HZ. ZEYNEB, DİĞER ESİRLER VE KESİK BAŞLARLA KÛFE’YE GÖTÜRÜLÜYOR (2)
Kurre b. Kaysü't-Temimî der ki: "Bu kadınların geçerlerken Hüseyin (a.s.)'ın oğullarının ve ev halkının cesetlerine rastladıkları zaman ellerini yüzlerine vurarak feryad ettiklerini gördüm. At üzerinde olduğum hâlde, önlerine doğru vardım. Ben hiçbir zaman bunlarda görmüş olduğun kadar güzel kadın manzarası görmüş değilim! Vallahi, onların yüzleri gündeşten daha parlak ve güzeldi. Gördüğüm ve duyduğum şeylerden hiç unutamayacağım şey de, Fatıma (a.s.)'ın kızı Zeyneb'in sözleridir. Zeyneb (a.s.) kardeşi Hüseyin (a.s)'ın yanından geçerken, "Ey Muhammed'im! Ey Muhammed'im! Sana göklerdeki melekler salat ü selam getiriyorlar! Hüseyin ise şu otsuz, bozkır çölde tozlara topraklara, kanlara bulanmış, azaları kesilmiş, biçilmiş, kırılmış, dökülmüş yatıyor! Ey Muhammed'im! Senin kızların esir edilmişler, zürriyetin hep öldürülmüşler! Sabah yelleri onların üzerlerine tozlar, topraklar savuruyor, saçıyor" diyordu. Vallahi o dost düşman herkesi ağlattı." 657 Hz. Fatıma (a.s.)'ın evladı, Hz. Zeyneb ve Ali b. Hüseyin (a.s.) (Zeynelâbidin) ve beraberindekiler Kûfe'ye ve sonra da Şam'a götürüldüler. Zeyneb (a.s.) Kûfe sokaklarında karşılaştıkları getirilen kesik başlara ve esirlere ağlayan ve pişmanlık duyan Kûfelilere, "Susun" diye işaret ettikten sonra şöyle haykırdı: "Ey Kûfeliler! Ağlıyor musunuz? Gözyaşınız hiç kurumasın, çığlığınız hiç dinmesin. Sizin durumunuz iplerini sağlam eğirdikten sonra onu tekrar çözen koca karının durumuna benziyor. Yeminlerinizi aranızda oyuncak hâline getirmişsiniz. Ne kötü bir vebalin altındasınız! Evet, Allah'a and olsun ki, çok ağlamanız ve az gülmeniz gere657 Taberî, Tarih, c. 6, s. 262
