HZ. ALİ, HALİFELİĞİ DÖNEMİNDE FEDEK’İ NEDEN SAHİPLERİNE VERMEDİ? (3)


"Fâtımâ (a.s.)'ın yanına vardım ve O'na Ali (a.s.)'ın nerede olduğunu sordum. `Resulüllah (s.a.v.)'in yanına gitti' dedi. Ben O'nu beklemeye koyuldum. Aniden Peygamber (s.a.v.) teşrif buyurdu. Ali (a.s.), Hasan (a.s.), Hüseyin (a.s.) da O'nunla birlikte idiler. Hz. Peygamber ve Hz. Ali her biri Hasan ve Hüseyin'den birinin elini tutmuştu. Peygamber Ali ve Fâtımâ'yı yanına çağırdı Hasan ve Hüseyin'i dizlerine oturttu. Elbisesini onların üzerine örttü ve şöyle dua etti: Allah'ım bunlar Benim Ehl-i Beyt'imdir. Onlardan pisliği gider ve onları tertemiz kıl."1154 Resulüllah (s.a.v.) Hz. Fâtımâ (a.s.) hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala, kızım Fâtımâ'nın kalp ve azalarını imanla öyle doldurmuştur ki, Allah'ın itaati için kendisini bütün meşguliyetlerden uzak tutmaktadır."1155 Hz. Fâtımâ (a.s.) o kadar kendini Allah'a adamıştır ki, dünya malı için değil yalan söylemek, böyle bir şeyi düşünmeyi dahi aklına getirmeyecek bir yaradılıştadır. Bu bakımdan, O'na iftira atmak, aslında O'nun hakkında nâzil olan ayetlere terstir. Ve bir mânâda ayeti inkardır. Hadislere terstir, Resulüllah (s.a.v.)'in O'nun hakkında söylediklerine, sünnete aykırıdır. Hz. Fâtımâ (a.s.)'ın verdiği mücadelede bir müddet sonra sessiz kalmayı tercih etmesi bazı Sünni alimlerce O'nun verilen hükme razı olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Buna karşılık Ehl-i Beyt alimlerinin kimisi şöyle bir gerekçe getirmektedir: Bazen zalimin güçlü olduğundan dolayı mazlum, düşmanlar karşısında yüz suyunu korumak için sükut etmek zorunda kalıyor. 1154 Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4. Cüz, s. 107 1155 Biharü'l-Envar, c. 43, s. 46
Scroll to top