MÜSTEŞRİK MANTIĞI VE EHL-İ KİTAP (14)


gönderilmiş peygamberlerdi. Tevrat ve İncil de o kavme, doğru yolu göstermek için, o devrin şartlarına, o cemiyetin ihtiyaçlarına uygun olarak gönderilmiş kitaplardı. Ancak, Kur'an gerek ihtiva ettiği hükümler, gerekse en son ve en mükemmel kitap olması bakımından bütün zamanlara, mekânlara ve insanlığa gönderilmiştir. Bu sebeple, Kur'an'ın inişiyle, diğer kitapların hükmü kendiliğinden kalkmış oldu. Yani, Kur'an onları neshetti. 2. Resulûllah'ın, "... Eğer Musa hayatta olsaydı, Bana tâbi olmaktan başka bir yol ona asla helal olmazdı" buyurduğunu, daha önce etraflıca izah etmiştik. Hz. Musa'nın hayatta bulunup, Son Peygambere tâbi olması demek, Kur'an'a inanıp onunla amel etmesi demektir ki, bu durumda Tevrat'ın hâlâ uygulanabilirliğini koruduğu iddiası bir yalandır, sinsice bir iftiradır. Kaldı ki, kendinden önceki peygamberler için Hz. Muhammed'e iman etmekten başka helal yol olmadığına göre, ümmetleri için Kur'an'ı bırakıp da kendi kitaplarıyla amel etmek nasıl helal olabilir. Acaba nesh hadisesini reddeden fikir sahiplerinin Yahudilerle aynı görüşü paylaşıp, onların bâtıl iddialarını desteklemelerinin sebebi nedir? Bu davranış hangi mantıkla izah edilebilir? Hem, Cenab-ı Hak, Bakara Sûresi 40-43. ayetlerinde İsrailoğulları'na hitaben, "Namazı dosdoğru (şartlarına, rükünlerine riayet ederek) kılın, devam üzere kılın. Zekâtı ödeyin. Ve rükû edenlerle beraber rükû edin" buyuruyor. Halbuki Yahudilerin namazında rükû yoktur ve namazı cemaatle değil tek tek kılarlar. Namazları Müslümanların namazlarından farklıdır. Bu ayette Yahudilere cemaatle ve rükûlu namaz kılıp, zekat vermeleri yani açık şekilde Hz. Muhammed'in getirdiği İslam dinine girmeleri emrediliyor. Burada, Yahudilere açık bir davet vardır. Bu da bize gösterir ki, Kur'an, Tevrat'ın hükümlerini neshetmiştir ve Yahudiler, kendi dinlerini bırakarak İslam'a girmeye davet edilmektedirler. Diğer yandan, Hâtemü'l-Enbiya Hz. Muhammed'den (s.a.v.)