O BİR SABIR ÂBİDESİYDİ (3)
sırada örtünüp yan üstü yattı; epeyce kaldı. Müslümanlar tehlikeli ortamın heyecanını geçirdikten sonra kalktı, morallerini takviye etmeye başladı ve şöyle dedi: "Allah'ın yardımıyla fethi müjdeliyorum!" Çok tehlikeli olan bu ortam, zerre kadar olsun yüce kumandanın asabını bozmadı. Bu, sabrın çok ötesinde bir sabırdır. Peygamberin sabrının denendiği bir başka alanı; evlat, akraba ve ashabının ölüm sahnelerini izleyelim. Resulûllah'ın kalbi merhametli olduğu halde, şekva etmeden ve usanç getirmeden ibretle nasıl sabrettiğini görelim. Bu sahnelerden birkaç misal: İbn Sa'd, Enes b. Mâlik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Resulûllah'ın huzurunda, İbrahim'in, ruhunu teslim ederken çırpındığını müşahade ettim. Bu sırada Resulûllah'ın gözünden yaş aktı ve dedi ki: Göz, yaş akıtır, kalp de üzülür; fakat Rabbimizi memnun edecek sözden başka bir söz söylemeyiz. Allah'a yemin olsun ey İbrahim, senin için üzüntülüyüz." Yine İbn-i Sa'd Mekhul'ün şöyle dediğini rivayet ediyor: "Resulûllah (s.a.v.), Abdurrahman ibn-i Avf'a dayanarak içeriye girdi. İbrahim o sırada ruhunu teslim ediyordu. Resulûllah'ın gözleri yaşardı. Bunun üzerine Abdurrahman, "Ey Allah'ın Resulü! Bu, başkasının yapmasını men ettiğin şeydir. Müslümanlar, senin ağladığını görünce onlar da ağlayacaktır" dedi. Resulûllah, gözyaşlarının akışı devam ederken şöyle diyordu: "Bu şefkatten ileri gelmektedir; başkasına merhamet etmeyen kimseye merhamet edilmez. Biz, halkı bağırıp çağırmaktan ve insanda bulunmayan şeylerle onu methetmekten men ediyoruz." Şimdi, Peygamber sabrının denendiği hastalık, açlık ve fakirlik alanına geçiyoruz. Burada da O'nu, hiçbir kimsenin yetişemeyeceği, sabrın en yüksek zirvesinde göreceğiz:
