İDARECİLERİN HALKLA KAYNAŞMASI (3)


istemesek, şimdi daha onurlu ve güçlüydük şüphesiz... Onu azledersen ne âlâ, aksi takdirde Hemdan kabilesi olarak sana karşı, kıyam edeceğiz, bilmiş ol..." Muaviye, bir kadının ona böylesine pervasızca tehdit savurmasına pek öfkelenmişti. "Beni kabilenle mi tehdit ediyorsun sen?"diye bağırdı. "Seni feci bir halde o Busr dediğin adama göndereyim de gör, dilediğini yapsın sana." Sevde bir an susmuş, gözleri uzaklara dalmıştı. Görkemli bir hatıra zihninde canlanıvermişti, dudaklarından şu şiir döküldü: "Allah o büyük insanın ruhuna rahmetler etsin. Onunla birlikte adalet ve insaf da toprağa gömülüp gitti. Haktan ve dürüstlükten yanaydı daima. Hakkı hiçbir şeye değişmezdi. Hak ile iman bir arada onda." Muaviye, "Kimden söz ediyorsun?" diye sorunca Sevde şöyle dedi: "Hz. Ali'den tabii. Bir defasında zekat memurlarından şikayete gitmiştim. Namaza durmak üzereydi. Beni görünce namaza başlamaktan vazgeçip güler bir yüzle, `Ne var, bir şey mi istiyorsun?' diye sordu. Zekat memurundan şikayetçi olduğumuzu söyleyip, onun yaptıklarını anlattım. Beni dinlerken ağladı. Gözyaşları içinde ,`Ya Rabb'im' dedi, `Sen de bilirsin ki kullarına zulmetmesini söylemiş değilim ona.' Hemen bir besmele ve bir ayetten sonra şunları yazdı: `... Bu mektup eline ulaşır ulaşmaz, sendeki zekat emanetlerini derleyip toparla ve daha sonra göndereceğim adama teslim etmeye hazırlan!' Ardından mektubu da bana verdi. Yemin ederim ki mektubu ne kapattı, ne de mühürledi. Ben de mektubu öylece götürüp o zekat memuruna verim. Görevinden alındı. Ve bizim oradan çıkıp gitti." Muaviye bunları duyunca mecburen, "Şu kadına ne istiyorsa yazıp verin, götürsün" demek zorunda kaldı.1815 1815 Sefinetu'l Bihar, c. 1, s. 671, 672
Scroll to top