TEHLİKENİN EN BÜYÜĞÜ: NİFAK VE MÜNAFIKLIK (5)


Ben-i Mustalik Gazvesi'ne Resulûllah'la beraber katılan Hz. Âişe, ordu, Medine yakınında geceyi geçirmek için konakladığında, düşürdüğü gerdanlığını ararken, ordu yola çıktı. Hz. Âişe, ordunun konakladığı yerde oturup bekledi. İslam ordusunun arkasından gelerek unutulan eşyaları toplamakla görevlendirilen Safvan ibn-i Muattal sabah aydınlığında onu gördü ve devesine bindirerek Medine'ye girmeden, orduya yetiştirdi. Aslında bu, basit bir hadisedir. Ancak, boş durmayan münafıklar, hemen faaliyete geçerek konuşmaya başladılar. Dedikoducuların liderliğini Abdullah b. Selül yapıyordu. Hassan b. Sabit, Hamne bint-i Cahş, Mıstah b. Ubase de iftirayı yayanların başında idiler. Safvan ibn-i Muattal'ın, zaten arasının açık olduğu Hassan b. Sabit'e düşmanlığı artmıştı. Müslümanlar gruplara ayrılmıştı. Resulûllah ashabından güvendiklerinin görüşlerini alıyor, Hz. Ali, Hz. Ömer ve Hz. Osman'la konuşuyordu. Hepsi de Hz Âişe'nin masumiyetini müdafaa ediyordu. Bir bekleyiş ve sabır döneminden sonradır ki, Hz. Âişe'yi temize çıkaran âyetler nâzil oldu: "(Muhammed'in eşine) o uydurma haberi getirip, iftira atanlar, içinizden bir topluluktur. Onu kendiniz için bir şer sanmayın. Bilakis o sizin için bir hayırdır. İftirada bulunanlardan herbirinin kazandığı günaha göre cezası vardır. Onlardan günahın en büyüğünü yüklenene de büyük azap vardır. İftirayı işittiğiniz zaman, mü'min erkeklerle, mü'min kadınların kendiliklerinden hüsn-ü zanda bulunup da, `bu apaçık bir iftiradır' demeleri gerekmez miydi? Bir de dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki, bu şahitleri getirmediler. Eğer Allah'ın lutfu ve merhameti (dünya ve ahirette) üzerinize olmasaydı yaydığınız fitne yüzünden size mutlaka büyük bir azap dokunurdu. Siz o iftirayı dilinize dolamıştınız. Hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığınız şeyi ağzınızla söylüyor ve onu önemsiz bir şey sanıyordunuz. Hâlbuki Allah nezdinde büyük bir günahtır." 118 Konuyla ilgili âyetler nâzil olduktan sonra, bu iftirayı dillerine 118 Nûr, 11-18