RESÛLULLAH’IN, SON NEFESİNİ HZ. ALİ’NİN KUCAĞINDA VERMESİ (12)
Enes şöyle dedi: "Peygamberi (s.a.v.) kabre koyup geri döndükten sonra Fâtıma (a.s.)'ın yanına geldim. `Resûlullah'ın (s.a.v.) yüzüne toprak örtmeye gönlünüz râzı oldu mu?' dedi ve ağladı." 345 Hz. Peygamberin (s.a.v.) vefatı Hz. Fâtıma (a.s.) için bir dönüm noktası olmuştur. Bu günden sonra dünya ile ilgisini nerede ise kesmiştir. Fuzuli'nin eserinde şöyle bir rivayet vardır: "Hz. Fâtıma (a.s.) Hz. Ali'nin (a.s.) öğüdünü dinleyip o gizli dağlanmanın kanını içine akıttı, gönlünün ateşini gizledi. İlk baharın gelmesini bekleyen lale goncası gibi, o vakte kadar sabretti ki, artık halvethane kubbesindeki kandil sönmüş, karanlığın şiddetinden figanının gökyüzüne varması sona ermişti. Hazret-i Fâtımatü'z-Zehra (a.s.) gamının şiddetinden bî-huş kaldığı bir sırada göz açıp Hz. Ali'ye (a.s.) şöyle yalvarmıştı: `Ey Ali, vakit ne ola?' `Ey Fâtıma, kapkaranlık bir gecenin ancak sekizde bir vakti geçti.' Fâtıma (a.s.) sordu: `Ey Ali, acaba Babamın mezarını ziyarete ruhsat müyesser olur mu?' Ali (a.s.) cevap verip dedi ki: `Ey Fâtıma, müyesser olur. Ancak şu şartla ki, yüksek sesle ağlamayacaksın.' Fâtıma (a.s.) bunun üzerine ayağa kalktı. Ali (a.s.) da O'na yardım etti. Birlikte Ravza-i Mutahhara'ya geçtiler. Fâtıma anamızın gözü Hz. Mustafa'nın mezarına kayınca feryadı, ağlayışı gökte Hz. Allah erişti. Ayakta duramadı. Dilinden şunlar döküldü: "Ey felek, şer'in şifa evini viran eyledin, 345 İbn Esir, Usdü'l-Gabe, c. 5, s. 524
