O’NUN AHLAKI ÖLÇÜ İDİ (7)


Yani, Peygamber Efendimizin sabrı miskinliği içermezdi; mücadelen uzak değildi. Zira, O'nun sabrı, başına gelen olaylardan ziyâde, o hadiselerin arkasındaki İlâhî elin muradına idi. Varlığın nuru ve hilkat sebebi olan Resulûllah Efendimizin teşrifini, Hz. Âdem'den bu yana bütün varlıklar beklemişlerdir. Düşünebiliyor musunuz; bütün insanlığın başından geçen tarih, sevgiler, barışlar, savaşlar, her şey ama her şey Resulûllah'ın teşrifini beklemek içindi! İşte bu muazzam sabrın sonucu ve meyvesiydi Resulûllah Efendimiz. Bütün varlık, O'nun gelişini bekler ve sabrederken bir an bile mücadeleden geri kalmamıştır, her şeye kadere ve oluşa sabretmiştir. Başa gelene kalben ses çıkarmamak, kadere; bir yandan da bütün varlığıyla mücadele etmek ise oluşa iştirakin bir ifadesidir. Bu iki unsurun biraraya gelmesi Peygamberî sabrı oluşturmaktadır. İşte Resulûllah Efendimiz, yüzyıllar süren kutsal bir sabrın sonunda zuhur etmiş; o sabrın gayesi olarak da sabrı tamama erdirmek için hayat sürmüştür. Yani O, bir sabır peygamberi idi. Çile dolu bir hayat yaşaması, meşakkatlere göğüs germesi ve kısa sürede dini tamama erdirmesi ise, yüzyıllar süren sabrın yirmi üç yıla sığdırılmış bir ifadesi idi. Ashab-ı Kirâm da Resulûllah'la beraber, böylesine mukaddes bir sabır zincirinin son halkasını yerine koyma şerefine nâil olmuşlardır. Nasıl ki, Hz. Peygamber'in teşrifiyle, bu nimete nispetle geçmiş anlamsızlaşır; Allah Resulü'nün mücadelesini tamamlamasıyla da geçmiş sıkıntılar ve çileler muhabbete dönüşmüştür. Mü'min de, bu mantıkla yaşayan insandır. Mücadelesi, bugünün mumunu yakmaktır; ama sabrettiği, bu mumu yakmak için verdiği mücadeleler değil; bu mücadelesinin sonunda sönmemek üzere yanacak olan hakikat nurudur. Bu sebeple; Hak dostları mücadele içinde hayat geçirmelerine rağmen, her seferde, "Allah'ım, son nefese Seninle erme zaferini ver", üzülüp kaybeder gibi oldukları anlarda da, "Rabbim; son nefeste yenilgi verme" diyerek gerçek zaferi gözle-