MAÛNE KUYUSUNDAN PAYIMIZA DÜŞENLER (2)


Resulûllah'ın Necid reisi Ebu Bera'nın mürşid istemesini önce tereddütle karşılayıp hediyelerini bile kabul etmemesi ve; "Necid bölgesinden endişe ederim; Ben dostlarımın hayatından mesulüm" buyurması, tahakkuk edecek felaketi Allah'ın nuru ile keşfetmesi demektir. Ancak bu olayda, bizim bilemediğimiz nice hikmetler, dersler ve de İlahî hesaplar saklıdır. Yine Resulûllah'ın, Ebu Bera'nın kardeşi oğluna kabilelerinin reisi olarak (Tufeyle oğlu Amir'e) mektup yazması, onun bu husustaki endişesini ve mü'minleri korumadaki hassasiyetini göstermektedir. Resulûllah'ınNecid bölgesini irşad için gönderdiği 70 kişilik mürşid heyetinin "Ashab-ı Suffa"dan olması çok manidardır. Zira, Ashab-ı Suffa kendini ilme, amele vermiş, nefis terbiye ve tezkiyesi yaparak kemâle ermiş insanlardan oluşuyordu. Burada şu dersler saklıdır: Tebliğ ve irşad, Resulûllah'a vekâleten yapılır. İrşad ve ikaz görevi, sıradan insanların değil; nefsini tezkiye ile kemâle ulaştırmış ve de irşad için icazet (ruhsat) almış insanların işidir. Bu ulvi görev, Resul-i Ekrem'in müsaadesi ve onayı ile her devirde devam edecek, bu durum kıyamete kadar sürüp gidecektir. Çünkü, tebliğ ve irşad, tahriften korunan İslam'ın asıl hedefidir. Mürşid heyetinin büyük bir ordu ile çevrilerek katliama tâbi tutulması, tarihin nadir kaydettiği korkunç ihanet ve hilelerdendir. Bu olay bize, küfür mantığında ve kafirlerde insaftan hiç eser bulunmadığını; hiçbir ölçü, kaide, kural tanımadıklarını ve özellikle mü'minlere olan hadsiz kin ve buğzlarını göstermektedir. Bu alçakça katliam; aynı zamanda küfrün her devirde hakikat düşmanı olduğunu, zulüm ve karanlığı sembolize ettiğini öğretmektedir. Mürşid heyeti, Maûne kuyusu başında düşmanlar tarafından