O’NUN AHLAKI ÖLÇÜ İDİ (6)
verir ki bu yönleri de, ne kadar fedâkârane bir yapıya sahip olduklarının bir başka göstergesidir. Bir gün Abdülkâdir Geylâni Hazretleri abdest alırken bir kuş, üzerine pisler. Dönüp bir nazar ederler; fakat kızmadan. Allah, kuşun canını alır. Hz. Pir ağlayarak kaftanını temizler ve müridlerine verir. "Satın da tasadduk edin. Belki Allah, beni affeder" buyurur. Kızmadığı halde gayretullaha dokunuyor. Buna rağmen de suçu kendinde görecek kadar hassas olduğunu görüyoruz. İnsan ister istemez şunu düşünüyor; velinin kızmadan baktığı kuşun canını alan Allah; o veli kulunun muhabbetle bir kez ve bir an nazar ettiği insanları acaba hangi nimetlerle mükâfatlandırır? Başka bir örnek: Bir devirde, bir veliye birileri acaba veli midir, diye denemek için bir tokat atıyorlar. O da mukabele edince, ilk vuran niçin mukabele ettiğini sorduğunda, "Gayretullaha dokunur da Allah vurursa fena vurur; onun için ben vurdum" buyuruyorlar). Görüldüğü üzere, her iki tavır farklı ve zıt görünse de neticede merhametin bir tecellisinden başka bir şey değildir. Bu örneklerden sonra şöyle bir sonuç ortaya çıkacaktır: Resulûllah'ın ahlakında asıl ölçü, tavırları değil; her an Allah'la oluşudur. O'nun ahlakının temeli insana dayanır. "Peki, sonraki devirlerde insanlar kime, nasıl tavır koyacaklarını nasıl tespit edecekler?" şeklinde bir soru aklımıza gelebilir. Cevaben deriz ki: Vahiy yalnız peygamberlere gelir. İlham ise samimi Müslümana Allah'ın lutfudur. Vahiy ile ilham arasında fark olmakla beraber, kaynaklarının aynı olduğunda şüphe yoktur. Öyleyse; Resulûllah'ın ahlakını anlayıp yaşamak, yüce Allah'a yakın olmaya bağlıdır. Yoksa O'nun ahlak hakkında çokça hadis veya malumat bilmek, insanı güzel ahlaka erdirmez; her pozisyonda gerekli tavrı koymasına yardımcı olmaz. Sabır ve tevekkül: O'nun sabrı da, merhameti gibi marazî şekle dönüşmemiştir.
