. Ebu Süfyan'ın yanına girer, Muaviye ona şöyle der; "Bedir Savaşı'nı gördün mü?" Adam, "Evet" deyince, Muaviye, "Gördüğün olayları bana anlat" der. Adam şöyle anlatır: "Ali b. Ebi Tâlib'i gördüm. Genç bir adamdı. Etrafına dehşet saçan bir aslan gibiydi. Safları yara yara ilerliyordu. Önüne çıkan herkesi öldürüyordu. Vurduğunu deviriyordu. İnsanlar içinde O'na denk olabilecek, O'nun çevikliğiyle hareket edecek birine hiç rastlamadım. Savaşta kurnaz bir tilki gibiydi. Sanki ensesinde de iki gözü vardı. Sıçradığı zaman yabani hayvanların çevikliği ve çabukluğuyla sıçrardı."809   808 El-İstiab, İbn Abdulbirr, Maliki, c. 3, sy. 333; Tarih-i Dimaşk, İbn Asakir, c. 1, sy. 142 809 Hilyetü'l-Evliya, Ebu Nuaym, c. 9, sy. 145

UHUD SAVAŞI’NDA HZ. ALİ

Kureyş'in ileri gelenlerinin çoğu Bedir'de öldürülmüş, Mekkeliler ağır bir yenilgiye uğramışlar, ciddi bir ruhi çöküntü içine girmişlerdi. Kaybettikleri itibarlarını tekrar kazanmak ve ölenlerin intikamını almak için Kureyşliler Medine'ye saldırı kararı aldı. Bedir'in üzerinden bir yıl geçmeden Kureyş hazırlıklarını tamamladı. Amr. b. As ve birkaç kişi Kenane ve Sakif kabilelerini orduya katmak işini üstlendiler. Neticede sayıları üç binin üzerinde olan müşrik ordusu, Hicret'in 3. yılının Şevval ayında Medine'ye doğru yola çıktı. Hz. Peygamber bu gelişmeyi haber alınca, derhal askerî bir şûra oluşturdu ve savaş taktiği hakkında onlara danıştı. Şûra üyelerinin çoğunluğu İslam ordusunun Medine'nin dışına çıkarak düşmanla savaşması gerektiği görüşündeydiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber Cuma namazını eda ettikten sonra beraberindeki 1000 kişiyle beraber Medine'den çıktı. Sancağı Ali b. Ebi Tâlib'e verdi. Bu arada meşhur münafık Abdullah bin Selül kendisine uyan 300 kişiyle yarı yoldan geri döndü.810 810 El-Kâmil Fi't-Tarih, c. 2, sy. 150; Es-Siretü'n-Nebeviyye, İbn Hişam, […]

UHUD SAVAŞI’NDA HZ. ALİ (2)

Resulüllah, Uhud'a varınca ashabını savaşa hazırladı. Şevval ayının 7'sinde, sabahleyin iki ordu karşı karşıya geldi. İslam ordusu karargâhını kurmuş, Uhud Dağı'nı çevirmişti. Dağın ortasında bir gedik vardı. Düşmanların dağın arkasından dolaşıp, İslam ordusunu vurma tehlikesini düşünen Hz. Peygamber Abdullah b. Cubeyr komutasındaki elli okçuyu bu noktaya yerleştirdi. Müslümanların topyekûn öldürüldüklerini görseler dahi yerlerini terk etmemelerini emretti.811 Kureyş'in sancağını Abduddaroğulları'ndan Talha b. Ebi Talha taşıyordu. Hz. Peygamber bunu öğrenince, sancağı Ali'den alıp Mus'ab b. Umeyr'e teslim etti. Çünkü Mus'ab, Abduddaroğulları'na mensuptu. Mus'ab şehit oluncaya kadar sancak O'nda kaldı. Mus'ab'dan sonra Hz. Peygamber sancağı Hz. Ali'ye verdi.812 Savaş için bütün hazırlıkların tamamlandığı sırada Müşriklerin sancaktarı Talha b. Ebu Talha meydana geldi. Sesini yükselterek Müslümanlara meydan okuyordu. Hz. Ali ileri çıktı.813 Talha ve Hz. Ali karşı karşıya geldiler. Resulüllah Efendimiz, kendisi için hazırlanan tahta oturmuş, savaş alanını izliyordu. Hz. Ali Talha'ya bir darbe indirerek ayağını kesti. Hz. Ali onu öldürmek için […]

UHUD SAVAŞI’NDA HZ. ALİ (3)

besiyle onu öldürdü. Daha sonra kardeşleri Ebu Said müşriklerin sancağını aldı. Hz. Ali onu da öldürdü. Ardından Ertat b. Şurahbil sancağı aldı. Hz. Ali onu da öldürdü. Böylece Abduddaroğullar'ndan dokuz kişi ard arda Hz. Ali veya Hz. Hamza'nın kılıcıyla öldürüldü.814 İmam Câfer-i Sâdık bu olayla ilgili şöyle buyuruyor: "Uhud Savaşı'nda şirk ordusunun bayraktarları dokuz kişiydi. Hepsi de Ali'nin güçlü elleriyle helak oldular."815 İbn Esir şöyle diyor: "Kureyş'in bayraktarlarını (yere sererek) yenen kişi Ali idi."816 Sancağı son olarak Abduddaroğulları'nın kölesi Savab aldı. Savab çok iri gövdeli ve güçlü biriydi. Hz. Ali onu da öldürdü. Müşriklerin sancağı savaş meydanının ortasına düştü. Kimse kaldırmaya cesaret edemiyordu. Şeyh Sâdık'ın rivayetine göre Halife Ömer'in ölümünden sonra, halifeyi belirlemek için tayin edilen 6 kişilik şûrada, Hz. Ali bu konumunu belirterek şöyle buyurmuştu: "... Allah aşkına söyleyin, içinizde Benden başka Abduddar bayraktarlarından dokuz kişiyi öldüren biri daha var mıdır?" İmam Ali sözlerini şöyle […]

UHUD SAVAŞI’NDA HZ. ALİ (4)

İbn-i Esir, Tarih'inde şöyle yazıyor: "İslam Peygamberi saldırmak üzere olan bir müşrik grubu görünce Hz. Ali'ye `onlara saldır' buyurdu. Hz. Ali, Hz. Peygamberin emri gereği onlara saldırdı. Bir kaçını öldürerek bozguna uğrattı. Hz. Peygamber başka bir grubu gördü ve Hz. Ali'ye `saldır onlara' diye emir verdi. Hz. Ali de üzerlerine saldırıp, bir kısmını öldürdü. Bir kısmını devre dışı bıraktı. Bu sırada vahiy meleği Hz. Peygambere, `Bu Ali'nin gösterdiği fedakârlıkların en üstünüdür' deyince Resulüllah, `O Bendendir, Ben de O'ndanım' buyurdu. O anda gökten, `Ali gibi kahraman, Zülfikar gibi kılıç yoktur' nidası duyuluyordu."818 İbn-i Ebi'l Hadid şöyle yazıyor: "Düşman birliklerinin Hz. Peygamber'e doğru akınları giderek artıyordu. Ben-i Kenane kabilesinden bir grup ve içlerinde namlı dört kahraman bulunduran Ben-i Abdümenaf kabilesinden bir grup Hz. Peygamber'e doğru saldırıya geçtiler. Hz. Peygamber, `Bunları def et' buyurdu. Piyade olarak savaşan Hz. Ali (toplam) elli kişi olan gruba saldırıp, onları bozguna uğrattı. Onlar […]
Scroll to top