TEMEL TESPİTLER (7)


yarîdir. Resul-i Ekrem (s.a.v.), nutkunun girişinde, "Allah'a hamd ü senâ ederiz. O'na döneriz" diye başlaması, ubudiyet gerçeğini en öz ve en anlamlı tarzda vurgulamıştır. Zira, hamd, kulluğun özünü, Allah'a dönüş ise gayesini ifade etmektedir. Kulluğun iki temel esası mevcuttur. Birincisi, ma'rifet; yani Allah'ı bilmek; ikincisi de O'na layık şekilde ibadet etmektir. Bu husus da Vedâ Hutbesi'nde şu cümle ile vurgulanmıştır: "Ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkmanızı, O'na itaat etmenizi vasiyet ederim." Allah korkusu takvaya, takva ise marifete (Allah'ı bilmeye) götürür. `Ubudiyet', kelime olarak, `kulluk' demektir. Istılahî olarak; Allah-u Teâlâ'ya itaati ve ibadeti ifade eder. Mahlûkat, her cinsi, her şekli ve her hâliyle kuldur. Mühim olan fâni varlıklara değil, ibadet edilmeğe layık olana kul olmaktır. İbadete layık olan şüphesiz ki, Allah'tır. Bu sebeple; bütün peygamberler, Allah'a davet etmiş ve kul olmanın örneğini göstermişlerdir. İslam'ın ve `tevhid'in temeli olan şahadet kelimesi, Resulûllah'ın önce kulluğunu, sonra da Resul olduğunu ifade eder: "... ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve Resûlüh: Şahadet ederim ki, Muhammed (s.a.v.) Allah'ın kulu ve Resulü'dür." Demek ki kulluk, şahadet kelimesinde de yer alan temel bir rükûndur. Kul olmak hem yaratılışın gayesi, hem de insanın en şerefli hâlidir. Allah'a kul olmayanlar, fâni varlıklara kul olacaklardır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) kulluğu övmüş, ona davet etmiştir. Kendisi de nümûne-i timsal bir kul olmuştur. Kendisine, "kul peygamber mi, yoksa melik peygamber mi olmak istersin" teklifi yapılmış, Seyyidü'l-Mürselîn, "kul bir peygamber" olmayı sevmiş ve tercih etmiştir. O'nun yemesi, içmesi, yatıp kalkması, insanlarla münasebeti, gece ibadetleri, tefekkürü, muhasebesi her türlü takdirin üstünde olarak, zâhidâne idi.